Barış ve Demokrasi Partisi

“Zindandayım, Açlık Grevindeyim”

Posted on: 06/11/2012

32 gündür süresiz-dönüşümsüz açlık grevinde olan Aysel Doğan’ın mekbunu paylaşıyoruz:

Türkiye’nin dört bir yanında zindanlarda başlatılan açlık grevinde yer alan, bütün hevallerimi sevgiyle selamlıyor, direniş mücadelelerinde başarılar diliyorum. Hak ve özgürlükleri için onurlu bir mücadeleyi ağır bedelleri göze alarak sürdüren halkımız tarihin bu aşamasında savaştı, direndi, mücadelesini verdi ve kazandı. “Kazanan Kürt halkı, kazanan insanlık onuru oldu” diye yazılacaktır tarihe.

‘KCK operasyonları’ adı altında sürdürülen Kürt sürek avının kim bilir kaçıncı dalgasıyla birlikte bir yıldır Dêrsim’den beş kadın arkadaşımla birlikte, o bilinen yöntemle alındık, tutuklandık, cezaevine teslim edildik. Hızlandırılan savunmasız sorgulama da bir yıl sonra sonuçlandı. Dêrsim Alevi Akademisi Başkanı olarak bana ve siyasetçi kadın arkadaşlarıma ağır ceza hükmü verildi. Verilen hükmün hukuki, ahlaki ve vicdani bir anlamı yoktur. Karar hükümsüzdür.

Benim ilk cezaevleriyle tanışmam, 1980 darbesinin hemen ardından olmuştur. Sonra 1989’da ve 1999’da da Sayın Abdullah Öcalan’ın barış çağrısıyla gelen grubun içerisinde yer aldım. 10 yıl cezaevinde kaldım. Çıktıktan iki yıl sonra yine buradaydım. Beni ilk yargılayanlar, şimdi yalancıktan yargılanıyor gibi yapılan bir oyunda figüran durumundalar.

1980’deki darbeciler ile bugünkü iktidar ve sorgulayıcıları arasında tek fark, yalan söyleme ustalığı ve politikayı rezilce kullanma yüzsüzlüğündeki tanımsız bir beceriye ulaşmış olmalarıdır. O gün Kürt yoktu, bugün Kürt var ama dili yok. Ancak bu tekçi, intikamcı faşizan zihniyet ne kadar ustalaştıysa, Kürt halkı da ağır bedeller ödeyerek, hak ve özgürlük mücadelesini yenilmez bir aşamaya taşıyarak bilinçlendi, özgürleşti, güzelleşti. Özgürlükle birlikte ahlaki, vicdani bir yaşamın da kendisi ve teminatı oldu.

Tüm alanlarda olduğu gibi, zindan alanları da Kürt halkının özgürlük mücadelesinin bir kıvılcımla tutuşturulan direniş alanları misyonunu tarihe yazdı. On binlerce onurlu kadın ve erkek evlatları bu mekanlarda sorgulandı, işkencelerden geçti ve ölümleriyle halkının yüreğinde ve vicdanında ölümsüz öncüleri oldu.

Bugün devletin gerçek yüzünün kendisi olan cezaevlerinin, berbat zalimliğin zulmü ile sarmalandığı faşizan sicillerini, Türkiye halkları yakından bilirler. Ancak her şey bu kadar değildir. Bir gerçek vardır ki, o kahramanlar suretlerini, seslerini ve vasiyetlerini duvarlara kazıdılar. Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin direniş, bilinçlenme alanına dönüştürdüler. Bundandır ki acı da olsa, incitse de yüreğimizi, bir o kadar da güç ve güven veren üç kuşak, on binler olarak cezaevlerini yine de doldurmaktayız. 70’inde analarımız kızları, oğulları ve torunlarıyla zalime de, zulme de, zamana da meydan okuyorlar.

12 Eylül darbesinin yıldönümünde darbeye ve darbe anayasasının zihniyetini, yargılamasını ve zihniyetin kendisi olan iktidarın Sayın Öcalan’a uygulanan faşizan, intikamcı tecrit politikasını kabul etmedik, etmeyeceğiz diyerek açlık grevine girmiş bulunmaktayız. Öcalan’a yönelik faşizan uygulamaları, özgürlük mücadelemize ve halkımıza yapılmış sayıyoruz. Bu bir uyarı değil. Bu artık yeter demektir. Devlet ve darbe zihniyetinin temsili iktidar, uygun bir düzenleme yapmadıkça eylemimiz devam edecektir.

Bu konuda bizlerin ne yapıp yapmayacağını, söz ve pratiğin bizde ne anlama geldiğini devlet de, iktidar da iyi bilir. Bugüne kadar sürdürdüğünüz yalanların da, artık hiçbir anlamının kalmadığını bilmesi gerekiyor. Her defasında söylenilen yalanlardan da, intikam çığlıklarından da bir medet ummasınlar.

Sayın Öcalan 14 yıldır İmralı cehenneminde rehin tutulmaktadır. Bu durumu kabul etmediğimizi 14 yıldır Kürt halkı olarak her alanda, her koşulda ağır bedeller ödeyerek gösterdik. İmralı’ya ulaşma uğruna ölümü göze alarak ve bu uğurda neler yapabileceğinin uyarısını da yaptık. Bunu anlamak için öyle çok akıllı, çok vicdanlı olmanız da gerekmiyor. Bu konuda yeniden sınamanız beyhudedir; kibir ve intikamın da bir faydası olamaz.

Açlık grevini faşizan zihniyet bir zayıflık olarak algılamakta ısrar etse de, evrensel insanlık vicdanı ve adaleti demokratik, iradi ve radikal eylem olduğunu kabul eder. Mekanlara da, zamanlara da sığmayan bir insani irade kıvılcımıdır. Aleve dönüştüğünde herkesi yakar.

Dün Amed zindanında nasıl halkın özgürlüğü için bir aydınlanma ve özgürleşme mücadelesi yarattıysa, bugün de Türkiye’nin dört bir yanındaki zindanlarda başlayan ve süren açlık grevi yeni bir dönemin başlangıcı olmaya doğru gidiyor. Bu anlamda da Türkiyeli her vicdanlı insan, aydın, siyasetçi, ilgili kurumlarının hele hele iktidar, bu direniş ve mücadele dalgasını mevcut zihniyetiyle barajlama, intikamcı araçlarla yönelme, kendince yorumlama lüksüne sahip değildir.

Amed zindanlarında Kürdüm dediğimiz için işkencelerden geçirilirken, bugün de AKP’nin sorgulayıcıları “Kürtsün ama dilin yok” diyerek siyasi, kültürel soykırımla, bir halkın ahlaki ve ruhsal durumuna en acımasız işkence yöntemleriyle müdahale etmektedir.

“Bin yıldır birlikte yaşıyoruz” yalanına kendileri bile inanmıyorken; elimiz, kolumuz, dilimiz, sözümüz zincirlere vuruluyor. Varlığımız yeniden sorgulanıyor, buharlaştırılıyor. Dahası yüreğimizi, vicdanımızı, izanımızı, gururumuzu inciten “bilinmeyen dille konuşamazsın; çünkü bana küfür ediyorsun” gibisinden zalimce bir sözle, insanca birlikte yaşama umudumuz hançerleniyor.

Sonuç olarak, hiçbir zorbalık ve iktidar sonsuz zamanların tanrısı değildir. Bir halka karşı katliam, rezilce asimilasyon ve yok etme yeminini yapmış olabilirsiniz. Ancak her şeyin bir sınırı vardır ve bir de size rağmen mazlumun direnişi vardır. İşte o sınır, bir halk için, mazlum için büyük emek, büyük bedellerle oluşturduğu, yarattığı onuru ve değerleridir. Bir dokunur, iki dokunursun ama bir daha dokunduğunda artık sınırlarda, o sınırları yaratanlarda, sınırları zorlayan ve dokunanlar birlikte yanar ve yok olurlar. Ancak tarih birine lanet, birine rahmet okur.

Kürt halkı, Sayın Öcalan ile anadilini ve kimliğini onursal değerleri olarak kabul etmişken, bunlara dokunmanın, yanarak yakmanın eşiğinde öyle uzun zaman durulamaz. Hak, hukuk, adalet, demokratik ahlaki özgür bir gelecek istemi ve barış için O’nun eli geç olmadan tutulmalıdır.

60 yaşındayım, kadınım, Kürdüm, Aleviyim, yetmiyorsa Dêrsim’liyim. Çocukluğum ninemin, annemin yaşadığı, yaşamadığı katliamın acılarıyla, ağıtlarıyla geçti. Ben 7’sinde iken acıyı bedenimde değil ruhumda yaşayarak büyüdüm. Dêrsim katliamının ikinci kuşağıyım. Dahası benden sonraki Kürt, Kürt Alevi, Dêrsimli, Süryani, Êzîdî ve bir cümle ezilen inkar edilen tüm kimliklerin ben yaşındaki çocukları bu acıyı ruhlarında ve bedenlerinde yaşamasınlar diye Kürt halkının demokratik özgürlük mücadelesiyle tanıştım ve 1980’lerde zindanlarda yemin ettim. Dağlara çıktım, moda tanımıyla ovalarda kaldım.

Şimdi zindandayım, açlık grevindeyim. Sayın Öcalan’ın sağlık, özgürlük ve güvenlik sorunları çözülmedikçe ve varlığım, dilim, haklarım güvenceye alınmadıkça sorgusuz, sualsiz dilsizliği kabul etmediğimden, iradi ve en masum, en dokunulmaz demokratik hak arayışı açlık grevi eylemini iki kadın arkadaşımla birlikte sürdürmekteyiz ve sürdüreceğiz. Halkımızı ve tüm vicdanlı insanları zindanlardaki yüzlerce arkadaşımızın başlattığı açlık grevlerini desteklemeye çağırıyorum.

* 2. Barış Grubu Üyesi ve Dersim Alevilik Kültür ve İnanç Akademisi (DAKAD) Başkanı Aysel Doğan
* Elbistan E Tipi Cezaevi’nde tutulan Aysel Doğan, 5 Ekim’den beri süresiz açlık grevinde.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: