Barış ve Demokrasi Partisi

Aynı Suda İki Kere Yıkanılmaz

Posted on: 17/12/2012

a tuğlukDTK Eş Genel Başkanı Aysel Tuğluk’un Özgür Gündem’de yayımlanan röportajı:

AKP hükümetinin Kürt sorununda izlediği “Güvenlik Konsepti” politikası ve İmralı’da uyguladığı tecrit, bu yıl yaza girilmesiyle beraber sert çatışmalara yol açtı. PKK’nin alan hakimiyeti kurmasına kadar giden süreç, devlet cephesinde sarsıntılara yol açtı. Hemen ardından cezaevlerinde başlayan ve 68 gün süren açlık grevleri dalgasına büyük çaplı eylemler ve protestolar eşlik etti. Bir buçuk yıldır ağır tecrit altında tutulan Öcalan’ın çağrısı üzerine sona eren açlık grevleri, Kürt sorununda Öcalan’ın belirleyici rolünü hatırlatırken, kamuoyu yoğunca Öcalan’ın Türkiye siyaseti ve Kürt toplumu üzerindeki etkisini tartıştı. Kamuoyunda oluşan bu olumlu hava, AKP hükümetinin BDP’li vekillerin dokunulmazlıklarını gündeme taşımasıyla yerini gergin bir atmosfere bıraktı. AKP’nin içinde de çatlaklara yol açan süreç, Erdoğan-Gül çekişmesini de gün yüzüne çıkardı. Bu tabloyu Kürt siyasi hareketi bir özne olarak nasıl okuyor? Aralıksız süren KCK operasyonlarıyla ne hedefleniyor? İmralı ile yürütülecek müzakerelerin koşulları neler? Ortadoğu’da gittikçe etkisini artıran Kürt dinamiği bölgeyi nasıl etkiliyor? DTK Eşbaşkanı ve Wan Milletvekili Aysel Tuğluk’la, bütün bu gelişmeleri konuştuk.

Açlık grevlerinin son bulmasının hemen ertesinde ‘Şemdinli Karşılaşması’ gerekçe gösterilerek dokunulmazlıklarınız gündeme taşındı. Neden şimdi ve ne amaçlanıyor?

Protokoller masada, revizyon öneriyorlarsa söylesinler; AKP’nin her seçimden önce ‘bekle, güç biriktir sonra da vur’ taktiğine gelmeyiz, aynı suda iki kere yıkanılmaz

– Hatırlanırsa Habur için de “bir yol kazası” denilmişti. Şimdi benzer değerlendirmeler Şemdinli karşılaşması için söyleniyor. İşin özü nedir burada? Kürt gerillalarının, Kürt halkıyla bir biçimde, bir vesileyle konuşmasıdır. Habur’da barış süreci vesilesiyle, Şemdinli’de ise savaş vesilesiyle. Roller ve zemin farklıdır, evet ama burada önemli olan husus, Kürt halkının her halükarda çocuklarına sahip çıkıyor olmasıdır. Aslında tahammül edilemeyen gerçeklik budur.

Başbakan’ın son açıklamaları bu konuda oldukça kararlı bir ton içerse de “bu pilav daha çok su kaldırır” düşüncesindeyim. Ancak Başbakan’ın son grup toplantılarında söyledikleri içinde bulunduğu acziyetin ürünüdür. Suriye’de alanı daraldıkça içeride bize saldırıyor. Güçler dengesini Kürtlerin üzerinden yeniden kurmaya çalışıyor. Bakınız son grup toplantısının AKP Genel merkezinde yapılması sadece grup kararı almaya dönük bir hamle içermiyor. “Bu partinin tek lideri benim, siyasi ikbaliniz de sonrası da benden sorulur” demek istiyor. AKP’yi oluşturan koalisyon güçlerine ve özellikle cemaate de aynı mesajları veriyor. Abdullah Gül’ün açlık grevleri ve son dokunulmazlıklarla ilgili beyanatları sonrası böyle bir yönelimin içine girdiğini düşünüyorum. İki başlılığa ve AKP’nin içine oynandığını düşündüğü taktiklere de “burada da güç ve kontrol bende” mesajı veriyor.

Erdoğan’ın konuşmasında en çok dikkatimi çeken cümle şu oldu: “10 senedir kendisini milli iradenin üstünde gören yapıları değiştirdik” cümlesi aslında “geriye bir tek Kürtler kaldı onları da meclisten atarak milli iradeyi tümüyle tesis edeceğiz” demeye geliyordu. Bir de sürekli kullandığı “bölgesel milliyetçiliğe” karşıyız söylemi. Mealen “özerkliği” kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz söylemidir. BDP’ye verilen mesaj ise çok net. “Diz çökün, nedamet getirin” yoksa sonuçlarına katlanırsınız diyor.

Biz tüm söz ve eylemlerimizin hesabını önce halkımıza veren bir siyasetin temsilcileriyiz. Çünkü bizi vekil yapan da, vekillikten alacak olan da halkımızdır. Ötesi prosedürdür bizim için, çok da anlam ifade etmez.

Hükümet kanadı bir yandan dokunulmazlıkları gündeme getirirken, bir yandan da İmralı ile görüşme olabileceğini belirtiyor. Bu çelişkiyi nasıl izah ediyorsunuz?

– Başbakan en son “bu iş yine İmralı’da biter” demişti. Bu minvaldeki düşüncesini zaman zaman dillendiriyor. En son Beşir Atalay da “akan kanın durması için kiminle görüşülmesi gerekiyorsa görüşüleceği” beyanıyla yine İmralı’yı işaret etti.

Her vesileyle şunu söyledim; Erdoğan’ı aldattılar. Kendisi de mutlak iktidar hırsı ve arayışının kurbanı oldu. Kürtlerle savaşmayı denedi, kazanmayı umdu ancak geldiği yer ortada. Şimdi işin içinden nasıl çıkacağını düşünüyor. Suriye ve bölgenin genelinde işler aleyhlerine döndü. Ordu gerillanın eylemleri karşısında savaşamaz duruma düştü. Ve belki de AKP için en önemlisi, para bitti! Ekonomik kriz kapıda. Bir de yerel seçimler tabi. AKP, her seçim öncesi aynı şeyi yapıyor; duruyor, duruyor sonra güçlendikçe vuruyor! On yıldır bu taktiği tuttu ama artık bir çözüm programı sunmadıkça yol alamaz. AKP liderliğinden yeniden samimiyet ve kararlılık görürsek, katkı da sunarız.

Kürt meselesi önümüzdeki dönemde nasıl bir seyir izleyecek, öngörünüz nedir?

– Kürt meselesinde kağıtların yeniden karıldığını düşünüyorum. Erdoğan hükümeti gerginliği gidebildiği yere tırmandıracak. Söylemler istenildiği kadar iyi olsun, her durumda bu iktidar en sağa doğru gidişine devam edecektir. Bu da Kürt meselesinde sert bir çıkışa işaret eder.

Umuyorum ki yanılırım. İmralı’da Sayın Öcalan’la en son kardeşi Mehmet Bey iki kez görüştü. Ve bu görüşmelerden biz biliyoruz ki, Sayın Öcalan “devlet madem protokolleri kabul etmiyor, o halde onlar bir öneri metniyle bize gelsin” demiş. Bu önemli. Şöyle okunmalıdır; devlet halen bir çözüm programına sahip değil ve ısrarla Kürt tarafından geri bir adım bekliyor. Ne proje kabul ediyor ne de sunuyor.

BDP’ye dönük saldırılar artarak sürüyor. Hemen her gün yeni ‘KCK dalgaları’yla uyanıyoruz. AKP hükümetinin bu saldırılarını nasıl okuyorsunuz?

– Legal Kürt siyaseti tutuklamalar ve baskılar sebebiyle epey zorlandı. Ancak nihayetinde ayakta durmayı başardı. Geçtiğimiz hafta Batman, Siirt ve Mardin’de yaklaşık 100 kişi gözaltına alındı. Görünen o ki AKP rejiminin entegre Kürt konsepti Kürtlere reva gördüğü siyasi soykırım operasyonlarına hız kesmeden devam edecek. Legal alanda Kürtleri bitirmek için “KCK” etiketli siyaseten imha hamleleri bu kış da sürdürülecek. Tabi bunun çıkmaz bir yol olduğunu söylemeye bile gerek yok. Zaten bu çıldırma halini AKP rejiminin Kürt sorununda battığının da emaresi olarak okumak mümkün. Ancak inanıyorum ki halkımız verdiği muazzam mücadelesiyle bunları, bu operasyonları boşa çıkaracaktır.

DTK’nin bu süreçteki önceliği nedir?

Biz tüm söz ve eylemlerimizin hesabını önce halkımıza veren bir siyasetin temsilcileriyiz. Çünkü bizi vekil yapan da, vekillikten alacak olan da halkımızdır. Ötesi prosedürdür bizim için, çok da anlam ifade etmez

– DTK olarak önceliğimizin ulusal birlik ve ulusal siyaset olduğu biliniyor.

DTK tüm Kürtlerin çatı örgütlülüğü olma iddiasına sahip. Rolü de bu temelde Kürtlerin stratejik kazanımlarına ilişkin tutum belirlemek, koordinasyon zemini olmak. Bunun için de salt dışarıda değil içeride de tüm Kürt kesimlerinin yer bulduğu, bütün Kürtlerin ortak örgütlenmesini ifade eden bir pozisyona gelmelidir. Ortak örgütlülük konusunda tam anlamıyla başarılı olduğumuz söylenemez. Ancak DTK, Kürtlerin özgür geleceği ve statü kazanması için mevcut yetersizlikleri aşmaya çalışıyor, çalışmalıdır. Çünkü Kürt ulusal birliği mevcut konjonktürde bir gereklilik değil zorunluluktur! Ortadoğu’nun yeniden şekillendiği bir tarihsel aralıkta Kürtlerin topyekün birliktelik sağlayamasa bile en azından birbirlerine karşı basit hesaplarla hasmane pozisyonlar almaması şart. 20. yüzyılı ıskalayan Kürtlerin, 21. yüzyılı kaçırma lüksü yoktur.

Ortadoğu’daki son durumu, özellikle Suriye konusunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Ortadoğu’da son durum ile ilgili formül değişmedi. Değişeceğini de zannetmiyorum. “Suriye’de kazanan, Ortadoğu’da kazanacaktır. Türkiye’nin çıkmaz bir sokağa dönüştürdüğü Suriye politikası şimdi de Arap-Kürt savaşına gebe. AKP, olası bir savaştan medet umuyor. Sonuçta; 2013’ün Ortadoğu’da her açıdan bir sonuç alma yılı, final yılı olacağını düşünüyorum. Kürtlerin de bu tarihsel sapakta kendi öz yönetimlerini kurarak hak ettikleri yeri alacaklarını düşünüyorum. Kürtler kendi programlarıyla bu devrimsel değişim sürecinde yer alacak, değişimin yönünü belirleme iradesini pratiğe dökeceklerdir.

Kürtlerin statüsü ne olacak?

– Kürtlerin statü sorunu orta yerde duruyor. Bölgedeki güç dengeleri ve şekillenmelere göre Kürtlerin statü sorunu da netleşecek. Aslında başta ABD olmak üzere diğer güçler, Kürtler yönetime katılmadan istikrar olmayacağını biliyorlar. Kürtlerin statüsü konusunda ikna olmuş durumdalar. Sorun bu statünün “özerk komünal birlikler” şeklinde örgütlenmesine karşı olmalarıdır. Emperyalist devletler, Türkiye ve bölgedeki Arap diktatörlerini ürküten şey de bu zaten. Kapitalist moderniteye alternatif olarak gelişen ve şu anda metastazik etkisi çok güçlü olan “demokratik modernite” fikriyatının model oluşturması zinhar istenmiyor.

Neden istenmiyor?

– Çünkü Ortadoğu’yu şekillendirmenin bir de bir ekonomi-politiği var. Kapitalist üretim ilişkileri içerisinde uluslararası sermayeye eklemlenmiş bir coğrafya ve toplum değil. Şu anda üç yüz milyon insan kredi kartı veya banka kartı kullanmıyor. Sadece bu nedenle bile olsa ABD ve diğer emperyal güçler, Arap egemenleri vs. için kapitalizme eklemlenmiş “büyük Kürdistan” fikrinin daha cazip hale gelebileceği bir süreç yaşayabiliriz. Kürdistan’ı tarihe gömenlerin bu kez böyle bir projeyi dillendirir hale gelmesi, tarihin en büyük ironilerinden biri olur herhalde!

Ancak bu projeyi boşa çıkaracak demokratik bir alternatif var: Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi. Bu modelin fikri önderi Öcalan. Pratikleşmesini sağlayan güç de bölgede PKK. “Demokratik modernite”nin önümüzdeki on yılda bütün bölgeyi hem fikriyat hem de pratik anlamında domine edebilecek toplumsal, tarihsel, felsefik, sosyolojik bir altyapısı var. Ulusalcıların tüm tahrifat ve manipülasyonlarına rağmen Demokratik Ortadoğu Konfederalizmi projesinin anti-kapitalist ve anti-emperyalist karakteri tartışmasızdır.

Protokoller hâlâ masada

AKP hükümetinin Kürt sorununun çözümüne dair bir projesi var mı?

– Şahsen bir çözüm programı ve ufkuna sahip olduklarını düşünmüyorum. Erdoğan yine seçim sürecini, başkanlık konjonktürünü kurtarmak istiyor. Görünen o ki, Erdoğan Kürtlere vereceği bir-iki hak ile seçim takvimini kazasız-belasız atlatmak istiyor. Sonrası için de herhalde yine “Allah büyük” diyecekler!

Oslo süreci de tam bu sebeple bitirildi zaten. Seçim bitti, Erdoğan yüzde elli oy aldı ve protokolleri reddederek Kürtlerle savaşa yöneldi. Şimdi yine aynı taktiği benzer söylemlerle uygulamak istiyor. Ama etrafındaki eski solcular ona hatırlatmalı; “aynı suda iki kere yıkanılmaz!”

Kürt hareketi ve Kürt halkı bu oyuna artık gelmez. AKP iktidarı masaya bir çözüm programı, bir çözüm projesi koymak zorunda. Öyle “ben İmralı’ya gider hallederim” hafifliği ve basitliğine girmemelidir. Kandil’in de açıklamalarını biliyoruz-okuyoruz. Süreç başlayacaksa eğer, kaldığı yerden devam ederek başlayacaktır. Protokoller halen masada ve Kürt tarafı bunu müzakere etmeye hazır. Ha revize mi edilecek, yeniden takvime mi bağlanacak, bu tali bir konudur ve nihayetinde bu da bir müzakere konusudur.

Kürt Hamas’ı hayali

AKP’nin Federe Kürdistan Bölge Başkanı Mesud Barzani ile temasları sıklaştı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

– Şüpheyle yaklaşmıyoruz ancak ihtiyatı da elden bırakmıyoruz. Elbette Kürt yönetimi ve liderliğinin herkesle diplomatik-ekonomik ve stratejik ilişkiler kurmasını destekleriz, isteriz. Ancak bu kesinlikle diğer bir Kürt grubunun aleyhinde olmamalı. Özellikle de ulusal birliği, Kürtlerin ortak çıkarını zedeleyecek bir gündem içermemelidir.

Eğer izin verirseniz ben konuyla ilgili bir diğer önemli hususa dikkat çekmek istiyorum… Zannımca AKP-KDP işbirliği ile bir “Kürt HAMAS”ı oluşturabilir mi tartışması yapılıyor. Bu belki şimdilik bir “beyin fırtınası” olarak gelişiyor ancak biliyoruz ki, “Kürt HAMAS”ı olarak tanımladığımız bu uğursuz fikir bir proje olarak geçmişten beri AKP’nin tahayyülünde duruyor. Ancak şurası açıktır ki Kürt HAMAS’ı projesi pratiğe dökülürse bundan Güney Kürdistan da nasibini alacaktır. Bu projenin Barzani’nin de hilafına olacağını sanırım söylemeye bile gerek yok.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: