Barış ve Demokrasi Partisi

Sn Demirtaş’ın Konuşmasının Tam Metni

Posted on: 08/01/2013

s demirtaş grup

Eş Genel Başkanımız Selahattin Demirtaş’ın grup toplantımızdaki konuşmasının tam metnini paylaşıyoruz:

Değerli eş genel başkanlarım, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım, saygıdeğer konuklar, partililerimiz, basının değerli emekçileri ve siz değerli halkımız,

2013 yılının ilk grup toplantısı vesilesi ile hepinizi sevgi ve saygıyla selamlar her birinize ayrı ayrı hoş geldiniz şeref verdiniz diyorum.

Değerli arkadaşlar, yeni yılın ilk grup toplantısında bir kez daha hepinizin yeni yılını en içten duygularımla kutluyorum. 2013 yılının barış, özgürlük ve huzur yılı olmasını temenni ediyorum. Umarım ve dilerim ki 2013 yılı birçok açıdan yeni bir başlangıç olur, yaşanmış onca acılar, kayıplar, trajediler son bulur, ülkemiz bölgemiz ve dünyamız açısından içerisinde bulunduğumuz 2013 yılı barışa, özgürlüğe, adalete, eşitliğe, sevgiye ve hoşgörüye vesile olur. Bütün bunların egemen olduğu halkların kucaklaştığı yeni bir yıl temennisiyle ilk grup toplantımızı başlatmak istiyoruz.

Geçen hafta kaybettiğimiz değerli büyüğümüz Kürt siyasetçisi, barış insanı, Amed Milletvekilimiz Şerafettin Elçi’ye Allah’tan rahmet diliyorum, bütün halkımıza, ailesine ve yakınlarına başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Sayın Elçi’nin bir ömür boyunca yürüttüğü çözüm, demokrasi ve özgürlük mücadelesi nihayetlenmeden, sonuçlanmadan, kendisi buna tanıklık etmeden maalesef aramızdan ayrıldı. Onun yürüttüğü mücadele ve harcadığı emekler, yarattığı değerler, bizim açımızdan büyük ve değerli bir mirastır. 2013 yılında Şerafettin Elçi ve onun gibi nicelerinin özleyip de göremediği çözümü gerçekleştirmek onların anısına bağlılığın en büyük gerekçesi olacaktır. Ben bir kez daha kendisini özlemle ve rahmetle andığımızı ifade ediyorum. Emeklerinden, mücadelesinden dolayı kendisine minnettar olduğumuzu belirtiyorum. Asla ama asla unutmayacağımızı halkımızın Şerafettin Elçi ve onun gibilerini asla unutmayacağını belirtiyorum.

Değerli arkadaşlar,

Maalesef 2013 yılına Zonguldak’ta bir kömür ocağında gerçekleşen iş cinayeti haberiyle başladık. Bu gün Zonguldak’ta meydana gelen bir iş cinayetinde maalesef 8 işçi kardeşimiz hayatını yitirmiş, bir işçi kardeşimiz de yaralanmıştır. Son üç yılda sadece bu sektörde 300’den fazla işçi ve emekçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. O kadar zor koşullarda bir lokma ekmek için taşeron firmaların taşeron işçisi olarak, günde bir somun ekmek ve ailelerin her birine düşecek bir simit parasına çalıştırılan, çoğu güvencesiz, iş güvenliğinden yoksun bu emekçiler Türkiye halkının yüz akıdır. Ama yaşamın hiçbir alanında bu güne kadar hiçbir iktidar döneminde hak ettikleri değeri görmediler. İşte bunun gibi iş cinayetlerinde maden ocaklarında, tersanelerde, inşaatlarda yitip giden binlerce yaşam gibi 8 işçi kardeşimiz daha maalesef böylesi koşullarda hayatını kaybetti. Bütün ailelerine, emekçilere, bütün topluma buradan başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Yaralı kurtulan bir arkadaşımız var, umut ediyorum ki o da yakın bir zamanda sağlığına kavuşacaktır. Geçmiş olsun dileklerimizi buradan iletiyoruz. Geçen yıl parlamentonun çıkardığı iş güvenliği yasası nedeniyle bir kez daha iş güvenliğinden yoksun kalan, bütün yoksulların ve ezilenlerin yanındayız. Onların yürüttüğü mücadelenin, onurlu duruşun burada temsilini hasbelkader yürütüyoruz. Umut ediyorum ki bu ve benzeri iş cinayetlerinden iktidar yeterince ders çıkarır, sermayeye peşkeş çekilen ucuz emek yerine hak ettiği değeri gören ve emeğin hak ettiği değeri gördüğü günlere de hep birlikte kavuşuruz; bu de mücadelenin gereğidir, boynumuzun borcudur.

Değerli arkadaşlar,

Bugün yine aynı zamanda Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe’nin işkence ile katledilişinin 17. yıldönümü. Sevgili Metin Göktepe’yi buradan bir kez daha rahmetle minnetle şükranla anıyoruz. Sıradan bir cinayetten söz etmiyoruz. Devrimcilerin cenazesinde, çok açık bir şekilde kameraların göz önünde güvenlik güçleri tarafından katledilen özgür basının çok değerli bir emekçisinden söz ediyoruz. Bir kazadan söz etmiyoruz. Karakolda gerçekleşmiş bir cinayetten söz etmiyoruz. Aleni bir şekilde, pervasızca işlenen bir cinayetten söz ediyoruz. Aradan geçen 17 yıla rağmen Türkiye’de ne bu zihniyette bir değişiklik olmuştur, ne basın emekçilerine yaklaşımda bir değişiklik olmuştur ne de güvenlik güçlerinin hükümetin emriyle gerçekleştirdiği orantısız güçte ve cinayetlerde değişiklik olmuştur. Maalesef 17 yıl önce katledilen basın emekçisi Metin Göktepe’nin bu alanda katledilmiş ne ilk ne de son gazeteci olmadığını da biliyoruz. Ondan önce de özgür basının çok değerli temsilcileri bu şekilde faili belli açık bir şekilde katledildiler. Çoğunun failleri yargı önüne çıkarılmadı, siyasi sorumluları yargı önüne çıkarılmadı, saklandılar, gizlendiler, korundular. Tıpkı Metin Göktepe cinayetinde olduğu gibi. Ben buradan bütün özgür basın şehitlerini Metin Göktepe şahsında saygıyla anıyorum. Onların yarattığı değerler bu gün, Türkiye toplumunda bütün ezilenlerin sesinin bütün dünyaya duyurulmasında en önemli araçtır, en etkili araçtır. Medya ambargosunun ve medya tekellerinin, hükümet politikalarının medya üzerindeki terörünün kırılabildiği en özgür alanı temsil eden bu basın emekçilerine yine buradan Metin Göktepe şahsında minnetlerimizi ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar,

Bugünkü grup toplantımızda müsaadenizle yaklaşık bir haftadır yoğun bir şekilde tartışılan kısaca İmralı süreci olarak tanımlanan gelişmelere dair grubumuzun, bloğumuzun düşünce ve önerilerini, yaklaşımlarını sizlerle paylaşmak istiyoruz. Elbette 30 yıldır kan ve gözyaşıyla devam eden ve neredeyse 100 yıllık bir geçmişe sahip köklü tarihsel, sosyal, siyasal kültürel ve ekonomik bir sorunu konuşuyoruz. İmralı süreci olarak tartışacağımız konu bu gün ortaya çıkmış ve yarın bitecek bir sorun değildir. Ama gelinen aşama itibarı ile herkesin çok serinkanlı bir şekilde tartışması ve değerlendirmesi, varsa çözüm umutları büyütülmesi varsa eksiklikleri eleştirmesi, kansız silahsız şiddetsiz bir çözümün diyalog ve müzakere ile onurlu bir barışı nasıl gerçekleştirebileceğimizi herkesin samimiyetle tartışması lazım. Bizim de özü itibarı ile yaklaşım ve niyetimiz budur. Bu gün sizinle paylaşacağımız her öneri her eleştiri ve sürece ilişkin her yaklaşımımız bu niyetten kaynaklıdır. Değerli HDK’nin bileşenleri aramızda, Sol Yeşiller Partisi de aramızda. Bütün bu dostlarımızla birlikte burada bulunan ve dışarıda bulunan ve aramızda olmayan dostlarımızla çok uzun süreden beri yüksek sesle haykırdığımız barış, müzakere ve diyalog ile gelir sloganı bu gün hayat bulabilir mi? Bugün pratikleşebilir mi? Bunun aynı zamanda dikkatli bir takipçisi ve gözlemcisi olarak buradayız. Çünkü çok uzun yıllardan beri bizler Kürt sorununun ve benzeri demokrasi sorunlarının tek kalıcı, en ahlaki ve en mantıklı yolunun müzakere ve diyalog olduğunu söyleyedurduk. Eğer bugün hükümetin böylesi bir bakış açısıyla sürece yaklaştığına inanırsak biz olsa olsa bundan memnuniyet duyarız. Fakat yakın geçmişe ve yakın tarihimize şöyle bir bakarak ancak bu günü değerlendirsek bu güne dair sağlıklı bir tahlil yapmış oluruz. Her şeyden önce İmralı’da bir resmi heyetin sayın Öcalan ile görüşmüş olması bizler açısından önemlidir. Bunun aleniyet kazanmış olması bu durumun bizler açısından önemini bir kat daha arttırır. Çünkü bu sıradan bir gelişme değildir. Aslına çok geç kalınmış, gecikmiş bir gelişmedir. Ama 14 yıl aradan sonra İmralı’da aleniyet kazanarak, kamuoyu ile paylaşılarak, kısmen şeffaf olarak bu sürecin girişiminin başlatılmış olması bütün bu değerlendirmelerin ve tahlillerin dışında önemlidir, kıymetlidir. Biz böyle yaklaşıyoruz. Yıllardır bu gün için çok büyük mücadeleler verdik, çok büyük bedeller ödedik. Doğru olduğuna inandığımız için, kalıcı bir barışın böyle bir yaklaşımla ancak gerçekleşebileceğine samimiyetle inandığımız için söylemekten ve haykırmaktan bıkmamıştık. Yeri geldiğinde coplanmıştık, yeri geldiğinde cezaevlerine atılmıştık, yeri geldiğinde taşlanmıştık, hakarete uğramıştık ama doğru bildiğimizi söylemekten asla geri durmamıştık. Bu nedenle bu süreci ve bu kazanımı önemsiyoruz. 14 yıldır bir adada tutulan bir halk önderinin isminin önüne sayın konuldu diye binlerce kişi hapislere atıldı. Posterleri taşındı diye kadınlar gençler ve çocuklar sokaklarda coplandı. İsmi sloganlaştırıldı diye insanlar ağır hapis cezalarıyla cezalandırıldı. Fakat bir halk bıkmadı, yılmadı, inat etti, ısrar etti. Doğru olduğuna inandığı için, barışın yolunun İmralı’dan geçtiğini adı gibi bildiği için bundan geri adım atmadı.

‘Teröristbaşı’ dediler, ‘Bebek katili’ dediler, olmadık sıfatlar yakıştırdılar ama en nihayetinde aklın yolunun bir olduğu anlaşıldı ve bir resmi heyet aleniyet kazandırarak İmralı’ya gidip kendisi ile görüşmeye başladı. Bu nedenle biz bunu değerli buluyoruz. Doğru bir adımdır böylesine kritik bir süreçte atılmış mantıklı makul bir adımdır. Kim ne derse desin, nasıl değerlendirirse değerlendirsin, her türlü tahriki yapmaya çalışabilirler, her türlü milliyetçi ırkçı hezeyanlarla saldırmaya çalışabilirler, ama Türkiye’nin barışı iç barışı bu adımla ancak başlayabilir. Bu çok önemliydi, bu aşamanın sağ salim geçilmiş olması kamuoyunun çok önemli bir kısmının ekseriyetinin bundan mutluluk duyuyor olması hükümetin aslında bu adımı atmakta ne kadar geç kaldığının da göstergesidir.  Toplum istemiyor, halk istemiyor, millet istemiyor yalanına sığınmanın ne kadar yanlış olduğunu gösteren çok önemli bir gelişmedir. Her şeyden bağımsız biz bu gelişmeyi kıymetli değerli bir gelişme olarak görüyoruz.  Yine ikinci önemli bir gelişme iki milletvekilimizin Sayın Türk ve Sayın Ayla Akat Ata’nın 14 yıl aradan sonra ilk defa siyasetçi kimliğiyle adaya gidişlerine destek olunmuş olmasıdır. Bu da çok önemli bir gelişmedir. Yıllardır ifade etmeye çalıştığımız son iki yıldır da neredeyse her ay düzenli olarak dile getirdiğimiz Adalet Bakanlığı’na resmi dilekçelerle başvurup bu adımın atılmasının çok önemli olduğunu ifade ettiğimiz bir gelişme geçen hafta yaşanmıştır. Bunu da çok değerli buluyoruz. Çünkü siyasi bir konu ancak siyasetçilerin devreye girmesiyle çözüm aşamasına girebilir. Siyasi bir soruna siyasi bir yaklaşım ortaya konulursa ancak doğru bir adım atılmış olur. Biz bu vesileyle arkadaşlarımızın adaya gidişinin desteklenmiş olmasına bunun önünün açılmış olmasına da büyük değer biçiyoruz. Bütün bu süreçlerde emeği geçen destek olan herkese özellikle de büyük bir mücadele yürüterek bu aşamaya getiren bütün halkımıza bu bedeli ödeyen bütün dostlarımıza şükranlarımızı teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Bugün bazı konuların özellikle basında, medyada kamuoyunda çokça tartışılan bazı konuların netleşmesi açısından çok net ifadelerle görüşlerimizi sizlerle paylaşacağız. Elbette ki medyada köşe yazarları veya bu konuyla ilgili çıkan haberler kendi anladıkları okuyabildikleri edindikleri bilgiler çerçevesinde yazıyorlar tartışıyorlar. Bütün bunlara saygı duyuyoruz ama bütün bunların tamamının doğru olduğunu kabul etmek imkansız. Bu tartışmalar güç verecektir destek verecektir katkı sunacaktır ama abartılı yaklaşımlar olmayanı olmuş gibi göstermek, olanı olmamış gibi göstermek bütün bunlar da elbette ki kafa karışıklığına bulanıklığa yol açacaktır. Bir defa başlayan sürecin başlayan girişimin bir AKP-BDP ortaklaşması olmadığının net bir şekilde tespit etmemiz lazım. Bizim hükümetle öncesinden oturup birlikte planladığımız tartıştığımız bir süreç söz konusu değildir. Bu AKP’nin hükümetin İmralı’da Sayın Öcalan ile başlattığı bir süreçtir. Partimiz ve Bloğumuz iki arkadaşımızın İmralı adasına gidişiyle birlikte süreçten doğrudan haberdar olmuştur süreç ile ilgili kısmi bilgi sahibi olmuştur. Bir AKP-BDP ortak projesi ortak çalışması söz konusu değildir. Bu tespiti yapmamız gerekiyor.  Bu tespiti yapmamız gerekiyor. Yine İmralı’daki görüşmede tarafımıza iletilmiş, KCK’ye iletilmiş, ya da halka kamuoyuna iletilmiş, ya da iletilmek üzere bize ifade edilmiş bir yol haritası, bir çözüm projesi takvimlendirilmiş bir program yoktur. Bunu da net olarak ifade etmek gerekir. Böylesi bir yaklaşım, tartışmaların bu yönlü sürmesi, belki de herkes olmasını istediği şekilde ifade ediyor deyip geçmek lazım. Onun ötesinde bu aşamada kamuoyuna, bize, hükümete, KCK’ye bizim aracılığımızla iletilmiş bir çağrı program takvimlendirilmiş bir çözüm önerisi yoktur. Ama gördüğümüz şudur:  Görüşmeyi yapan heyette de Sayın Öcalan’da da kararlı bir çözüm iradesi vardır, isteği vardır. Bunun olgunlaştığını, taraflarda bunun olgunlaştığını tespit etme durumumuz vardır. İfade edilen de budur. Dışarıya verilen mesaj da budur. Bu sorunun diyalogla, konuşarak, tartışarak, meseleyi müzakere ederek, çözme iradesinin olgunlaştığı, güçlendiği şeklinde bir tespitimiz vardır. Bütün bu tespitler ışığında şunu söyleyebiliriz. Şu aşamada başlamış, başlatılmış bir müzakere söz konusu değildir. Bunun arayışları, bunun çabalarından söz edilebilir. Ama bir müzakerenin başladığına, başlatıldığına dair bize ulaşmış somut bir bilgi yoktur. Henüz o aşamaya geçilmediğine dair en azından net bir bilgiye sahip olduğumuzu söyleyebiliriz. Ve yine görebildiğimiz kadarıyla müzakere aşamasına geçilmesi hükümetin bundan sonraki tavırlarına, politikalarına ve pratiklerine bağlıdır. Çünkü taraflardan biri bu aşamada üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmiştir. Yapması gerekeni yapmıştır. Bu konudaki iradesini ve ilk pratiğini ortaya koymuştur. Bu konudaki kararlılığını, samimiyetini ortaya koymuştur. Şimdi sıra hükümettedir. Müzakereyi başlatmak istiyorsa ve hükümet başlatacağı sürece müzakere demek istiyorsa bütün bu müzakere mekanizmalarının tamamlanması gerekecektir. Her şeyden önce muhataplardan ve taraflardan biri olan KCK’nin sürece dahil edilmesi gerekecektir.  Bu mekanizmanın tamamlanabilmesi için partimizin, Demokratik Toplum Kongresi’nin ve ilgili sivil alanın sürece dahil edilmesi gerekecektir. Bunlar tamamlanır, hükümet de bu sürecin adına müzakere süreci der, arkasına siyasi bir irade koyarsa, biz artık Kürt sorununda müzakerelerle çözüm aşamasına geçilmiştir diyebileceğiz. Henüz o aşamaya gelinmediğini gelinemediğini bu aşamada tespit etmek belirlemek gerekir. Şimdi hükümet kanadından son bir hafta on gündür yapılan açıklamalar, kullanılan söylemler, bu meseleyi ele alış biçimi, tartışma biçimi, bununla birlikte pratik, politik, sahada yaptıkları bir arada değerlendirildiğinde, hükümetin ya niyetini sorgulamamız lazım, ya ciddiyetini, ya da bu işi becerip beceremeyeceğini sorgulamamız lazım. Çünkü gelinen aşama ile hükümetin yaklaşımı arasında büyük bir ciddiyet farkı vardır. Bu da sütten ağzı yanmış bir halkın her bir ferdini haklı olarak kaygıya sevk ediyor, güvensizlik yaratıyor. Yüz yıllık bir sorunu çözme konusunda eğer hükümet ciddiyse her şeyden önce diline, üslubuna, herkesin yaklaşımına bunun sirayet etmesi lazım, bu ciddiyetin sirayet etmesi lazım.

Hele hele askeri operasyonlar devam edecekse, hakaretler, tutuklamalar devam edecekse, bilindik hükümet politikaları bir yandan devam ederken, bir yandan da biz görüşürüz denilecekse bunun adına da entegre proje, program denilerek bu süreç yürütülecekse kimse birbirini yormasın.

Konuşulsun, tartışılsın, silahsız, kansız olsun, acısız olsun ama kimse bu hükümetin ciddi bir programı varmış gibi düşünmesin. Entegre proje buysa, bu saçmalığa son verilsin, böyle olmaz. Bu şekilde ciddiyetsiz  bir yaklaşımla ciddi soruna ve ciddi sürece yaklaşılamaz. Öyle yendik, bitirdik, ezdik; şimdide teslim almaya geldi şeklindeki yaklaşımı kimseye anlatamazsınız. Zaten İmralı’ya giden heyetinizde bu amaçla gelmediğini açıkça söylüyor. Öyle yendik, ezdik, o yüzden geldik dendiği yok. Orada öyle demiyorsanız dışarıda da öyle söylemeyin. Çünkü yenme ve yenilme üzerine kuracağınız bir diyalog süreci başından itibaren sakıncalı sıkıntılı olacaktır. Yenmişseniz,  bitirmişseniz neyin müzakeresini başlatıyorsunuz ki. Teslim alın silahları bitsin bu iş. Yok  durum öyle değilse, gerçekten de şiddetsiz, silahsız bir yöntemle kalıcı barışı sürdürmek istiyorsanız bununda arkasına siyasi bir irade koymanız lazım. Yenme, yenilme, ezme üzerine, tasfiye üzerine bir söylem, bir politika daha başından herkeste güvensizlik yaratacaktır. Bu girişim aşamasında pratik güven verici adımlar atılacaksa, bunun en önemli en kritik adımı İmralı sisteminin ortadan kaldırılmasıdır. Madem ki müzakere edecek muhatap olarak kabul ettiniz Öcalan’ı madem ki kendisiyle görüşmeyi aleni kamuoyunun bileceği bir hale getirdiniz, madem ki bu yaklaşımı çözümde önemli bir parametre, önemli bir adım olarak gördünüz o halde bundan sonrası bu ilk adımın gereklerine uygun olmalıdır. Hükümet veya devlet adına görüşme yapan heyet, ya da hükümetin, başbakanın koşulları ile müzakere yürüttüğünüz diğer aktörün koşulları arasında uçurum vardır. Heyetinizin yüzlerce-binlerce danışmanı, hükümetinizin sınırsız olanakları, özgür bir tartışma ortamı özgür dolaşım ortamı var, müzakerenin diğer aktörü  ise bir adada 14 metrekarelik bir beton çukurda olacak. Bu koşullarda müzakere yürütülemeyeceğini bu nu başlatanlarda biliyor olmalıdır. En azından müzakereye geçileceği aşamada koşulların bir birine yakınlaştırılması lazım; bire bir denk olmasa da yakınlaştırılması lazım. Herhalde bundan da Sayın Başbakan’ın İmralı Adası’na koyulmasını kastetmiyoruz. Sayın Öcalan’ın koşullarının müzakere yürütebileceği koşullara, niteliklere kavuşturulmasından söz ediyoruz. Daha başından bu tartışmanın önüne kesmek, ben müzakere aşamasına geçmek istemiyorum aslında gibi algılanabilir. Buna dikkat edilmesi lazım. Çünkü ‘müzakere aşamasına geçeceksek ve hep birlikte bu sürecin içinde olup destekleyeceksek, bütün aktörle, bileşenler hep birlikte biz bu barışı hep birlikte gerçekleştireceğiz’ kararını vereceksek, ilk adım olarak bunu yakından izleyeceğiz, takip edeceğiz.

Böyle bir niyet var mıdır? Böyle bir gelişme olacak mıdır? Yakın zamanda çok da bu işi uzatmadan bir hafta – on gün içinde bunu görmek isteyecektir. Bütün taraflar bu gelişmeyi görmek isteyecektir. Yine İmralı’ya başka sivil heyetlerin, başka milletvekillerinin, başka partilerin milletvekillerinin gidişinin tartışılmasının kolaylaştırılması gerekir. Bunlar da imralı koşullarının düzeltilmesi, değiştirilmesi ya da İmralı sisteminin tümden kapatılması, İmralı Cezaevinin tümden kapatılması şeklinde bir anlama gelebilir. Yol ve yöntem tartışılabilir; en makul olan, bu aşamada en gerçekçi olan, en katkı sunucu olan neyse bunu hep birlikte tartışabiliriz, gerçekleştirebiliriz.

Sayın Öcalan’ın KCK ile ve halkla doğrudan temas kurabileceği koşulların yaratılması gerekir. Bunlar da çok önemlidir. Biz bunları yıllardır söylüyoruz. İlk defa da ifade etmiyoruz. Fakat madem bu kritik aşamaya girdik, madem birileri elini taşın altına koydu, bunda sonra da birileri elini taşın altına koyacak diyorsak bütün bunların artık açıkça tartışılması ve formüllerinin bulunması lazım. Sayın Öcalan’ın tutuklu çok sayıda avukatı var. Bu avukatların tutuklanma nedeni tam da buydu işte. Müvekkilleriyle görüşmeleri ve önceki diyalog ve müzakere sürecinin bir şekilde tanığı olmalarıydı. Bu defa bu müzakere diyalog girişimi aleniyet kazandığına göre dava konusuz kalmıştır. Davanın düşmesi, avukatların serbest kalması lazım. Asrın Hukuk Bürosu avukatlarının artık müvekkilleriyle, çok rahat bir şekilde görüşebilmesinin koşullarının da çok hızlı bir şekilde oluşturulması lazım. Yine aşamalarla ilgili hükümetin parlamentoyu bilgilendirmesi, meclis gruplarını bilgilendirmesi, kamuoyunu ve parlamento dışarıda bulunan partileri bilgilendirmesi son derece önemlidir. Biz kendi payımıza Barış ve Demokrasi Partisi olarak, elimizdeki bilgileri, gelinen aşamayla ilgili düşüncelerimizi bütün siyasi partilerle paylaşmaya hazırız. Ama sürecin tüm sorumluluğu bizde değil, baş sorumluluğu hükümettedir. Hükümetin bunu yapması biz başta olmak üzer bütün partileri doğru bir şekilde bilgilendirmesi lazım. Bu hükümetin sorumluluğudur. Ondan sonra hangi parti destek verir vermez, nasıl politika oluşturur, o da diğer partilerin kendi sorumluluğudur. Ama hiç kimseden,  bilmediği, tariflenmemiş, ucu açık, ne yapılacağı belli olmayan bir sürece,  gözü kapalı destek vermesini de hükümet beklememelidir. Bu yüzden şeffaflık bu aşamada ve ilerleyen aşamalarda en kritik başlıklardan biri olacaktır. Böylesi bir dönemde ana muhalefet partisinin girişimin başından itibaren destek sunmuş olması da değerli bir katkıdır. Ana muhalefet partisine düşen bir sorumluluktu. Sorumluluğunu yerine getirmiş olmasından dolayı biz memnuniyet duyuyoruz. Süreci hep birlikte toplum olarak, muhalefet olarak hep birlikte takip edeceksek, başarısı için her birimiz kendi cephemizden katkı sunacaksak aynı duyarlılığın olası müzakere aşamasında ve sonraki aşamalarda da devam etmesi bu desteğin sunulmasının da devam etmesi gerekir.

Yine bu sürece katkı açısında, bu aşamanın sağlıklı geçilmesi ve gerçekten de müzakerelere başlanabilmesi açısından da sonraki olası aşamalarda da sivil toplumun, medyanın desteği çok önemlidir. Diğer Kürt hareketlerinin ve partilerinin, şahsiyetlerinin desteği çok önemlidir. Bütün bu destekler bir halkın çok uzun yıllardır yürüttüğü bir mücadelenin özgürlükle, demokrasiyle ve onurlu barışla sonuçlanması noktasında birlikte hareket edebilmelidir. Bütün bu destekler, dayanışmalar bir arada olabilmelidir. Bu konuda sivil toplum örgütlerinin en büyük rolü; bu atılan adımın -hükümet tarafından özellikle- boşa çıkarılacak politik söylem ve pratik uygulamalarının yakından takip edilmesi eleştirilmesi, öneriler yapılması suretiyle geliştirilmesidir. Kamuoyunun bu konuda hazırlanmasıdır, kamuoyu desteğinin alınmasıdır. Sivil toplum örgütleri bu çerçevede rolünü oynayabilir, Türkiye’nin bu kadar büyük çoğunluğunun barış istediği bir ortamda bir grup bu konudan rahatsız olan ırkçı ve milliyetçilerin sesinden daha gür bir ses çıkaramazlarsa, rolünü oynamamış olurlar.

Medyanın desteği yine ha keza bu dönemde önemlidir.  Destek dediğimiz şey sadece sürece veya hükümete destek değildir. Bu sürecin sağlıklı yürüyebilmesi ve sonuç alınabilmesi için hakkaniyetli adil hareket etmek önemlidir. Çünkü ortadaki sorun Kürt sorunudur. Kürtler’in yaşadığı trajedi sorunudur. Hak ve özgürlükler sorunudur. Medyada barış dili demek hükümetin her politikasını tartışmasız desteklemek değildir herhalde. Ortada bir halkın özgürlük sorunu var beklentileri var bu beklentileri es geçen bu özgürlük taleplerini görmezden gelen bir barış dili, barış dili olmaz.  Onun adı da barış olmaz. O yolda kısa sürede tıkanmaya mahkum bir yol olur o yola da her birimiz hiç birimiz herhalde risk alarak girmeyi cesaret olarak görmeyiz. Medyanın bu aşamadaki desteği bu şekilde haklardan ve özgürlüklerden yana olursa inanıyorum ki en büyük destek olarak ortaya çıkacaktır.  Partimiz ve bloğumuz üzerindeki medya ambargosunun kalkması çok önemlidir. Kendimizi bütün Türkiye toplumuna ifade etmenin kanalları açık olmalıdır. Son birkaç yıldır hükümetin koordinatörlüğünde hükümetin talimatıyla baskısıyla üzerimizde medya ambargosu olduğunu biliyoruz. Bizi tv programlarına çıkarmak isteyen ama bu tehdit nedeniyle çıkaramayan onlarca tv kanalının program yapımcısının olduğunu biliyoruz.

Mademki barış dilini kuracağız, madem ki Türkiye toplumunu herkes çözümünü anlatacak o halde, bütün muhalif kesimlerinde özellikle partimizin, bloğumuzun üzerindeki basın, ambargosunun kalkması lazım, bizde derdimizi, dermanımızı bütün tükiye toplumuna özgürce, anlatabilmeyiz. Bu süreçte hükümetin entegre proje adını verdiği şey, bir yandan operasyonların sürmesi, bir yandan görüşme ise bu bir felaket olacaktır, bakın İmralı’da görüşmelerin yapıldığı günün, öncesi, o gün ve sonrasında, o üç gün içerisinde yaşanan şeylere dikkatinizi çekmek istiyorum, bir yandan hükümet imralıda görüşme başlattığını açıklıyor, aynı gün licede yapılan operasyonla 10 PKK gerillası öldürülüyor; Doğubeyazıt’ta  bir KCK operasyonunda, bir belediye başkanımız ve çok sayıda parti üyemiz gözaltına alınıyor. Üç gün içinde çeşitli illerde onlarca insan gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Aynı gün Diyarbakır’da görülen Şırnak KCK davasında, toplam 417 yıl ceza veriliyor, entegre dedikleri şey bu olsa gerek. Yargı baskısı devam edecek, Askeri operasyonlar devam edecek, siyasi operasyonlar devam edilecek denilmek isteniyor. Peki bunlar devam edecekse, bunun adına nasıl müzakere diyeceğiz, barışçıl çözüm yolu diyeceğiz. Bundan kesinlikle vazgeçilmesi bu tehlikeli yola girilmemesi gerekiyor. 2011, 14 Temmuz’unda Silvan’da yaşanan acı olay nedeniyle, hükümet bu süreç bitmiştir, bu süreç kopmuştur diyerek fergat, figan koparanlar. Hükümet bu süreç başlamıştır dediğinde 10 PKK gerillasının öldürülmesine sessiz kalamaz kalmamalıdır. Ona sessiz kalanlar bunu onaylayanlar, bu süreç böyle gidecek diyenler, kendilerini de hükümeti de aldatırlar. Süreç bu şekilde gitmez, biz en azında partimiz olarak, böyle bir yaklaşımı kabul etmeyiz, edemeyiz. Dilde üslupta değişiklikten bahsederken, pratikte hiçbir değişiklik olmayacaksa, günlük yaşamımızı bile değiştirmeyecekse, yaşamımızı bile değiştirmeyecekse, nasıl bir diyalog sürecinden, nasıl bir müzakere sürecinden bahsedilebilir, buna nasıl güvenebilir insanlar? Bütün tarafların, bu kurallara, bu ilkesel yaklaşımlara, dikkat etmesini biz diliyoruz altını çizerek daha işin başında belirtiyoruz.

Bu yaklaşım bu şekilde devam ederse, bizim kaygımız odur ki zaten, buysa entegre program, ve bu uygulamalar, önümüzdeki günlerde devam ederse bizim katkı sunmamız imkansız hale gelebilir. Hükümetin zaten güvensizlik yaratan durumu, iyice su yüzüne çıkmış olur. Muhataplar arasında ayrım yapma, birbirine kırdırma, kışkırtma, didiştirme girişimi, bu çok ucuz bir yaklaşımdır. Daha önce de defalarca senenmiş, sonuç alınmamış ve sonuç alınması gereksiz bir yaklaşımdır.  100 yıllık tarihi bir sorundan söz ediyoruz, bunu çözeceğiz diyoruz, çıkmış, bilmem kim kime racon kesiyor diyor. Sen duvar yazısı mı yazıyorsun, minibüs muavini misin, siyasi danışman mısın belli değil. Ciddi olmanız lazım ciddi, bu mesele ciddi yaklaşımlarla, ciddi çözümlerle çözülür. Ortadoğu’nun en köklü en ağır sorunlarından birinden, bahsederken, bunun çözümüyle ilgili konuşurken, bu mudur diliniz üslubunuz, yaklaşımınız bu mudur? Bundan mı medet umuyorsunuz? Bu adımların hepsi, hükümetin niyetiyle, hükümetin yaklaşımıyla, çözüm zihniyetiyle ilgili herkeste bir tedirginlik yaratıyor. Zaten tanıdığımız bildiğimiz AKP, zaten politikalarını, pratiğini her gün sokakta yaşadığımız AKP. Sizi tanımıyor bilmiyor değiliz. Kendinizi her gün yeniden tanıtmanıza anlatmanıza gerek yok. Sizi çok iyi tanıyoruz. Biz artık, çözümü kabul edin diyoruz. Bundan vazgeçin diyoruz, bundan vazgeçtiğinizi görmek istiyoruz.

Bütün bu süreçlerin, bütün bu yaşananların, bütün bu az önce saydığım ilkesel tutumların içinde belki de en önemlisi, belki de bu 30 yıllık savaşta yakınlarını yitirmiş annelerin babaların yaklaşımıdır. Ben buradan bütün şehitlerin annelerine babalarına seslenmek istiyorum. Bu savaşın belki de en acı faturasını sizler ödediniz. Şu veya bu şekilde payınıza düşenlerden en acı kısmı oldu. Bunu her zaman hissettik, bunu her zaman anladık, buna her zaman destek verdik. Ben buradan bu vesileyle bütün ailelere Allah’tan sabır diliyorum. Bunu yaşayan bilir herhâlde. Evlat acısı, dünyada en ağır acıymış. Ateş bu yönüyle düştüğü yeri yakar, yakıyormuş. Yaşayanlar bilir, Allah başka hiç kimseye göstermesin. Sizin çocuklarınızın yani bizim kardeşlerimizin, bu süreçte yitik girmelerinden her gün her an acı duyduk, bunu yürekten, samimiyetle paylaştık. Şimdi geldiğimiz bu noktada sizlerin sunacağı destek, bütün bu desteklerin en değerlisi, en kıymetlisi olacaktır. Bu acıyı yüreğinde yaşamış olmasına rağmen, başka analar ve babalar bu acıyı yaşamasın, bunu hissetmesin diye, elini taşın altına koyacak her aile, her şehidin annesi, babası kutsal bir iş yapmış olacak. Kim ne derse desin, hangi ırkçı provokatör, saldırırsa saldırsın, sizin böylesine onurlu erdemli bir duruşunuz, bütün bu sürecin bütün bu kapıların tek başına açılmasına yeterlidir. Ve de bütün o annelerin babaların ellerinden öperek onlara şunu diyorum: Bu süreç kaybettiğimiz bütün o değerlerimiz adına bu ülkeye demokrasiyi özgürlüğü getirmek için hepimiz açısından bir fırsat olabilir.

Sizin sunacağınız bu destek, bu evlatların bu kardeşlerimizin mezarlarında inşallah rahat uyumalarına vesile olabilir. Ancak özgürlük, demokrasi gelirse, onurlu bir barışla bu mümkün olabilir. Sizler bu sürecin takipçisi olmalısınız, hükümetin oyalama kandırma politikası değil, kalıcı, onurlu bir çözümü gerçekleştirmesi için baskı unsuru olmalısınız, destek olacaksanız barıştan yana olmalısınız. En çok barışı siz hakediyorsunuz, bu anlar hakediyor bu babalar hakkediyor, o barışı o ailelere armağan etmekte 30 yıllık savaş içersinde yakınlarını kaybetmiş her anaya her babaya armağan etmekte bizim boynumuzun borcudur, biz de böylesine bir özgürlük, barış ortamını, bu ülkeye bu halka bu topluma geçirebilmek sağlayabilmek için, payımıza ne düşüyorsa yapmaktan asla geri durmayacağız, bununda bilinmesini istiyoruz.

Başbakanın da, önceki dönemlerde ve deneyimlerde olduğu gibi en küçük milliyetçi haykırışta çark edip, milliyetçi duygularını hatırlayıp, kim olduğunu hatırlayıp, titreyip kendine gelip vazgeçmesi, tornistan yapmaktan vazgeçmesi, çark etmekten vazgeçmesi lazım. Kaptanın iyisi dalgalı denizde belli olur, bun süreçte de göreceğiz, ne yaptığını ne yapacağını hep birlikte izleyeceğiz. Arkasında durabilecek mi ciddi samimi müzakere sürecini başlatabilecek mi yoksa önceki dönemlerde olduğu gibi en küçük bir zoru görünce, kaçmayı mı deniyecek bunu birlikte hep birlikte göreceğiz, önümüzde çok zaman yok, ama çok acelemizde yok sağlıklı bir süreç işletmemiz lazım, olacaksa eğer  kalıcı bir müzakere sürecini girilecekse bütün bu koşulları hep birlikte sağlayabilirsek biz zaten parti olarak bunun için varız, rolümüz, misyonumuz bunu sağlamaktır. Tamda bu noktada kazanın bu kadar kaynağıdı, Suriye’de, Irak’ta, İran’da bu kadar karmaşanın yaşandığı bir dönemde Türk ve Kürt ilişkilerinin, önümüzdeki yüzyılda nasıl olacağına dair yeni bir hukuku belirlememiz lazım, mesele bu kadar ciddidir, bu kadar önemlidir. Önümüzdeki yüzyılda Ortadoğu’da 40 milyonluk Kürt halkıyla, Türk halkı veya TC devleti nasıl yaşayacak hukuku ne olacak, bunu yeniden belirleyeceğimiz günlerdeyiz.

Biz birlikte yaşam, eşit hukuk, özgür yaşam yanında olacağız, savunduğumuz ilkeler bunlar olacak, bunu sağlamak için gayret edeceğiz. Eğer muhataplarınızda bu ciddiyetle böylesine sorumlu bir yaklaşımla meseleyi ele alırlarsa ben hızlı bir şekilde ilerleyebileceğimizi düşünüyorum, Sayın Öcalan’ın sürece destek olmaya, katkı sunmaya hazır olduğunu biliyoruz, ilettiği mesajın çok güçlü bir mesaj olduğunun farkındayız, bu mesajın, bu çabaların boşa gitmemesi, hepimizin boynunun borcudur. Hğükğmet tek başına, bu sorunu çözemez bununda farkındayız destek almadan bu konuda ön açııcı fikirler almadan süreci ilerletemeyeceğiniz farkındayız. Bu aşamaya gelinmesine biz destek sunduk, ama bundan sonraki aşamalarda ilerlemek istiyorsa hükümet ki arzumuz budur, o halde bütün bu ilkesel yaklaşımları dikkate alan bir politikayı, biz görmek istiyoruz, partimize bloğumuza ciddiyetle yaklaşılmasını, partimizin bu seviyede ele alınmasını ve bu çerçevede pratik adımlar atılmasını, biz bekliyoruz, önümüzdeki günler kalıcı bir müzakerenin ve sonrasında onurlu bir barışın, vesilesi olsun diyoruz

Hepinizi en içten duygularımla selamlıyorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: