Barış ve Demokrasi Partisi

Kadına Şiddet Meclise Kadar Yükseldi

Posted on: 15/12/2012

s ırmakTutuklu milletvekilimiz Selma Irmak’ın Özgür Gündem’de yayımlanan yazısı:

“Herkes kendi geçmişini kalbiyle bildiği bir kitabın sayfaları gibi tutar ve dostları sadece onun başlığını okuyabilir” der Virginia Woolf. Geçen hafta, AKP Ağrı milletvekili Fatma Salman Kotan’ın yaşadığı travmanın, Virginia’nın deyimiyle, kalbiyle bildiği bir kitabın başlığı olmasa da tatsız bir paragrafının son cümlesini okuduk. Sevgili Fatma’ya en içten duygularla geçmiş olsun dileklerimi gönderiyorum. Sevgili Fatma bilmelidir ki tüm kadınlar olarak kalben yanındayız. Kadına yönelik şiddet partiler üstü, ideolojiler üstü bir durumdur. Ve kadınlar olarak deneyimleyerek öğrendik ki örgütlü bir mücadele, güçlü bir kadın dayanışması olmaksızın sorunlarımızın üstesinden gelemeyiz. Fatma’ya uygulanan şiddet hepimize uygulanmıştır.

Ayrıca verili yaşamı reddettiği, yaşadığı şiddeti tüm kadınlara cesaret verecek bir açık yüreklilik ve kendine güvenle görünür kıldığı, mücadele ederek olması gerektiği gibi kadınlara umut olduğu için de kutluyorum, yeni yaşamında başarılar diliyorum.

Daha önce yine bu köşede şiddetin, meşrebinin, sınıfının, ideolojisinin olmadığını söylemiştik. Şiddet erkeğe bahşedilmiş bir haktır, kendisini ıspatlama ve var etmenin biricik aracıdır. Şiddet olmazsa erkek farkını nasıl ortaya koyabilir?..

Asıl soru şu ki şiddet nasıl bu kadar derin ve süreğen olabiliyor? Kendini bu kadar meşru kılabiliyor? Her dem, yaşamın her alanında, her tür sistem içinde hiç eskimeden; hep yükselen değer olabiliyor? Sanırım bunun nedeni; şiddetin kurumsal olması, iktidarla sıkı ve doğrusal bir bağ içinde olmasıdır… Ağrı halkının oylarıyla seçilen, o bölgedeki hem kadınların hem erkeklerin iradesini temsil eden Fatma Salman Kotan’a uygulanan şiddet, onu seçen halka uygulanmıştır aynı zamanda.

Şunu söylemek gerekir ki, burada yanlış kurgulanan iktidar zihniyetinin bir açmazı ve buna bağlı olarak meşrulaştırılan şiddetin parakdosunu görüyoruz. İktidara geldiğinden beri kadın katliamlarının, kadına yönelik şiddetin yüzde bin 400 arttığı bir partiden söz ediyoruz. Bu partinin Genel Başkanı ve ülkenin Başbakanı, kadın ve erkek eşitliğine inanmadığını söylüyor, hem de partisinin Kadın Kolları Kongresin’de… Kürtaja yasak getirmekten söz eden, üç çocuk fetvasıyla kadının mahremiyetine kadar karışma hakkını kendinde gören, adında “kadın” kelimesinin bulunduğu tek bakanlığın adını da “aile” olarak değiştiren, her fırsatta kadını aşağılayan, geleneksel toplum değerlerini yücelten, erkeğin yerini meşru ve sağlam kılan bir anlayışın egemen olduğu bir iktidarda, şiddet kurumsal, zihinsel çok güçlü bir dayanak bulur elbet!.. Polis, hakim, toplum buna göre tavır alır. O partinin kadın milletvekillerinin eşi de, bu dayanakla halkı da, halk iradesini de, seçilmişliği de elbette kaide almayacak, gücünü konuşturacaktır. Kadın, bir ülkenin en üst düzeyde temsilini yapacak düzeye gelmiş de olsa, kadının makus talihini yaşamaktan kurtulamayacak, erkek eliyle ona bulunduğu yer hatırlatılacaktır. Tabi tüm bunlar söz konusu iken, sevginin, karşılıklı saygının, paylaşmışlığın hatırı, bir yaşamı ortaklaştırmış olmanın izinden, gerekliliğinden söz bile edilemez… Eşit, özgür birliktelik, eşyaşam zaten hak getire!.. Ailenin kutsanması, aile içi şiddetin mahremiyet perdesinin arkasına gizlenmesi boşuna değildir. Toplumsal cinsiyetçi öğeler, örf, adet, gelenek, görenekler gibi ajanlar aşırı muhafazakar sistemlerin, gerici zihniyetlerin iktidar olmak için ilk elden kullanılan unsurlardır. Kadını kontrol altına almak, fethetmek, ehlileştirip köle haline getirmek; toplumu ele geçirmekle eş anlamlıdır. O nedenle kadının özgürlük alanı, iktidarın onun boynuna taktığı ve ucunu erkeğin eline verdiği ipin uzunluğu kadardır her zaman.

Bu anlamda, AKP’nin kadın politikası yukarıda belirttiğimiz çerçevede şiddeti önleyen değil, aslında bir biçimde sürmesini teşvik eden bir yol izler. Güvenlikçi politikalar, polisiye tedbirler, uygulama zihniyeti ve zemini bulmayan yasal düzenlemeler, her koşul altında ailenin devamından yana takınılan tavır, -boşanmalarda ikna yöntemi gibi-, palyatif, pansumanvari ve asla çare olmayan politikalardır. Şiddet kültürü bu ülkede yapısaldır. Sistemin kuruluşunun yapıtaşını oluşturur. Dolayısıyla şiddete karşı çözüm de yapısal olmak zorunda. Yani öncelikle zihinsel devrim gerekmekte. Sonra da yapının yeniden inşası, kurumsal çerçevede yeniden oluşum ve işlevsel olarak pratik, uygulanabilir, sürdürülebilir; politikalar üretilmek durumundadır. Ama halihazırda AKP hükümetinin her soruna güvenlikçi politikalarla yaklaştığı, bunun da çözümsüzlüğü derinleştirdiği paylaşılan bir gerçektir.

Şimdi, bir başka gerçek; şiddeti toplumsal bir sorun, ilk önce ve en fazla erkek sorunu olarak görmediğimiz sürece, seçilmiş, seçilmemiş, alt sınıf-üst sınıf fark etmeksizin, şiddet uygulayarak insanlıktan uzaklaşan erkekler, şiddete uğrayarak kendine yabancılaşan kadınlar olmaya devam edeceğimiz gerçekliğidir. Sayın Öcalan’ın “sonsuz boşanma” kavramı burada yerini buluyor sanırım. Erkekler, erkek kültüründen, şiddet kültüründen sonsuz boşanmayı gerçekleştirmedikleri sürece, iktidarın ‘kadınlaştırdığı’ toplumlar olarak şiddete uğramaya devam edeceğiz.

Toplumun cinsiyetçileştirme öğretisinden geçerek başkalaşan yani erkekleşen insan evladı bu öğretiyi reddetmelidir. Özüne yani yaşamın dişil haline dönmeyi başarmalıdır. Fatma Kotan şahsında Ağrı halkına, Serhat’ın Ararat kadar başı dik ve cesur kadınlarına, şiddet mağduru tüm kadınlara selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: