Barış ve Demokrasi Partisi

Archive for the ‘Sivil İtiaatsizlik’ Category

aysel tuğlukGreetings Amed! You have received three brave Kurdish women, be greeted Amed!

Amed, today we are mourning the loss of three beautiful hearts, three revolutionary comrades! It breaks our hearts!
We condemn those who brutally assassinated our beautiful roses! We condemn you! We condemn you!

They executed our three female companions deliberately! They were Yazının devamını oku »

Reklamlar

Mersin Milletvekilimiz Ertuğrul Kürkçü’nün 14 Temmuz günü Amed İstasyon Meydanı’nda gerçekleştirilmesi planlanan “Özgürlük İçin Demokratik Direniş” mitinginin yasaklanmasının ardından gelişen olayları değerlendirdiği yazısını paylaşıyoruz:

Bütün azınlık diktatörlükleri eninde sonunda çöker. Bir zamanlar istediği kadar geniş bir toplumsal onaya dayanmış olsun, mülk sahibi azınlığın hâkimiyetinin, sömürgeci zulmün zordan başka bir dayanağı kalmayınca çöküş de başlar. Ancak bu kritik sıçrama her zaman kolayca kavranamaz. Tarihsel bir bakış açısından yoksun olanların idraki sosyo-politik süreçle zahiren ilişkilenir. Görünüşten ötesine nüfuz edemez. Böyleleri egemenlik zenite ulaştığında tarihin durduğuna kanaat getirir, gücün parıltısının örttüğü çöküşü kavrayamaz, çöküş belirtilerini iktidarın şahikasını müjdeleyen “gerçekler” diye selamlarlar. Yazının devamını oku »

SUSANNE GUSTEN

New York Times, 21 Mart 2012

CİZRE- TÜRKİYE- Dicle kıyısındaki bu kasabada, bu ayın başında bir düzine adam belediye binasının bir köşesinde bir araya gelmiş, öylesine yanaştırılmış bir kaç koltuk için boş deri sandalye sıralarını bir kenara bırakıyor. Yazının devamını oku »

Etiketler:

 Strasbourg’da “Öcalan’a özgürlük! Savaşa hayır!” sloganıyla düzenlenen gösteride konuşan Nelson Mandela’nın avukatı ve Güney Afrika Kürdistan ile Dayanışma Komitesi temsilcisi Esa Musa, Öcalan ile Mandela’nın mücadelesinin aynı olduğunu, sonucunun da aynı olacağını söyledi. 

PKK lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecrit ve askeri operasyonları kınamak amacıyla bugün Strasbourg’da bir gösteri düzenlendi. 3 bini aşkın kişi saat 10.30’da merkez tren garı önünde yürüyüşe geçti.

Kürtler ve dostlarının yer aldığı eylemde 17 Ağustos’tan bu yana AKP hükümetinin talimatıyla süren hava saldırıları ile ülke içinde devam eden asker operasyonlar protesto edildi. Eylemciler ayrıca Öcalan’dan 45 gündür haber alınamadığına dikkat çekerek, uluslararası topluma duyarlılık çağrısında bulundu.

Öcalan lehine sık sık Öcalan lehine sloganlar atıldı. “CPT İmralı’ya!”, “Öcalan’a özgürlük!”, “Tecride Son!”, “Kürdistan’a Özgürlük!”, “Kahrolsun faşist AKP”, “Faşist TC!”, “Kürdistan ile dayanışın”, “Erdoğan şaşırma sabrımızı taşırma!”, “Kürt katliamına sessiz kalarak ortak olmayın!” şeklinde sloganların atıldığı eylemde, benzer tepki ve taleplerin yazılı olduğu döviz ve pankartlar taşındı.

Yürüyüşte, Kongra Gel başkanı Remzi Kartal, KNK başkanı Tahir Kemalizade, Kongra-Gel Başkan yardımcısı Zubeyir Aydar ile KNK’den Niamettin Toğuç, KON-KURD Başkanı İsmet Kemve BDP Avrupa Konseyi temsilcisi Faik Yağızay da hazır bulundu. Ayrıca Türkiye sol hareketlerinin de yürüyüşte flamaları ile yer aldığı gözlendi.

KÜRT HALKININ HAKLI MÜCADELESİNİ ASLA YENEMEZLER

Yürüyüşün ardından düzenlenen mitingde konuşan, Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela’nın avukatı ve Güney Afrika Kürdistan ile Dayanışma Komitesi temsilcisi Esa Musa, “Kürt halk lideri Abdullah Öcalan’nın halkı için verdiği özgürlük mücadelesi, esaret koşularında dahil bütün yönleri ile liderimiz Nelson Mandela’nın verdiği ve maruz kaldığı yöntemler ile aynı, sonucunun da aynı olacağı, yani özgürluğün zaferi ile taçlanacağı aşikardır” dedi.

“Türkiye devleti ve hükümeti bilmelidir ki, Kürt halkının haklı mücedelesini asla yenemezler ve eninde sonunda Kürt halkının özgürlük taleplerini kabul etmek zorunda kalacaklar” diyen Isa Musa, şöyle devam etti: “Güney Afrika Kürt halkının veridiği kendi haklarını arama mücadelesinene duyarsız değil ve dayanışma içinde olduğu bilinmelidir.”

KARTAL: İMHAYA KARŞI TOPYEKÜN AYAKLANMA

Kongra Gel başkanı Remzi Kartal ise, “Kürt halkı şu andan itibaren başkanının özgürlüğü sağlanana kadar ayakta olma, saldırılara kalkan olma kararındadır” dedi.

AKP’nin savaş çığırtkanlığı yaptığını belirten Kartal, “Kürt halkı, Türk devleti ve onun hükümeti tarafından başlatılmış olan topyekün imha savaşına karşı, topyekün ayaklanma ve haklarını alıncaya kadar mücadele etme azmindedir” ifadelerini kullandı.

Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK) başkanı Tahir Kemalizade, “Kürdistan’ı zorla asırlardır işgal eden güçler, İran’ı, Türkiye’si ve Suriye’si ile yaptığınız bu zülmünüzün altında kalacasız, zira hiç kimse halkların özgürlük talepleri karşısında red, inkar, imha ile sonsuza dek ayakta kalamaz” diye kaydetti.

Mitingte konuşan Kürt Halkının Dostları Derneği Başkanı Bernard Revollan ise Kürt halkı, lideri ve verdiği özgürlük mücadelesi ile her şart altında dayanışma içinde olduklarını ve olmaya devam edeceklerini dile getirdi.

KATILIM BEKLENTİLERİN ÜZERİNDE OLDU

Eylemde TEV-ÇAND sanatçılarının çoğunluğunun hazır bulunduğu gözlendi. Hazırlık komitesinin beklentisinin üzerinde 3 bini aşkın kişinin katıldığı yürüyüş mitinginin biteceği Place de Bourse’un dar olacağından hareketle polis kitleye Strasbourg merkez Belediye meydanında miting izni verdi. Gençlerin ve kadınların yoğunlukta olduğu eylem büuyük bir çoşku içinde ve herhangi bir sorun yaşanmadan saat 15.00’te son buldu.

Cuma günü de Kürtler saat 09.00’dan akşam saatlerine kadar İşkenceyi Önleme Komitesi CPT’nin Strasbourg’daki merkezi önünde bir oturma eylemi yapmış ve CPT yetkilileri ile görüşerek Öcalan’ın durumuna dikkat çekmişti.

HÜSEYİN ELMALI-ANF

15:55 / 10 Eylül 2011

                                                          Biji Yekitiya Jinan !
                             Yaşasın Kadınların  Dayanışması !
                                     Getse Ganants Miyasnutyuni !
BASINA VE KAMUOYUNA
 “Silahlar sussun, Barış görüşmeleri  sürsün!”
Biz kadınlar, barış için söyleyecek sözümüz, çözümü geliştirecek gücümüz var demeye devam ediyoruz.
Bugün, otuz yıldır devam eden savaşın en tehlikeli günlerindeyiz. 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde yaşadığımız şiddet ortamı nasıl bir noktaya geldiğimizi anlatmaya yetiyor. Barışı savaşarak sağlayacağını savunanların yalan söylediğini, aslında savaş istediğini biliyoruz.
Biz, halklar arasında yaratılmak istenen ayrıştırmayı, içimize işlemeye çalıştıkları düşmanlığı ve korkuyu kabul etmiyor,
tek çözüm yolunun barış olduğunu söylüyoruz.
Savaşın ülkenin doğusunda ve batısında bütün kadınları derinden etkilediğini anlatmak için sokaklarda olmaya devam ediyoruz.
Savaş biz kadınlar için göçe zorlanmak, yoksulluk, güvencesizlik ve ucuz iş gücü olmak demektir.
Savaş bedenlerimizin gasp edilmesi, taciz ve tecavüz demektir.  
Daha ne kadar söyleyeceğiz, bu savaş cinsiyetçiliği, militarizmi, ev içi şiddeti, milliyetçiliği, homofobiyi besliyor.
İşte bu yüzden biz kadınlar hayatımızı yaşanmaz kılan savaşı söküp atalım, silahların susması için barıştan yana konuşalım diyoruz.
Barış noktalarında buluşup barış talebimizi hiç durmadan, her yerde, herkese, hep beraber çoğalarak söylemeye devam edelim.
Biz kadınlar barış içinde yaşamaya mecbur olduğumuzu biliyoruz, barış için ısrar ediyoruz ve 9 Eylül 2011 Cuma günü saat 18.00 – 24.00 arası Taksim Meydanı’nda kuracağımız barış noktamıza tüm kadınları bekliyoruz. Gelin hep birlikte barış umudumuz için oturalım.
Silahlar sussun barış görüşmeleri sürsün!
Biji Yekitiya Jinan !
Yaşasın Kadınların Dayanışması !
Getse Ganants Miyasnutyuni !
Barış İçin Israr Ediyoruz!
Em ji bo Aşitiyê  Israr Dîkin !
Koma Jinan ji bo Aşitiyê – Stenbolê
Barış İçin Kadın Girişimi – İstanbul
Etiketler: ,

                                                KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, görüşmelerin sağlıklı ve sürekli olmasa da İmralı ve KCK arasında uyumlu, birbirini bilgilendiren biçimde sürdüğünü belirterek, “Sadece İmralı’yla değil, KCK’yle de görüşmeler olmuştur. Dolayısıyla paralel görüşmelerden söz edilebilir

AKP bu paralel görüşmeleri de çözüm için değil, zaman kazanma için değerlendirmiştir. Bu nedenle İmralı’nın görüşmelerden çekilmesi aynı zamanda KCK ile yapılan paralel görüşmelerin de son bulması olmuştur” dedi. Karasu, sürecin bu şekilde devam etmesi durumunda, savaşın en sert biçimde sürmesinin gündeme gelebileceği uyarısında da bulundu.

Mustafa Karasu, Yeni Özgür Politika’da yayımlanan makalesinde, ‘Kürtler yeni bir zorunlu var olma savaşı sürecinde’ başlıklı makalesinde, PKK lideri Abdullah Öcalan’la görüşmelerin yaptırılmamasının nedenlerini, hükümet yanlısı bazı gazetecilerin KCK-PKK ve Öcalan arasındaki ilişkiyi çarpıtmasını ve sürecin böyle devam etmesi durumunda olası yaşanacak gelişmeleri kaleme aldı.

TEHDİT VE ŞANTAJ Öcalan ile avukatlarının bir buçuk aydır görüştürülmemesine dikkat çeken Karasu, “Sadece bu gerçeklik bile tek başına AKP hükümetinin karakterini ortaya koymaya yetiyor. Kürt Halk Önderi, İmralı’ya gönderilen heyetle yapılan görüşmelerden sonuç çıkmayınca ‘aradan çekiliyorum’ dediği için avukatları ve ailesiyle görüşmeler keyfi yaptırılmıyor. Bununla açık tehdit ve şantaj yapılıyor” dedi. Tehdit ve şantajı yöntem edinen bir hükümetin tabii ki Kürt sorununu çözemeyeceğine dikkat çeken Karasu, böyle bir hükümetin söylediği hiçbir söze de inanılamayacağının altını çizerek, İmralı görüşmelerini şöyle değerlendirdi:

GÖRÜŞMELER 2006 YILINDA BAŞLADI “İmralı’yla görüşmeler AKP’nin gerilla karşısında sıkıştığı 2006 yılıyla başlar. AKP sıkıştığı için tek taraflı ateşkes sağlatmak için PKK’ye aracılar gönderir, İmralı’yla da görüşmeler yapar. Kürt Halk Önderi ve PKK de acaba bu görüşmeleri bir diyalog ve müzakereye dönüştürebilir miyiz yaklaşımıyla hareket eder. Defalarca ateşkesler yapılarak bu görüşmeleri bir çözüm zemini haline getirilmeye çalışılır. Özellikle de Türkiye toplumunu, aydınları böyle bir çözüm için hazır hale getirmek isterler. AKP’nin tüm olumsuz ve ateşkesi tasfiye zemini haline getirme çabalarına rağmen olumlu mesajlar verilir. Böylece AKP çözüm için olumlu bir çizgiye getirilmek istenir. Ancak tüm bu çabalara rağmen AKP oyalama ve kendi planlarını dayatma politikasından vazgeçmez. Bunun sonucunda Kürt Halk Önderi ‘sağlık, güvenlik ve özgürlüğüm sağlanıp önüm açılmadan hiçbir şey yapamam’ diyerek geri çekilir.”

AKP ADIM ATMADI Öcalan’ın bu yaklaşımı kadar doğal bir şey olamayacağının altını çizen Karasu, “Çünkü geri çekilmeseydi Türkiye toplumunu da, Kürt toplumunu da boşu boşuna bir beklenti içinde tutacaktı” dedi. Öcalan’ın bir çözüm zemini ve umudu yaratmak istediğini, bu iyimser havanın AKP’yi de etkileyeceğini düşündüğünü belirten Karasu, ancak tüm bu çabaların AKP’ye adım attırmaya yetmediğine işaret etti. Karasu, bu durumda görüşmelere devam etmenin anlamı olmayacağı gibi, hatta çok zarar verici durumlar ortaya çıkarabileceğine de vurgu yaptı.

KCK İLE GÖRÜŞMELER Bazılarının, ‘PKK, İmralı’yı dinlemedi, hatta kandırıldı’ şeklinde ifadeler kullanarak, gerçeği tersyüz eden değerlendirmeler yapmasına da değinen Karasu, “Halbuki görüşmeler sağlıklı ve sürekli olmasa da İmralı ve KCK arasında uyumlu, birbirini bilgilendiren biçimde sürmüştür. Sadece İmralı’yla değil, KCK’yle de görüşmeler olmuştur. Dolayısıyla paralel görüşmelerden söz edilebilir. AKP bu paralel görüşmeleri de çözüm için değil, zaman kazanma için değerlendirmiştir. Bu nedenle İmralı’nın görüşmelerden çekilmesi aynı zamanda KCK ile yapılan paralel görüşmelerin de son bulması olmuştur” dedi.

KCK’nin, İmralı görüşmelerinin sonuç alması için elinden gelen her şeyi yaptığını belirten Karasu, bu konuda Öcalan’ın da defalarca, ‘arkadaşlarım bana gereken desteği vermiştir’ diyerek, teşekkür ettiğini hatırlattı. PKK’nin Öcaan’a bağlılığının ve sahiplenmesinin dünyada eşi görülmemiş bir bağlılık ve sahiplenme olduğunun altını çizen Karasu, “Türk devletinin zindanda bu Önderliği çürütememesi, etkisizleştirememesinde ve bu Önderliğin Kürt sorununun çözümünde temel aktör haline gelmesinde PKK’nin nasıl bir bağlılık gösterdiğini, nasıl bir mücadele yürüttüğünü herkes takdir etmektedir” dedi.

Hatta PKK Önderliği ile PKK arasındaki derin ilişkiyi anlamayan bazı iyi niyetli PKK dostlarının bile “PKK’nin içerideki liderine her şeyi bırakması doğru değildir” diyerek, eleştirdiğine işaret eden Karasu, dolayısıyla bazılarının Kürt halkında kuşku yaratmak için ‘İmralı’yla PKK arasında sorun var, PKK Önderliğinden farklı davrandı’ sözlerinin tamamen bir çarpıtma, daha doğrusu özel savaşın psikolojik savaş söylemi olduğunun altını çizdi.

RUHUNU SATAN YAZARLARIN PKK ÖFKESİ

‘Ruhunu satmış yazarların’ bu konuda gerçeği saptırdığını ifade eden Karasu, “Gerçeklere sadık olsalardı ‘PKK size defalarca şans verdi, en makul yaklaşımları gösterdi, buna rağmen neden adım atmadınız?’ diyerek eleştirilerini esas olarak AKP’ye yöneltirlerdi” dedi. Karasu, AKP’nin de bu tür çevreler destek verdiği için çözümsüzlükte ısrar ettiğine dikkat çekti. Bu tür yazarçizer takımıyla Türkiye toplumunun aldatıldığına vurgu yapan Karasu, Türkiye’de kendine demokrat, liberal diyen birçok yazarın ya teslim olduğuna, ya da kendisini sattığına işaret etti ve AKP’nin basın yoluyla tüm yazarları ve aydınları hizmetine soktuğuna dikkat çekti.

Türk basınının ve kendine liberal demokrat diyen kimi yazarların PKK’ye azgınca saldırmasının nedeninin, PKK’nin bu sistem içine girmemesinden kaynaklandığını belirten Karasu, “PKK’nin varlığı ve mücadelesi; kimin ruhunu sattığını, kimin satmadığını turnusol kağıdı gibi açığa çıkarmaktadır. Ruhunu satanların PKK’ye öfkesi bundandır. Bu mücadele olmasaydı onların gerçek yüzleri açığa çıkmayacaktı” dedi.

SAVAŞTA AKP ISRAR EDİYOR İmralı görüşmelerinin yapılmasını isteyen birkaç aydın ve yazar dışında bu konuyu gündemde tutan yazarın bulunmadığına işaret eden Karasu, “Bu görüşmelerin yasaklanmasının nedenini irdeleyen yok. Halbuki bu görüşmelerin engellenmesi başlı başına Kürt sorununda çözüm politikası olmadığının kanıtıdır. PKK defalarca Önderlerine olumsuz yaklaşılmasının savaş nedeni olacağını ilan etmiştir. Tüm PKK Kongreleri ve toplantılarında, Kongra-Gel genel kurullarında bu kararlar alınmıştır. Dolayısıyla İmralı’ya olumsuz yaklaşan AKP’nin savaşta ısrar ettiği nettir” ifadelerini kullandı.

GÖRÜŞMELER ESKİSİ GİBİ OLMAZ Düne kadar görüşmelerin yapıldığı Kürt tarafına yani Öcalan’a gösterilen yaklaşımın AKP’nin İmralı’yla yapılan görüşmeleri nasıl ele aldığını gösterdiğini ifade eden Karasu, şunları kaleme aldı:

“Bu gerçek göstermektedir ki bundan sonra İmralı’yla devlet heyeti arasında görüşmeler yapılsa da eskisi gibi olmayacaktır. Bu nedenle Kürt Halk Önderi’nin sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanması şarttır. Avukat ve aile görüşmeleri olsa bile durumun eskiye dönmesi mümkün değildir. Kuşkusuz avukat ve aile görüşmeleri önemlidir. Savaş sürse bile bu görüşmelerin yapılması eğer çözüm niyeti olursa çözümü kolaylaştırıcı ve hızlandırıcı bir etkide bulunabilir.”

GÖRÜŞMELER ENGELLENİRSE… “Görüşmeler bundan sonra da engellenirse savaşın en sert biçimde sürmesi gündeme gelir” uyarısında bulunan Karasu, yaşanabilecek gelişmeleri şu şekilde ifade etti:

“PKK’nin devrimci halk savaşı dediği savaşın dışında İmralı’daki uygulamalara yönelik fedai eylemler beklenebilir. Sadece KCK sistemi içinde olan gerilla güçleri değil, bu sistem dışında olan, hatta PKK’nin politikalarını ve savaş tarzını yumuşak bulan kimi uç siyasi oluşumlar da bu zeminde devreye girebilir. Zaten bu tür oluşumlar böyle gerilim ortamlarını kendi eylemlerinin meşruluğu ve haklılığı biçiminde ele almaktadırlar. Kendilerinin mücadele tarzlarının doğrulandığı düşüncesiyle hareket etmektedirler.”

Kürtlere yönelik yoğun tutuklamaların olması ve bunların devam etmesi, tüm demokratik eylemlere saldırılması, birçok çocuğun polis ve asker kurşunu ya da gaz bombalarıyla öldürülmesinin, AKP’nin Kürt halkının iradesini kırmak istediğini gösteren somut olgular olduğunu belirten Karasu, “Bu politika bırakılmadığı ve Kürt halkının en temel ulusal, siyasi, toplumsal, dil ve kültürel hakları ve özgürlüğü tanınmadığı müddetçe Kürtlerin her türlü yol ve yöntemlerle direneceği açıktır. Bu nedenle önümüzdeki dönemin KCK’nin belirttiği devrimci halk savaşı biçiminde geçeceği anlaşılmaktadır” diye kaydetti.

ANF

15:41 / 05 Eylül 2011

Son dönemlerde artan operasyonlara dikkat çeken Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Örgütlenme Komisyonu yazılı açıklama yaptı.

Savaş ve tehdit dilinin kullanılması, inkar ve imha politikalarının bir kez daha AKP eliyle inceltilmiş bir şekilde devreye sokulduğu belirtilen açıklamada, operasyonlara karşı demokratik bir hak olan “Canlı kalkan” eyleminde BDP Van İl Genel Meclis Üyesi Yıldırım Ayhan’ın asker ve polisler tarafından açılan ateş sonucu yaşamını yitirdiği hatırlatıldı. Ayhan’ın “ölümsüzler kervanı”na katıldığı ifade edilen açıklamada, “Barış şehidimiz Yıldırım Ayhan’ın katledilmesine ilişkin çağrılarımıza rağmen hükümetin hiçbir açıklama yapmaması gerçekleri ortaya sermemektedir” denildi.

Başbakan Erdoğan’ın tehditkar açıklamalarının ardından BDP’yi koşulları düzelmeksizin Meclis’e çağırmasının “iki yüzlülük” olarak değerlendirildiği açıklamada, “Operasyonlar hız kazanmışken, savaş ve tehdit dili kullanılırken, Kürt sorununun çözümünde katkısı yadsınamaz bir gerçeklik olan Sayın Abdullah Öcalan’la diyalog ve müzakereler kesilip tecrit ve izolasyon uygulanırken, milletvekillerinin ve siyasetçilerin tutukluluk hali devam ederken, AKP’nin BDP milletvekillerini meclise çağırması kendi politikalarını BDP eliyle meşrulaştırma ve ortak etmeye çağırmaktan başka bir anlam ifade etmemektedir” ifadelerine yer verildi.

‘Öcalan’ın rolü inkar edilemez’

“AKP hükümetini bir kez daha kan, acı ve gözyaşına neden olacak operasyonlardan ve iflas etmiş politikalardan vazgeçmeye, Kürt sorununun çözümünde barışçıl-demokratik politikaları yaşama geçirmeye davet ediyoruz” denilen açıklamada, ülkenin birliği için demokratik özerkliğin anayasal güvence altına alınması istendi. Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünde PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın rolünün inkar edilemez bir gerçek olduğu kaydedilen açıklamada, Öcalan’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşturulması istendi.

Her çarşamba ve cumartesi eylem

“PKK Lideri Abdullah Öcalan’a özgürlük” ve “Demokratik Özerkliğin resmen tanınması” talepleri için bundan sonra çarşamba ve cumartesi günleri eylem ve etkinliklerin düzenleneceği duyurusunun yapıldığı açıklamada, yurttaşlara şu çağrıda bulunuldu: “Anadilde eğitime evet, andımıza hayır!’ kampanyası ile anadilde eğitimi bir hak olarak gören herkesi ve her kesimi katılmaya, bu kampanya kapsamında resmi kurumlar dahil yaşamın her alanında Kürtçe konuşmaya ve yaygınlaştırmaya, 19-20-21 Eylül tarihlerinde okulları boykot etmeye, sokaklarda ve evlerde Kürtçe eğitim yapmaya, ‘Siyasi Tutsaklara Özgürlük’ sloganı ve 12 Eylül faşizmini kınamak amacıyla başta cezaevlerine yürüyüşler olmak üzere demokratik eylem ve etkinleri geliştirmeye, gençleri, savaş politikalarına alet olmamak, ölmemek ve öldürmemek için, sivilleri bile katleden devletin askerlik anlayışını reddetmeye, Evrensel hukuk kuralları yaşam buluncaya, mahkemeler tarafsız ve bağımsız oluncaya, anadilde savunma hakkı kabul edilinceye kadar mahkemeleri protesto etmeye çağırıyoruz.”

Açıklamada, ayrıca aydın, yazar, sanatçı ve demokratlara da “Barış ve kardeşlik için seslerini yükseltme” çağrısı yapıldı.