Barış ve Demokrasi Partisi

Posts Tagged ‘HDK

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), 1 Genel Kurulu’nda partileşerek Yerel Seçimlere, Cumhurbaşkanlığı Seçimine ve Genel Seçime etkin politik müdahale kararı aldı. Genel Kurul Sonuç Bildirgesi’nde şu ifadeler yer verdi: Yazının devamını oku »

BASINA VE KAMUOYUNA

Sizleri Halkların Demokratik Kongresi Meclis Divanı ve Kongre Bileşenleri adına sevgiyle selamlıyoruz. 15-16 Ekim’de Türkiye’nin 20 bölgesinden 825 delegenin bir araya gelerek kuruluşunu ilan ettiği Halkların Demokratik Kongresi, Daimi Meclisini ve Meclis Divanını seçti. Meclis Divanı Levent Tüzel, Ertuğrul Kürkçü, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Prof. Şebnem Korur Fincancı ve Prof. Fatma Gök’ten oluşuyor. Divanın ilk dönem sözcüleri Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü ve diğer iki divan üyesi milletvekili arkadaşımızla karşınızdayız.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) bir mücadele ve kader ortaklığıdır. Bu kongre, güç ve servet sahiplerince itilip kakılmalarını “Allahın hikmeti”ni saymayanların, milyarlarca yoksulun aç, susuz, ilaçsız ölüm uykusuna yatmasına razı olmayanların; soluduğumuz hava, içtiğimiz su, ektiğimiz toprakla birlikte kurutulmaya tahammül etmeyenlerin; pedofillere hoşgörü dağıtılırken parmak kadar çocuklara terörist muamelesi yapılmasına adalet demeyenlerin; erkeklere kölelik etmedikleri için doğranan, boğazlanan taciz ve tecavüze uğrayan, herkesten çok sömürülen hemcinslerinin hakkını arayan kadınların; cinsel yönelimlerinin inkârına “gurur yürüyüşleriyle meydan okuyanların; vicdanı askere yazılmayı kaldırmayanların; rüya gördüğü dilde düşünmek, ana diliyle eğitim görmek, kaderini kendisi tayin etmek için isyan edenlerin; inanç ve kültürlerinin horlanışına tevekkülle boyun eğmeyen, hak yolunda yürüyüş eyleyenlerin; yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz her şeyi ürettikçe yoksulluğa ve yoksunluğa mahkûm edilişine artık yeter diyen emekçilerin; geleceksizlik kaygısı içinde çırpınmaktansa bugünkü dünyanın zilleti içinden başka bir dünya yaratmak için cesaretle sokaklara çıkan gençliğin mücadele ve kader ortaklığıdır.

Bugün sizlerle Türkiye gündemindeki başlıca konulara ilişkin tutumumuzu paylaşmak için bir aradayız. TBMM çatısı altında bulunmak bizi sevgili arkadaşlarımız Ragıp Zarakolu, Prof. Büşra Ersanlı ve binlerce başka tutsağın akıbetinden korur mu bilmiyoruz. Korumayabilir… Sıra belki de bir zamanlar olduğu gibi artık “dokunulmazlıklar”a da gelmektedir. Ama servet ve iktidar hırslarının tutsağı olmuş bugünün muktedirlerine ve onların akıldânelerine Tansu Çiller’in akıbetini de anımsatmak isteriz. O da selefleri Erdoğan ve Gül gibi her türden zulmün eğer “iç düşmanla savaş”a bağlanırsa mubah olduğuna iman etmişti. O da bugün Erdoğan ve Gül’ün iman ettikleri tarzda “iç düşman”lardan “misliyle intikam” almak, onların “altlarını üstlerine getirmek, birliklerini bozmak, evlerine ateş salmak, köklerini kurutmak ve işlerini bitirmek” için akla gelebilecek ve gelemeyecek her türden şiddeti beslemişti. Sonucu biliyoruz. On binlerce ölüm, binlerce tutuklu, yüzlerce yargısız infazdan sonra da savaş hala büyük bir şiddetle sürüp gidiyor, savaş nedenleri nerede ve neden ötürü ortaya çıkmışsa orada ve o nedenle köklerini daha da derinlere uzatarak toplumu kavramaya devam ediyor.

Halkların Demokratik Kongresi çatışmalarda hayatlarını yitiren herkesin aileleri ve yakınların acısını paylaşıyor. Hayatını kaybeden yurttaşlarımız arasında bir ayrım gütmüyoruz. Hakları için mücadele ede geldiğimiz yoksul emekçi ve çiftçi çocuklarının hangi üniforma altında, ya da hangi vesileyle hayatlarını kaybetmiş oldukları bu muazzam trajedi içinde yalnızca bir ayrıntıdır. Onlar hayatlarını kaybettiler, muktedirler iktidarlarını sürdürdüler. Büyük yazar ve şair Bertolt Brecht’in dediği gibi iki tarafta da en çok “analar ağladı”. Özet budur. Ama devletin ideolojik aygıtlarının hummalı çalışması geride kalanların bunun idrakine kavuşmasını zorlaştırdığı nispette çözümün uzağında kalmaya devam ediyoruz.

Van Depremi sadece plansız, çarpık kentleşmenin, kâr amaçlı yapılaşmanın bir ur gibi büyüyerek Türkiye’nin doğusunda da batısında da insan hayatını tehdit etmeyi sürdürdüğünü göstermekle kalmadı. Deprem, medya şimdi örtbas etmeye, unutturmaya çalışsa da kendi eliyle toplumun bağrında büyüttüğü ırkçı nefretin de ne kadar derinlere sirayet ettiğini apansız ortaya serdi. “ Deprem Van’da da olsa…” diye söze başlayanların açığa vurduğu asıl kötülük, onların bunu bir “kötülük olsun” diye söylememiş olmalarındaydı. Onlar o sözleri her gün her yerde, dost meclislerinde ve aile arasında, mahallede ve asla bir tepkiyle karşılaşmaksızın söyleye geldikleri için TV kameraları önünde de iç rahatlığıyla dillendirebildiler. İçlerinden geldiği gibi konuşabilmeleri, karşı karşıya olduğumuz tehlikenin büyüklüğünün farkına varmamızı sağladığı için bir bakıma şans da sayılabilir. Tehlike büyüktür: Çatışma ve savaşın yol açtığı ötekileştirmeyle beslenen ırkçı nefret, doğrudan çatışmaya taraf olmayanları da taraflaşmaya sürüklüyor. Van depreminin tek iyi sonucu, “intikam” çağrılarıyla bu fasit daireyi döndürenlere şimdi “kardeşlik”in değerini hatırlatması olabilir ama bu kadarı, büyüye giden tehlikeyi gidermeye yetmeyebilir.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK), çatışma ve savaşın içinden doğduğu ve karşılıklı olarak beslediği ırkçılığın geriletilmesi ve bir çözüm alanının yaratılmasının en önemli imkânının Türkiye’nin çoğulcu ve çok kimlikli toplumsal gerçekliğiyle yüzleşmesinde olduğunu düşünüyor. Bu çok kimlikliliği Türkiye’nin ırkçılıkla mücadelesinde en değerli hazinesi olarak görüyoruz. Bu yapının görünür kılınması ve bütün toplumsal tarafların sürece etkin müdahalesi Türkiye’yi boydan boya kat eden savaşın sona ermesi ve kalıcı bir barışa ulaşılması için kilit önemde. Halkların Demokratik Kongresi, Türkiye’nin isyan ve çatışma üreten tekçi ve otoriter egemenlik sistemini sorgulayan bütün tarafların çözüm olanakları üretmek üzere bir araya gelmelerini ve Türk-Kürt taraflaşmasının ötesine bakan bir çoğulculuk yeniden kuruluş hamlesi için zemini hazırlamayı amaçlıyor.

Halkların Demokratik Kongresi’nin açılışında da gördüğümüz gibi bu topraklarda yalnızca tek bir ulus yok. Bu resmi ulusçuluğu sadece Kürt halkı da sorguluyor değil. Devlet eliyle kurgulanmış bir Türk-İslam doktrini uyarınca 90 yıldır bastırılan bütün diller, bütün inançlar ve kültürler, bu tekçi egemenlik rejiminin ezdiği bütün toplumsal taraflar yan yana gelerek Türkiye’nin temel sorununu görünür kılabilir ve çözüm alanını genişletebilir ve çok taraflı bir çözüm ve müzakere zemini kurabilirler. Halkların Demokratik Kongresi bu anlamda Türkiye’de yaşayan halklar ve kültürlere kendilerini tanımaları ve kendi suretlerinde yeni bir toplum kurmak için sahip oldukları olanakların farkına varmalarına yardımcı olan bir aynadır.

Halkların Demokratik Kongresi, Erdoğan hükümetinin Kürt Sorununu içinden çıkılmaz bir hale sokmasının bir nedeninin de devletin ırkçı kurgusunu tahkim için 12 Eylül rejiminin yeniden ürettiği Türk-İslam sentezi anlayışını sürdürmesi olduğunu tespit ediyor.  Halkların uluslararası sözleşmelerle de güvence altına alınmış kolektif haklarının varlığını temelden inkâr eden bu anlayış ister istemez Kürt halkının taleplerine de “güvenlik”  bakış açısıyla yaklaşıyor, siyaseti emniyete endeksliyor. Bu yol sonunda, Kürt Sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan isyanın sebeplerini gidermek yerine bugün olduğu gibi Kürt muhalefetini kriminalize etmeye, suçla ilişkilendirmeye, Türkiye’yi bir tür ilan edilmemiş sıkıyönetimle yönetmeye, sivil bir 12 Eylül rejimi kurmaya varıyor.

Halkların Demokratik Kongresi’nin başlıca bileşenlerinden biri olan Barış ve Demokrasi Partisi’ne karşı girişilen güvenlik operasyonları bu koşullar altında anlam kazanıyor. Kürt sorununu bir çözüme ulaştırması için BDP’ye omuz veren aydınlar Prof. Büşra Ersanlı ve Ragıp Zarakolu’nu da önüne katan gözaltı ve tutuklama dalgası, 12 Eylül askeri rejiminden, Çiller dönemi olağanüstü hal uygulamalarından nitelikçe farksızdır ve onlardan farklı bir sonuç vermeyeceğini öngörmek için de tarih ve siyaset bilgisinden hiç nasiplenmemiş olmak gerekir.

Erdoğan hükümetinin perde arkasında PKK liderliğiyle müzakere ettiği konuları halk önünde açıkça konuşmak ve bu müzakerelerde ele alınan çözüm olanakları üzerinde düşünmek ve tartışmak, Türkiye’de siyaset yapan herkesin hakkıdır. Başbakan Erdoğan savaş baltasına sarıldığından bu yana bu müzakereleri ne kadar unutmak istese de halklar bu temaslar sırasında beliren perspektif içinden yürümek istedikleri için suçlanamazlar. Bu çerçevede “KCK operasyonu” adı altında gözaltına alınan ve tutuklananların serbest bırakılmalarını istemeye devam ediyoruz.

Gözaltı ve tutuklamaların değişmeyen dayanağı TMK, bugün AKP iktidarının başlıca siyasal bastırma araçlarından biri, şiddetle hiçbir pratik ilişkisi olmayan muhaliflere doğrultulmuş bir kıskaçtır. Bugün Türkiye’de AKP’ye muhalif her hangi birinin bir “terör örgütü” üyeliği ile suçlanarak hapse konulmaktan bağışık olduğu söylenemez. En yakın örneği Sosyalist Demokrasi Partisi Genel Başkanı ve merkez yöneticilerine karşı gerçekleştirilmiş olan “Ergenekon” üyliği, “KCK üyeliği”, türünden suçlamaların gerçek eylemlerle hiçbir bağı kalmamış, insanlar artan ölçüde kanaat ve düşünceleri nedeniyle hapsedilir olmuştur.  TMK bu haliyle varlığını sürdürdüğü sürece demokratik siyaset ve demokratik bir Anayasa tartışması için uygun koşullardan söz edilemez.

Halkların Demokratik Kongresi, AKP’nin bir tek parti devleti haline gelmiş olmasının demokratik bir çözüm, demokratik bir anayasa için mücadeleyi her zamankinden daha önemli kıldığı görüşündedir. Demokratik bir Anayasa, her şeyden önce Tayyip Erdoğan’ın Başbakanlığında bir tür “şeflik” rejimi halini almış olan yürütmenin yasama ve yargı üzerindeki hâkimiyetini sınırlamayı esas almalı, Başbakan’ın her aklına esenin yasa halini alamayacağı, devletin kanun hükmünde kararnamelerle yönetilmesi yolunu kapatmalıdır.

Bizler Halkların Demokratik Kongresi bileşenleri, Türkiye’deki tekçi egemenlik rejimine yönelik bütün itirazları gerçek bir muhalefet hareketi çevresinde birleştirerek bir iktidar seçeneği kılacağız ve Erdoğan’ın buyruklarıyla yönetilmenin, onun keyfine bağlı olarak siyaset yapmanın kader olmadığını hep birlikte göreceğiz. Kadınlar, Kürtler, emekçiler, doğa ve yaşam için mücadele edenler, gençler, aydınlar, işçilerle omuz omuza. Başka bir Türkiye’nin mümkün olduğunu göreceğiz ve göstereceğiz. 01.11.2011

HALKLARIN DEMOKRATİK KONGRESİ

adına, Ertuğrul Kürkçü, Sırrı Süreyya Önder, Levent Tüzel, Sebahat Tuncel 

Etiketler:

Ankara – BDP Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, Halkların Demokrasi Kongresi’yle sonuçlanan iki günlük kongrenin ardından “İnsanlar çok iyimserdi ve cesurdu. Zor zamanlara cesaret çok önemli” diyor. Bir keşfe çıktıklarını söyleyen Kürkçü, problemleri de “bulmacaya” benzetti, “Bazı bulmacaları çözmekten zevk alırsın, bunlar da zevkli bir problem olarak gözüküyor” dedi. Kürkçü, tabandan doğru örgütlenen kongrenin yeniden tabana dönmesinin ve sabırlı bir şekilde çalışmanın önemli olduğuna dikkat çekti.

Halkların Demokrasi Kongresi’yle sonuçlanan Kongre Girişimi’nin çağrıcıları arasında yer alan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, kongreye ilişkin değerlendirmelerini ANF’ye anlattı.

Bütün katılımcıların iki gün boyunca tartışmalara aktif olarak katıldığına dikkat çeken Kürkçü, “Ben şahsen iki gün boyunca oturup sabahtan akşama kadar tartışamayabilirdim. Oysa herkesin ısrarla tartışmayı sürdürmek, kendisini ifade etmek, program, tüzük ve karar tasarılarına kendi rengini ve fikrini katmak için zamanını bu kadar cömertçe adamasından çok etkilendiğimi söylemem lazım” dedi.

‘İHTİYATLI ANCAK İYİMSERLER’

Delegelerin ihtiyatlı ancak çok iyimser bir yönelim içinde olduğunu belirten Kürkçü, şunları söyledi: “Bu çok önemli. Bu bana geçmiş acı deneyimlerin tadını unutmadıklarını gösteriyor. Ama öte yandan iyimserler. Bu da çok. Çünkü Kürt özgürlük mücadelesi ile yan yana durmak, sıradan solculuk için hiç kolay bir şey değil. Dolayısıyla bu da solcu- sosyalist-enternasyonalist duyarlılığın çok derine gittiğini bana düşündürüyor. Şimdi baskı, zor zamanları. Bu zor zamanlarda insanların böyle göğüslerini gererek ileri çıkmaları, cesaretleri benim için çok önemli. Hakikaten böyle şeyler şimdi cesaret gerektiriyor. Belki 3 yıl önce bu kadar cesaret gerektirmezdi ama şimdi gerektiriyor ve bunların hepsini burada bir arada görüyorum. Belki o yüzden başka hiçbir şeyden etkilenmediğim kadar çok etkilendim. Mesela ÖDP kurulurken de solda genel olarak böyle bir heyecan vardı. Ancak bu heyecan biraz kaynağını geçmişten alıyordu.”

‘BU İLK KEŞİF’

Kürkçü bugün ise tamamen yeni bir yolu denediklerini söyleyerek, “İnsanların, daha kararlı bir biçimde sıfırdan yeni bir şey inşa etmek için yola çıktıklarını görüyoruz. Çünkü bunun evveli yok. Daha öncesinin evveli vardı. Bu evveli olmayan bir ilk keşif, ilk buluş. O açıdan da ben insanları bu buluş heyecanıyla çok dolu görüyorum. Çok olumlu olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

‘BU İŞ ÇOK SABIR GEREKTİRİYOR’

“Tabi ki problem yok değil, problemler var. Bir kere bazı metodolojik problemlerimiz var” diyen Kürkçü, problemlere ilişkin de şunları söyledi: “Farklı toplumsal, politik, kültürel, vicdani mücadele düzeylerini birbiriyle bakıştırmak bakımından aslında elde bilinen bir metot yok. Genellikle sınıf mücadelesi yordamları akla geliyor ya da cephe deneyimleri. Dolayısıyla hem eski alışkanlıkların bizi geriye doğru çekmesi riski var hem de öbür taraftan çok metodolojisini kurmadığımız bir şeyle yürüyeceğiz. O yüzden çok sabır gerektiriyor.”

Tabanda yürütülen bir çalışma ile örgütlenen kongrenin, yeniden kendisini tabanda örgütlemesinin de önemli bir problem olduğunu söyleyen Kürkçü, “Bu kongre hakikaten bölge meclislerinden gelen delegasyonun üzerine oturuyor. Burada yukarıdan aşağıya hiçbir şey yok. Ama bunun kendisi de başlı başına bir yukarısı. Dolayısıyla bunun dönüp kendisini aşağıda yeniden kurması gerekecek. Bu çok zor ve zorlu bir süreç. Çünkü birçok yerde yeterince örgütlü olmayan hareketler bunu derinleştirecekler. Kimi yerlerde ise Kürt özgürlük mücadelesi dişinden tırnağına kadar örgütlü. Mesela Mardin’de bu kongreyi nasıl derinleştireceğiz? Diğer taraftan DTK var. Dolayısıyla bunlar birbirlerine nasıl bakacak. Bunlar da çözülmesi gerekli problemler” diye konuştu.

‘BUNLAR ZEVKLİPROBLEMLER’

Mersin Milletvekili Kürkçü, problemler karşısındaki tutumlarını ise “Bazı bulmacaları çözmekten zevk alırsın, bunlar da zevkli bir problem olarak gözüküyor” şeklinde tanımladı, “Çok iyi niyet var ortada ve bu cesareti kamçılıyor. Herkesin yapıcı olduğunu görüyoruz. İnsanlar bu iş ‘olsun’ diye uğraşıyor” dedi.

‘TARİHİ BİRŞEY YAPIYORUZ’

“Tüm bunlarla birlikte ben aslında çok tarihi bir şey yaptığımızı düşünüyorum” diyen Kürtçü, çeşitli ulusal topluluklardan delegelerin kongreyi 13 dille selamlamasının bile başlı başına çok önemli olduğuna vurgu yaptı.

Kürkçü, Türkçe selamlama yapılmamasına ilişkin olarak bazı gazetelerde yer alan haberlere ise tepki göstererek, şu eleştirilerde bulundu: “Orada kendimize haksızlık yaptığımızı bugün gazeteleri görünce anladım. ‘Türkçe temsil edilmemiş’ deniliyor. Baştanbaşa her şeyin Türkçe olduğu bir yerde, Türkçenin bir daha temsilini, diğer azınlıkların yanı sıra, ‘ben de Türküm diye ortaya çıkmak’… Yani Sırrı Süreyya Önder bir espri yaptı ama sonuçta bütün kötü insanlar üstüne atlamışlar bunun. Aydınlık Gazetesi ve Ulusal Kanal, ‘salonun yarısı boştu’ diyor. Salonun yarısı boş değildi, biz kendimize yetenden iki katı büyük bir salonda toplantı yapmak zorunda kaldık. Aslında bütün delegeler gelmişti. Bu tür küçük vukuatları bir yana bırakırsak, her şey, benim varsaydığım ortalamadan daha iyi gidiyor. Bu benim için çok ümit verici.”

‘AYDINLARIN FİKRİ KATILIMI YÜKSEK’

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, aydınların katılımıyla ilgili bir soru üzerine şu yanıtı verdi: “Aydınların fiziki katılımı düzeyinde bir darlık, görünmezlik var. Fakat burada olmayanların büyük bir çoğunluğu hareketle zaten irtibatlılar. Her şeyin aceleye gelmesinden, kaçınılmaz protokol işlerinin biraz savsaklanmasından doğan bir sorun var ortada. Düzenlemede bir beceriksizlik ve telaştan kaynaklanıyor. Ben, fikri ve manevi katılımın çok daha yüksek olduğunu biliyorum.”

‘GENÇLİK MÜCADELESİ DAR ALANDA’

Gençler bakımından ise katılımın az olduğunu belirten Kürkçü, bu durumda Türkiye’deki gençlik mücadelesinin dar alanda seyretmesinin etkili olduğunu belirtti. Kürkçü, Kürt gençlerinin de bu tip oluşumlara ilgi göstermediğini söyledi, “Kürt gençliği çok hareketli fakat Kürt gençliği politik tartışmalara değil mücadeleye daha çok ilgi gösteriyor. Ama onlarla temastayız” dedi.

‘KONGRE GENÇ TEMALARLA HAREKET ETMELİ’

Kürkçü, kongrenin hala genç temalarla hareket etmediği eleştirisinde bulunarak şunları söyledi: “Gençten kastım şu: Mesela bilişim özgürlüğünün çok önemli bir konu olarak devşirilmesi için hala vakit var. Herkes bunun farkında fakat nasıl yapacağını bilmiyor. İnternet yasaklarına karşı 30–40 bin kişi sokaktaydı ve onları bizim içerebilmemiz lazım. Ya da pop kültür ve onun eleştirisi üzerinden kurulacak başka mücadele düzlemleri var. Vicdani ret felsefesi değil, harbiden askerliğe karşı söylem, pek çok gençle yeniden teması sağlayacak, bu tür temaları devreye sokmamız gerekir. Genç kadınların ayrıca mücadeleyle ilgisi bakımından yol yordam düşünmek gerekir. O anlamda gençlerle ilgili eleştirinin haklı olduğunu düşünüyorum.”

Kürkçü, kadınların kongreye katılımlarının yüksek olduğu değerlendirmesinde bulunarak,“Delegelerin yarısı kadın olacak diye sürekli örgütleri zorladık. Bu zorlamanın bir karşılığı oldu. Kadın katılımı oldukça yüksek gerçekleşti” dedi.

‘LGBT BİREYLERİ UNUTMADIK’

Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü, dünkü konuşmasında LGBT bireylere yer vermemesiyle ilgili gelen eleştirilere üzerine de şunları söyledi: “Talihsiz bir durum olmuş. Onları unuttuğumuzu düşünmüşler. Tam da öyle değil. Her konuşanın her şeyi sayması halinde konuşmaların bitmemesi ihtimali vardı. Konuşmacılar olarak kendi aramızda paslaşmadaydık. Ben şahsen ana doğrultular üzerinden konuşmayı tercih ettim. İhmal etmekten ziyade vakit yoktu ama tabi ki ihmal edilen onlar oldu. Bugün pankartlarının kaldırılmasından yakınmışlar haklılar, kaldırılmamalıydı.Bütün bunlarda şöyle bir yan da var: Bazen bütün bu ‘laf-sus’ların bir anlamı oluyor. Zihnimizin gerisine ittiğimiz meselelerde gerisinde kalmış oluyorlar. Haklılar. Kendimizi eğiteceğiz. Onlar da hemen küsmemeli, dayağa devam etmeli.”

ANF NEWS AGENCY

Etiketler:

Nüve dergisinde yayımlanan ropörtajından:

Kongre Girişimi’nden (Halkların Demokratik Kongresi – HDK) çok ümitliyim. Buradan önemli bir zeminin doğacağını düşünüyorum. Çok çalışmamız lazım. Kendiliğinden olacak bir şey değil. Kongre Girişimi’nin daha çok genişlemesi gerekiyor. Orada EDP’nin de içinde bulunduğu örgütlü yapıların olmuş olması daha önce yaşananlar bakıldığında elbette bir soru işareti uyandırıyor. Hepimiz o soru işaretinin farkına vararak davranması lazım.

Eğer örgütlü yapılar Kongre içinde kendi örgütlerini büyütmeye çalışırlarsa proje çöker. Buradan anında uzaklaşmak lazım. Dışarıda zaten partiler duruyor. Kongreyi ortak bir zemin haline getiriyoruz. Orası bizim partimizin alanı değildir artık. Orası bir kongre alanıdır. Özerk, özgün bir alandır. O alana giden arkadaşlarımızın bunu bilerek siyaset yapmaları gerekiyor. Zaten kırmızı çizgileri örtüşen hareketler orada bir araya geldiler. Oranın bir meclisi olacak ama biz partilerimizle yürümeye devam edeceğiz. Yani Kongre bir platform halinde devam edecek.

Buradan bir yeni parti çıkar veya çıkmaz, onu zaman gösterecek. Ama Türkiye için Kongre Girişimi önemli bir şanstır. Kongre Girişimi’ni biz şöyle kurguladık: Bütün Türkiye’ye seslenen bir vicdan hareketine dönüşmesi lazım. Şu andaki bileşenlerine baktığımız zaman örgütlü yapıların dışında çok önemli bileşenleri var Kongre’nin. LGBTT bireyleri var, Pembe Hayat Derneği var, Kaos GL var. Karadeniz İsyanda ve çevreciler var. Bir sürü gayrimüslim topluluk var. Dolayısıyla çok zengin ve nihayet bütün mağdurların birleştiği bir yapı. Yeter ki örgütler orada alan büyütmeye çalışmasın.

Etiketler:

TBMM’de 36 milletvekiliyle temsil edilen Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku, şimdi yeni katılımlarla büyüyerek bir Kongre hareketine dönüşüyor.

Halklardan, ezilenlerden, yok sayılanlardan, emekten, özgürlükten, doğadan, eşitlikten, barıştan ve demokrasiden yana olanlar gerçek bir alternatif yaratmak için örgütleniyor.

BDP’nin desteklediği Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku olarak, 12 Haziran genel seçimlerinde kazandığımız büyük başarıyı daha yaygın ve kalıcı bir niteliğe kavuşturmak için, seçim döneminde ortaya koyduğumuz hedeflere uygun olarak halk inisiyatifleri üzerinde yükselen güçlü bir demokratik halk seçeneği inşa etmek üzere harekete geçiyoruz.

TBMM’de 36 milletvekiliyle temsil edilen Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku, şimdi yeni katılımlarla büyüyerek bir Kongre hareketine dönüşüyor.

Hedefimiz, emek, özgürlük, eşitlik, barış ve demokrasi güçlerinin toplumsal mücadelelerine siyasal bir bağlam kazandıracak bir Kongre yoluyla, baskı ve sömürüye dayalı mevcut iki kutuplu siyasal rejime karşı toplumsal ve politik bir seçenek yaratmak, parlamenter demokratik mücadeleleri ve halk hareketlerini bu toplumsal temele dayanarak büyütmek.

Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’nun bileşenleri olarak toplumsal, politik, ekonomik haklar; inançlar, kültürel kimlikler, toplumsal cinsiyet, cinsel kimlik ve yönelimlerin hakları için ve yeryüzünün ve doğanın yıkımını durdurmak amacıyla mücadele eden parti, hareket ve güçlerin sözcüleri ile ortak bir mücadele zemininde buluşuyoruz.

Kongre çalışmalarımız BDP-Blok milletvekilleri Gültan Kışanak, Levent Tüzel, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’nün yer aldığı bir koordinasyonun çağrısıyla başlatılmıştı.

İstanbul’da, 20 Ağustos 2011’de düzenlediğimiz toplantının ardından Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloku’nun bileşenleri olan siyasi parti ve grupların* yanı sıra, sendika, emek ve meslek odaları temsilcileri, sosyalistler, demokratlar, devrimciler, yeşiller, anarşistler, feministler, savaş karşıtları; kadın hareketlerinin, LGBT örgütlerinin, çevre ve ekoloji mücadelelerinin, engellilerin, Alevi dernek ve oluşumlarının, Ermeni, Süryani, Çerkes, Gürcü, Laz ve Arap çevrelerinin temsilcileri ile kanaat önderleri, aydın ve akademisyenler olarak, yerellerden başlayarak örgütlenecek bir Kongre’nin toplanması için harekete geçmeye karar verdik.

20 Ağustos’ta yaptığımız toplantıda siyasal süreci de değerlendirdik. Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmek istendiği bu süreçte, Türkiye’de savaş politikalarının ön plana çıkartılmasının bir tesadüf olmadığı belirtilerek şu görüşler dile getirildi:

“Böylesi bir süreçte, Türkiye’nin tüm renklerinin ve barıştan, özgür, eşit bir yaşamdan yana olan tüm demokrasi güçlerinin, Kongre’de bir araya gelmesi, Türkiye’yi iç savaşa sürüklemek isteyen politikalara karşı verilebilecek en anlamlı yanıt olacaktır.  

Bizler Türkiye’nin demokratik direniş güçleri olarak, AKP hükümetinin Kürt halkının demokratik taleplerini şiddet politikaları ile bastırmasına ve Türkiye’yi bir iç savaşa sürüklenmesine seyirci kalmayacağız. Gücümüz, emeğimiz, sözümüz her zaman savaşın karşısında, barışın yanında olacaktır.”

Etiketler:

(Bianet)

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku bileşenlerinden oluşan Kongre Girişimi 15-16 Ekim’de 826 delegeyle Ankara’da toplanacak. Bu noktaya gelene kadar 20 bölge ve 81 ilde toplumsal muhalefeti oluşturan çeşitli gruplar, sivil toplum kuruluşları ve yerel halkla bir arada toplantılar yapan Girişim, hafta sonu Ankara’daki toplantıda “Kongre”yi somutlaştıracak.

Emek, Özgürlük, Demokrasi Blok’u İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’le girişimin Çatı Partisi’nden Kongre Hareketi’ne dönüşmesini, bu süreci tetikleyen dinamikleri ve gelişimini konuştuk.

Kongre Hareketi ortaya çıkarken hangi ihtiyaca tekabül ediyordu, nasıl şekillendi?

Birincisi, Blok’un seçim manifestosu baz alındı. Blok oluşturulurken bunun sadece bir seçim ortaklığı olmadığı, daha stratejik bir ortaklığa doğru evrileceği bu görüşmelerde karar altına alınmıştı. Seçim sonrasını da hedefleyen bir platforma dönüşecekti.

Adı baştan Çatı Partisi’ydi. Fakat süreç, öncelikle Blok’un büyük seçim başarısı bizi daha umutlandırdı ve hızlandırdı. Siyasal yapıların kendilerini feshetmemesi, parti lafının kavramının ideolojik birlik içermesi gibi pratik ve teorik sorunlar baş gösterince bir kongre oluşumuna gitme fikri ağır bastı. Bu kongre bütün bileşenleri kapsayacak, daha sonra kendi partisini de kuracak ama partiye katılmak istemeyen yapılar için bir şemsiye örgüt olarak varlığını idame ettirecek diye düşündük. Pratik ve teknik olarak böyle başladı.

Siyaseten de ülkedeki iktidar alternatifi, bırakın ana muhalefeti, bir iktidar alternatifi olabilmek için bu taban temsiliyetinin en yaygın biçimde temsil edilmesi ve bunlarla yeni arterler oluşturulması bir acil ihtiyaçtı. Siyaseten Kongre Girişimi bu ihtiyaca bulunmuş cevabın adıdır.

Kongre Girişimi nasıl tepkiler aldı?

Öncelikle Kongre’ye en mesafeli duran siyasal yapılarda bile bir selamlama ve içtenlikli bir başarı dileme vardı. Türkiye Komünist Partisi (TKP) hariç diğer tüm yapılar belli bir dönem içinde bulunma arzularını beyan ettiler. Bu önemliydi. Bundan önceki ittifak görüşmelerinde bu iş genellikle kavgalarla biterdi ama diyelim ki en mesafeli duran TKP bile resmi görüş olarak bir başarı dileği kaleme aldı. Bu anlamda herkesten bir hüsnü kabul gördük. Tabii ki siyaseten günlerce tartışılabilir ama herkesten bu oluşumun, içinde yer almayacaksa bile yol alabilmesi için teşvik niyeti gördük, gözlemledik.

Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP), TKP ve Halkevleri yakın zamanda Kongre’de olmayacağını açıkladı. Bundan sonra…

Bizim açımızdan gözlemci olarak ya da kendilerinin belirleyeceği başka bir statüde varlıklarını sürdürmeleri bizi sadece onurlandırır. Bunu tartışmayız bile; nasıl isterlerse bu yapı içinde kendilerini öyle konumlandırabilirler.

Kongre Girişimi sürecinde yapılan çok sayıda toplantı süreci nasıl etkiledi?

Yine seçime bir atıfta bulunarak başlamak istiyorum: Blok üç milyon oy aldıysa, yaklaşık üç milyon insanın da kalbine girdi; o insanlar da umutlandılar başarımızla. Ya da kalbi burada olduğu halde iktidardan kurtulmak için CHP’yi tercih eden insanlar oldu. Bunlar süreci izliyorlar bence. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) geldiği içler acısı hal insanlarda bir alternatif arayışı ihtiyacı olarak kendini dayattı.

İkincisi; aşağı yukarı her bölgede mutlaka bir vekil arkadaşın katılımıyla toplantılar yaptık. Kişisel gözlemime göre, insanlardaki beklenti, bizim çalışma düzeyimizi ve ön hazırlığımızı kat be kat aşan bir coşkuya ve umuda tekabül ediyordu. Hem sevindirici hem korkutucu yaygın bir beklenti! O zamanki adıyla Çatı, şimdiki adıyla “Kongre gelecek bütün dertler bitecek” gibi bir beklenti var. Bu bizi hızlandıran bir tespit oldu. Bunun böyle olduğunu görünce çalışmaları hızlandırdık.

Bu konuda bir şiarımız vardı: Toplumsal alanı siyasallaştırmak, siyasal alanı toplumsallaştırmak gibi bir düsturla yola çıkmıştık. Bu anlamda gerek çevre örgütleri gerek LGBT bireyler, gerek etnik temsiliyetler, engelliler, işsizler, gençlik, bu anlamda kadınlar bu anlamda bugüne kadar politize olmamış, herhangi bir örgütlülük içine girmiş ya da politik duruşun itirazın içinde olmamış insanlardan bile yoğun bir talep var. Hatta en aktif katılımcılarımızın onlar olduğu bile söylenebilir. Bir yandan çok doğal kitle tabanıyla Kongre Hareketi önemli bir buluşma gerçekleştirdi. Bunu da bu yereldeki toplantılarda gözlemledik.

Kongrenin bir tüzüğü olacak mı?

Onu bu Kongre’de oluşturacağız. Bir anlamda da tüzük kongresi diyebiliriz. Çeşitli taslak metinler var. Onları sunacağız, yeni önerileri alacağız. Ortak bir noktaya varacağız Kongre’de.

Kongre’nin nasıl bir işleyişi olacak?

Onu önceden söylemek Kongre’nin iradesine saygısızlık olabilir. Aslında herkesin kafasında modeller var ama sözü Kongre’ye bırakmalı. Temsili demokrasiye hiç itibar etmiyoruz, yetkilendirmeler yok, en yaygın taban katılımıyla bütün bu andığımız şeylere Kongre’de karar verilecek.

Kongre’nin öncelikleri ne olacak bundan sonra?

Emek, hak ve özgürlük eksenli bu ülkenin gündemini belirleyeceğiz. İtirazlarımızı kolektifleştireceğiz. Taleplerimizin takipçisi olacağız.

* Kongre Hareketi’ni oluşturan bileşenler: Barış ve Demokrasi Partisi, Demokrasi ve Özgürlük Hareketi, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi, Emek Partisi, Eşitlik ve Demokrasi Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, İşçilerin Sosyalist Partisi, Hak ve Özgürlükler Partisi,Kaldıraç, Köz, Sosyalist Birlik Hareketi, Sosyalist Dayanışma Platformu, Sosyalist Demokrasi Partisi, Sosyalist Gelecek Parti Hareketi, Toplumsal Özgürlük Platformu, Türkiye Gerçeği, Yeşiller Partisi.

Etiketler:

(DEMOKRAT HABER ÖZEL / MEHMET GÖCEKLİ)

Kongre Hareketi hakkında okurlarımızı bilgilendirmek istiyoruz. Çalışmalar ne durumda?

Teşekkür ediyorum, böyle bir imkan sağladığınız için. Öncelikle bir düzeltmeyle başlayayım. Bu oluşum hakkında Kongre Hareketi, Blok Partisi, Çatı Partisi, Kongre Hareketi Girişimi vb. çeşitli ifadeler kullanıldı bu zamana kadar. Ancak bundan sonra sadece Kongre Girişimi ifadesini kullanma yönünde bir karar aldık. Diğer ifadeler belki başlangıçtaki arayışlar ve tartışmalar içinde dile gelmiş olabilir. Ancak artık bir dil ve ifade birliği yaratmak amacıyla ve yaptığımızı en iyi anlattığını düşündüğümüz için Kongre Girişimi kavramını kullanıyoruz.

 

“HALKLARIMIZIN SEÇENEĞİNİ YARATMAYA ÇALIŞIYORUZ”

Kongre Girişimi ile yeni bir şey yapıyoruz. Biz de aslında başlangıçta eski kavramlardan yola çıktık, ama yeni bir şey yaptığımızı, yaparken daha fazla anlamaya başladık. Dolayısı ile bu yeni durumun diline uygun olarak, yeni bir dil de geliştirmeye çalışıyoruz. Yapmaya çalıştığımıza mümkün olan, en geniş demokratik mücadele dinamiklerini bir araya getirmek ve bunların bir ortak çalışmasını düzenleyerek, halklarımızın seçeneğini yaratma arayış ve yönelimi diyebiliriz.

Son on yıldır, bütün bir Türkiye’nin muhaliflerinin, dışlananlarının, haklarından yoksun bırakılanların, gadre uğrayanların bir araya geleceği bir alternatif oluşturma sorunu gündemimizde. Bunun için birçok çaba oldu, bunlar genelde seçimler döneminde yoğunlaştı. En son 12 Haziran seçimlerinde bir Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku oluştu. Blok, bütün ezilenler adına önemli bir başarı kazandı. Bundan sonra tüm taraflar oturup “Ne yapalım?” diye düşündüler. Bu bloğun halka bazı taahhütleri vardı zaten. Başlangıç noktamız o olmakla birlikte artık blok değiliz, yepyeni bir durumla karşı karşıyayız. Seçimlerdeki bloğun başarısı buna ivme kazandırdı. Bloğun başarısını sahiplenen, arkamıza alan, bunu muhalif güçler adına bir başarı addedenleriz. İnsanların o zaman bloğun içinde olup olmamasına bakmıyoruz. Bu itici kuvvetle daha geniş bir birliğin nasıl oluşabileceğine bakıyoruz.

Bu ülkeyi yöneten egemenlerin iki farklı kesimi (Türk-İslam sentezci, işbirlikçi, neo-liberal politikaların temsilcisi, kendine müslüman, din bezirganı bir taraf; ulusalcı, statükocu, gırtlaklarına kadar şoven bir diğer taraf) karşısında halklarımızın birleşik bir alternatifini oluşturmak istiyoruz.

Bütün Anadolu, Mezopotamya ve Trakya’nın tüm halklarının bunun içinde olmasını istiyoruz. Ama aynı zamanda bütün ezilenlerin, işçilerin, kadınların, LGBTT bireylerin, HES mağdurlarının ve tüm gençliğin olmasını istiyoruz. Ezilen ulusal toplulukların temsil edilmesini istiyoruz.

Lazlar, Süryaniler vb. ulusal topluluklar kendilerini ifade edecek zemin bulamıyor. Ezilen inanç toplulukları var. Demokratik Alevi Hareketi var, aydınlarımızın, sanatçılarımızın olmasını istiyoruz. En geniş kesimleri birleştiren bir zemin yaratmak istiyoruz. Bunun kongre tarzı bir örgütlenmeyle mümkün olduğunu gördük. Çalışmalar içinde bu daha iyi keşfedildi. O nedenle kendimizi “Kongre Girişimi” olarak tarifledik…

 

Peki bu girişimin sonunda ne olacak?

Ekim ayının 15-16’sında Ankara’da bir kongre toplayacağız. Buraya 810 civarında delege katılacak. Delegelerimizin 690’ı bölgelerden gelecek, 120 kadarı da kontenjan diye tarif ettiğimiz yerden gelecek.

Meclisimizin %50’si kadın, %50’si erkek olacak, %60’ı kurum, 40’ı bireylerden gelecek. Kurumlar dediğim, sadece siyasi örgütler değil; sendika, platform, kadın örgütü, LGBBT örgütü, dernek vb.. Yani dar anlamda siyasi bir örgütü kastetmiyoruz kurum diyerek. Kontenjanın bir kısmı da aydın, sanatçı, akademisyenler, toplumda simge olan insanlar olacak, bunlar mutabakatla çağırılacaklar.

Bu kongre altı ayda bir toplanacak, yılda bir defa delege seçimi yaparak delegelerini yenileyecek. Kongrenin içerisinden bir meclis seçeceğiz. Bu 100 kişilik bir daimi meclis olacak. Muhtemelen iki kongre toplantısı dönemi arasında bu meclis kongrenin eğilimini dikkate alarak siyasal kararlar veren, güncel konulara yanıt veren bir meclis olacak. Meclisin içinden 25 kişilik bir yürütme kurulu seçilecek, bu da siyasi bir merkez gibi çalışacak. Kastım şu, ülkemizin önünde füze sorunu varsa, Kürecik’in bir üs olarak kullanılması gündemi varsa, biz de bunu gündemimize alacağız, yarın kadın cinayetlerini gündemimize alacağız. Bugün BDP’li politikacılar gözaltına alıp tutuklanıyor, onu gündemimize alacağız. Veya gençliğin parasız eğitim talebini gündemimize alacağız.

Yani gündemimiz temsil etme iddiasında olduğumuz tüm toplum kesimlerinin gündemini içerecek. Talepleri temsiliyetleri ve mücadeleyi ortaya koyuşuyla tüm bunları sahiplenecek, dolayısıyla bunları içeren ve aşan bir şey olacak.

 

“BİLEŞENLER KENDİ VARLIKLARINI KORUYACAK”


Peki parti kurulacak mı?

Kongremizin aynı zamanda parti kurma kararı almasını bekliyoruz. Henüz bu tarif edilmiş bir şey değil. ‘A’ partisi gibi bir parti diye tarif edilmiş değil. İsmi ne olursa olsun kendisi çatı olacak. Organik bir parti mi, yoksa seçim partisi mi diye konuşacak olursak, daha çok seçim partisi türünden bir parti olacak. Bileşenler kendi varlıklarını koruyacak. Kendilerini feshetmeyecek, ancak isteyen bitirebilir de. Biz, -deyim bana ait olmak üzere- “partilerin partisi” gibi bir şey kuracağız, bir üst örgüt. Bu en çok da seçim dönemindeki mücadelede önemli bir işlev yerine getirecek. Bu gündemimizde, genel eğilim bunun kurulması yönünde. Ama bunun zamanlaması, yapısı gibi konular aramızda tartışılıp olgunlaşacak. Sanıyorum ki kongre kendi varoluş sürecini derinleştirirken parti kurmayı kolaylaştıracak bir zamanlama yapacak, ona göre bir planlama geliştirecek. Bunu öngörü olarak söylüyorum.

 

Çalışmalar nasıl yürütülüyor?

Kongre girişimi çalışma tarzı olarak; bir hazırlık komisyonumuz var. Bu komisyon her salı toplanıyor. Otuz civarında kurum ve bireylerden oluşan arkadaştan oluşuyor. Bunun içerisinde oluşturulmuş bir örgütlenme koordinasyonumuz var. Ve ayrıca da tematik gruplar dediğimiz ulusal guruplar, inanç gurupları, emek örgütleri, aydınlar, sanatçılar, akademisyenlerle ilgili çalışmayı yapan, LGBBT bireylerle ilgili, kadınlarla ilgili çalışmaları yapan tematik guruplarımız var. Bunlar da kendi alanlarında hem düşünce oluşturma, hem genişleme çalışması yapıyorlar.

Bütün bir Türkiye siyasi coğrafyasını 20’ye ayıran bir düzenleme yaptık. İstanbul tek başına bir bölge, değişik illeri de 19 bölgeye gruplandırdık, oraların sosyo-ekonomik ilişkilerini vs. göz önüne alarak. Bu 20 bölgenin genel delege profilini oluşturmaya çalıştık. Ve hazırlıktan sorumlu arkadaşlarımız bu 20 bölgenin her birine gidip şu çalışma tarzını uyguladılar; İlk olarak bir örgütleyiciler toplantısı dediğimiz bir toplantı yapıyoruz. Yani bu kongre girişimi çalışmasını organize edecek arkadaşları bir araya getirip 30-40 kişilik toplantılar yapıyor. Bazen daha kalabalık toplantılar oluyor. Burada bölge hazırlık komisyonu kuruluyor. Burada il ve ilçe hazırlık komisyonları kuruluyor. Bu 1. aşamamız, bunu izleyen, halk toplantıları aşaması. Burada amacımızı, niye bir araya geldiğimizi anlatıyoruz. Ne bekliyoruz, ne vaat ediyoruz.

Son 15-20 gündür onlarca halkı bilgilendirme toplantısı yaptık. Birçoğuna vekil arkadaşlarımız da gidiyorlar. Ayrıca, bir program-tüzük komisyonumuz var. Kongreye sunacağımız bir tane program taslağı hazırladık, ona gelen eleştirileri topluyoruz, bunlardan yararlanarak taslağı son haline getireceğiz. Ama yayınlanmış, resmi bir taslağımız da var şu anda. Niyetimiz illerde ve ilçelerde halk inisiyatifi olarak meclisler kurmak. Bunları en geliş katılımlarla oluşacak kurumlar olarak düşünüyoruz. Şu andaki çalışmalarımızı aynı zamanda, meclise girişimi çalışması olarak da, bunun başlangıcı olarak da düşünüyoruz. Ama bunlar süreç içerisinde ilerleyecekler.

Biz bunların hakikaten halk iradesini ve inisiyatifini yansıtmalarını istiyoruz. Bunu gerçekleştirme görüş açısı ve kararlılığımız var. Tabii eşit gitmiyor. Bölgelere göre, yerel durumlara göre. Mücadele dinamiklerinin kompozisyonuna göre, yerden yere değişebiliyor da. Genel bakış açımız ve yönelimimiz bu.

 

“HAYATIN BİZİ BEKLEMEDİĞİNİ GÖRÜYORUZ”

Peki kongre girişimi istenilen genişliğe ulaştı mı sizce?

Şu anda ifadeler bana ait olmak kaydıyla, siyasi açıdan düşünecek olursak, ilerici, sosyalist, sol vb. hareketimizin en enternasyonalist kesimlerini kapsadığını söyleyebilirim. Fakat mücadele eden dinamiklerimiz bundan daha geniş. Bu dinamiklere de biz gittik, çağrılar ve görüşmeler yaptık. Özellikle bir partinin ismini vermek istemiyorum ama sol, sosyalist çevrelerde ismi ve tarihiyle bilinen belli başlı bütün güçlere götürüp anlattık. Hatta vekil arkadaşlarımız bazılarıyla gidip tartışma yürüttü. Katılımları için çaba harcadık. Bazıları bizim kuruluş aşamamızda gelip toplantılarımızda görüşlerini açıkladılar, başarı dileklerini açıkladılar, gözleyeceklerini ve dirsek temaslarını muhafaza edeceklerini açıkladılar. Aktif gözlemci olacağını bildirenler oldu.

Bu aşamada istenilen genişlikte olduğunu tabii ki söyleyemem. İstenilen genişlikle gerçekleştirilebilir genişlik arasında tabii ki bir fark var. Şunu söyleyebilirim rahatlıkla, biz hem mümkün ve olanaklı en geniş bileşimi elde etmek istiyoruz, hem de bugün gerçekleştirilebileni de gerçekleştirmek istiyoruz. Yani en geniş olsun, işçiler, sanatçılar, kadın örgütleri, doğayı koruma örgütleri, gençlik hareketleri, köylü hareketleri, inanç gurupları, ulusal topluluklar vs. katılsın, tam bir Anadolu, Mezopotamya fotoğrafını elde etmek istiyoruz, ama bugün gerçekleştirilebilir olandan da kopmak istemiyoruz. En geniş olsun adına ertelemek gibi bir lüksümüzün olmadığını düşünüyoruz. Bir yandan ülkede savaş tırmanıyor, insanlarımız ölüyor, askerler de, emekçi çocukları, dağdakiler de, hepsi bizim çocuklarımız. Savaş sürdükçe kan kaybediyoruz. Bir yandan işbirlikçi neo-liberal politikalarıyla hükümet işçilerin kıdem tazminatını, işçi haklarını hedef alıyor, bir yandan her gün birkaç kadın öldürülüyor, doğamız talan ediliyor, Anadolu tarihiyle hesaplaşıp yaralı halklarımızın yaralarını sarmamız gerekiyor. İnanç gruplarının, varlıkları, eşit yurttaşlık hakları önümüzde duran ve gündemimiz olan konular. Hayatın bizi beklemediğini görüyoruz. Buna müdahil olmak gerekiyor.

Bugün elde edilebileni elde ederek, genişlemeye devam edeceğiz. Şu anda şunun açığa çıkmasını istiyoruz; En geniş çevreleri bir araya getirme yönelimimizin ve muradımızın şu anki hareketimizde de açığa çıkmasını istiyoruz. Bunun için çok çaba harcıyoruz. Onun için mesela kongremizin yüzde altmışı kurumlardan, yüzde kırkı bireylerden derken, bu yüzde kırkla ilerici hareketin bir şekilde örgütsüz kalmış fakat bir şeyler yapmak isteyen insanlarını da bu çalışma içine katmak istiyoruz. Toplumdaki potansiyele karşılık olmak istiyoruz. Şu anda keşfettiğimiz şey kongre girişiminin kendisini ortaya koyduğu ölçüde, toplumun ihtiyaçlarına yanıt verip pozitif bir yanıt alabileceğini düşünüyoruz. Ki şu anda pozitif bir karşılık alıyor zaten, ama yine de bir ihtiyat var. “Acaba tekrar hayal kırıklığı mı olacak, yoksa başarılı mı olacak?” deniyor.

 

“ÇATI PARTİSİ LAFINDAN YOLA ÇIKARAK YİNE BİR ŞABLONU TEKRARLADIK”


Tam bu noktada, kongre girişiminin başarılı olmasından kaygılarınız, tedirginlikleriniz var mı? Hangi konularda hassasiyet göstermek gerekir?

Bir tanesi şu; tarihin birçok anında en geniş birlikler adına o gün mümkün ve gerçekleştirilebilir olan geriye atıldı ve yapılamadı. Bu doğru değildi, artık bundan çıkmamız gerekiyor. Hem en geniş birliktelikleri isteyip çaba harcamalıyız, hem de o anda mümkün olan için de onu yapmamız gerekiyor.

İkincisi şu; biz daha önceki bütün deneyimlerimizde bildiğimizi tekrarladık. Bildiğimiz bazı şablonlar vardı, bunları tekrarladık. Aslında bu işin başında da çatı partisi lafından yola çıkarak yine bir şablonu tekrarlamak için yola çıktık. Başlangıçta böyleydi, fakat tartışmalar içerisinde parti kongre önerisi kullanıldı, bu tartışma, bu öneri, bunun yanı sıra, Kürt halkının yarattığı deneyim bizi şuraya getirdi. Acaba bizim öncelikli ihtiyacımız parti mi? Daha geniş bir birliği partiyle mi sağlarız? Oradan şuraya geldik, neden mesela bir çeşit batının DTK’sı gibi halk hareketi geliştirmeyelim? Bunları tartışa tartışa bulduk aslında ve gördük ki kongrenin kendisi yeni bir şey, bize yeni bir dil de sağlayabilir. Bu şimdiye kadar denemediğimiz bir yöntem. Şimdiye kadar çok eylem birliği yaptık, platform kurduk, çatı partisi girişimi kurduk, cephe girişiminde bulunduk, ama bunu ilk defa deniyoruz. Bunun daha kapsayıcı ve esnek olduğunu gördük. Bunun içerisinde yer alan ve yer almak isteyen kuvvetlerin daha esnek yaklaştığını gördük. Bu imkanın hakkını vermemiz lazım. Madem ki bu bizim yürürken keşfettiğimiz bir gerçeklik ve işe yarıyor. O zaman bu gerçekliğin imkanlarını tam layıkıyla kullanmaya dikkat göstermemiz gerekiyor.

Aslında teorik olarak da, pratik ve sezgisel olarak da şunu görüyoruz, bu yeni durumun kendisi yeni bir dil ve yeni bir ilişki tarzı gerektiriyor. Her şeyden önce siyasi örgütler ve kadroları açısından, bir araya gelen bu çevrelerin kadrolarının bu çalışmada birbirini tanıması, ortak dil oluşturma ve uygulama konusunda deneyim ve birikim kazanmasını istiyoruz ve şu süreç içinde bu yönde gidiyoruz. İnsanlarımız hazırlık komisyonlarında birlikte, bir araya gelip çalışıyorlar, yakınlaşma, birbirini anlayıp dillerini yeni duruma uyarlama yaklaşımı belirginleşmeye başlıyor.

 

“TOPLUMDAKİ POTANSİYELİ AÇIĞA ÇIKARMAYA MAHKUMUZ”


Yeni bir dil ve tarz yaratmak gerektiğini çok vurguladınız. Peki yeni bir dil ve tarzın yaratılabileceğine inanıyor musunuz? Türkiye’de çok defa yeni diye ortaya çıkıldı, ama bahsettiğiniz yeni kitlelerle buluşma konusunda solun bir tutukluğu var.

Benim kişisel görüşlerim şu, 8-10 senedir ulusal hareketin Türkiyelileşme kavramı var. Fakat bu kendi sınırlarına geldi dayandı ve Türkiyelileşemedi. İki, bir dizi parti ve örgüt var, bunları yine sol hareket içinde kabul edelim. Bunlar yine kendi sınırlarına dayanmışlar, tek tek ve toplu olarak. Ve temsil etme iddiasında oldukları toplumsal kesimlerden çok ciddi tecrit durumundalar. Hem ulusal özgürlük hareketi, hem sosyalist hareketler bu sınırlara dayanmışlar. İkisinin de bu sınırları yıkması gerekiyor. Buna mahkumuz, buna mecburuz, başka seçeneğimiz yok. Bunu mutlaka, bugün veya yarın yapmak, başarmak zorundayız.

Kongre Girişimi her şeyden önce bunu kendi aramızda yıkıyor, fakat kongre girişiminin yüzde kırkını siz azımsamayın, buradaki bizim şu yönelimimizi söylüyorum bu yüzde kırkla. Topluma gitmeye mecburuz, toplumdaki potansiyeli açığa çıkarmaya mahkumuz. Biz o yüzde kırkı bir sınır olarak değil, güvence olarak koyduk. Yani kurumların dışında tek tek bireylerin katılımını güvenceye almak için. Birleşmiş grupların işbirliğini güçlendirirken, bir yandan grupların bireylerle olan ilişkisini güçlendirmek, karşılıklı bir rezonansa sokmak istiyoruz bunları. Bunu başardığımız durumda bu zaten bir değişim yaratacaktır. Politika algımızda ve zihniyetimizde de bir değişim yapacak. Peki bu fiilen başlamış mıdır? Ben bunun fiilen başladığını sadece inanç olarak değil, fiili bir durum, bir gözlem olarak söylüyorum.

 

“HER YERDE BİR BEKLENTİ VAR”


Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz? Bölgelerde yapılan toplantılardan verileriniz var mı bu konuda? Tekirdağ, Rize vs.

Ben İstanbul 3. bölgenin de koordinasyonunu yürütüyorum aynı zamanda. Bir araya gelen değişik guruplardan arkadaşlarımız ve tek tek bireylerin sorun çözme arayışına, ve kadroların iyi niyetli yönelimine bakarak bunu söylüyorum. Ama Kongre Hazırlık Komisyonu’ndan da bakarak söylüyorum, onun sorunları çözmek konusunda ve uyum konusundaki arayış ve yönelimine bakarak da söylüyorum. Samsun’da bir toplantı yaptılar arkadaşlarımız. Orada 230 kişi katıldı, gerçekten duygusal sahneler yaşandı. Her yerde bir beklenti var, sinyaller geliyor. İnsanlar bakıyor, önceden hayal kırıklığı yaşadıklarını, bir daha hayal kırıklığı yaşamak istemediklerini belirtiyorlar. Kadrolar başarmak istiyor, toplum da başarılı olsun istiyor. Bütün bölgelerden alınan sinyaller böyle. Antalya, Ankara, Konya’da, Kayseri’de yapılan toplantıdan. Trakya’da mesela çok güzel inisiyatifler var, Sinop’takiler daha çok temsil edilmek istiyorlar, Karadeniz’deki doğa, hareketleri sahipleniyorlar. Bunun verilerini alıyoruz. Bunu sırf temenni olarak değil, başarıların sinyallerinin ortaya çıktığını somut verilerle görüyoruz.

Bir kez daha söylüyorum, bir; bu çalışma içinde bir araya gelen siyasi yapıların işbirliğine dikkat göstermemiz gerekiyor. İki; bu siyasi yapıların bu çalışmaya katılan bireylerle ilişkisine özen göstermemiz gerekiyor. Üç; mutlaka yüzümüzü topluma dönmemiz, toplumsal dinamiklerde gücümüzü orada bulmamız gerekiyor. Aslında bu, girişimin içindeki herkes tarafından kabul edilen, aynı zamanda hareketin doğası gereği güçlerin orantısız olduğu- çünkü bu girişim sosyal ve siyasal yapıları bir araya getiriyor- bir durum var. Toplumsal hareketi yaratmadık, bunu yaratacak bir mücadele örgütü inşa ediyoruz. Herkes buna ihtiyaç olduğu konusunda, buna çaba harcamaya değer olduğuna hem fikir. Ve bunun için uğraşıyor.

 

“BATININ HAYATİ BİR ROLÜ VAR”


Kongre Girişimi’nin başarısının ölçütü Burdur, Çorum, Artvin, Tekirdağ, Sinop gibi illerde yaratacağı karşılıkla ölçülecek diyebilir miyiz? BDP zaten Kürt illerinde belirleyici bir güç ama diğer illerde sol bunu başaramadı. Başarı batıdan mı ölçülecek?

Evet, biz batıdan yola çıkacağız. Kürt halkı büyük mücadele veriyor, fakat yalnızca kendi güçleriyle sonuca ulaşamıyor. Hepimiz kan kaybediyoruz Türkiye’nin düğümleri çözülmedikçe. Batının hayati bir rolü var. Özellikle mücadele merkezleri olan İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi yerlerde ve dediğiniz bütün illerde hareketin başarılı olması önemli. Batıyı kapsayacak şekilde mücadele edeceğiz ama burada hem ulusal demokratik hareket, hem solcular, hem mağdurlar, hem kadınlar vs. buluşacak. Bu olduğu zaman ertelenen, ötelenen, üst üste biriken sorunların çözüm yoluna girdiğini göreceğiz. Bu tabii ki halkçı, emekçi bir çözüm süreci olacaktır. Bugün hayati konu bu. Türk ezilenlerin mücadelesinin batıda yükseltilmesi önemli bir ihtiyaç. Bu Kürtlerin de, tüm halkların da ihtiyacı.

Bir örnek vereyim. Bir-iki sene bu hükümet Alevilerle çalıştay düzenledi, tartıştı, bir taleple oynadı. Bir inanç grubu zorunlu din dersi istemiyor, vergisiyle diyaneti beslemek istemiyorum diyor, ama bu gerçekleşmiyor. Hükümet bu taleplerle oynuyor, her kesime bunu yapıyor. Buna büyük bir siyasi baskıyla engel olabiliriz ancak.

 

“ALEVİ TALEPLERİYLE DE, BAŞÖRTÜLÜ TALEPLERİYLE DE İLGİLENİYORUZ”


Çok teşekkür ederiz. Eklemek istedikleriniz var mı?

Şöyle bir çağrıda yarar var. Henüz bu hareket içinde yer almayan bireyler ve toplumsal kesimler var. Onlara bizi inceleme çağrısı yapıyoruz, gelip baksınlar, sorsunlar, incelesinler, her türlü bilgiyi vermeye hazırız. Katıldıkları yerden başka katılımcılar hangi haklara sahipse onlar da o haklara sahip olacaklar. Biz daha geniş bir birliği bütün toplumsal, çevre ve kadın örgütlenmelerini kapsamak istiyoruz. Alevi kadının talepleriyle de, başörtülü kadınların talepleriyle de ilgileniyoruz ve en az onlar kadar çaba harcamak istiyoruz.. Bunları birleştirdiğimiz oranda güçlenip harekete geçebiliriz, etkili olabiliriz. Tüm kesimleri Kongre Girişimi’ne bekliyoruz. Bulundukları noktadan katılan herkesin aynı haklara sahip olacağını ilan ettik. Bunun için elimizden gelen çabayı göstermeye talibiz. İhmal ettiklerimiz varsa bunları gidermeye, bunların sorumluluğunu üstlenmeye de hazırız. Daha geniş güçleri birleştirmek herkesin ihtiyacıdır. Ülkemizde çekilen zulümleri görünce, bu hepimizin hakkı. Egemen sınıfın çıkarları için halklarımız ve emekçiler kan kaybediyor. Bu bölge halklarının da ihtiyacı. Ortadoğu’da bizim geliştireceğimiz halk hareketi tüm halkların ve komşularımızın mücadelelerine olumlu bir katkı ve moral olacaktır. Kenardaki tüm kuvvetleri tek yürek olmak için çağırıyoruz.

Etiketler: