Barış ve Demokrasi Partisi

Yargının Siyasallaşmasına İlişkin Partimizin Açıklaması

Posted on: 17/08/2012

 

Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcımız Meral Danış Beştaş’ın yargının siyasallaşmasına ilişkin açıklamasını paylaşıyoruz:

Hukukun siyasi saikler doğrultusunda bir araç haline geldiği koşullarda “yargılama” başlı başına bir siyaset alanına dönüşüverir. Yargı erkinin tavrı konusunda geçmişten günümüze yaşanan hukuk dışı uygulamalar yargının bağımsız bir erk olmayıp bağımlı bir mekanizma oluşunu her seferinde kuvvetle gözler önüne sermiştir. Ancak AKP Hükümeti döneminde yargının siyasallaşması meşrulaşmış, artık kanıksanır bir durum haline gelmiştir. Zira Mahkemelerin yaptığı yargılamalar ve verilen kararlara dair gün geçmeden iktidar sözcüleri açıklamalar yapmakta ve kararların gereğini idari tasaruflarla ifa etmektedirler. (Atamalar, yer değiştirmeler, görevden almalar)

Açıkça ifade etmek gerekirse, Hükümet kontrolünde işleyen bu mekanizma; muhalifleri, devrimcileri, Kürtleri, öğrencileri, avukatları, gazetecileri, sendikacıları, insan hakları savunucularını, milletvekillerini, belediye başkanlarını, BDP’lileri, BDP seçmenlerini hapsetmek için gerekçe bulmaya dahi gerek görmeyen sözde bağımsız özde iktidarın kurtarıcısı, her türlü hukuk dışı, insanlık dışı uygulamaların kılıfına dönüşmüş durumdadır.

Ankara il başkanlığımız geçtiğimiz yıl örgütlü hareket eden bir grup Alperen Ocağı mensubu şahıslarca Molotof kokteyli atılmak suretiyle kundaklanmış, parti binamızın tamamı yakılmıştı. Olayla ilgili tutuklanan tüm şahıslar 15.08.2012 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tahliye edilmişlerdir. Herkesin malumu olduğu üzere Molotof kokteyli atılan bina başka bir partiye ait olsaydı, sonuç çok daha farklı olacaktı.

BDP’li milletvekillerini topluma hedef göstermenin cezası da yoktur bu ülkede. Açık açık bir gazetede BDP’li milletvekillerini “katil” olarak göstermek caizdir. Onlara hakaret etmek, BDP’li öldürmek için hedef göstermek meşrudur AKP’nin tekeline aldığı hukuk düzeninde. Yargı kararlarında tüm bu ifadeler “düşünce ve ifade özgürlüğü” kapsamında ele alınır, “basın özgürlüğü” olarak değerlendirilirken sanırsınız ki ülkede demokrasi ve özgürlük iklimi hâkimdir. Ancak madalyonun tersini çevirirsiniz ve 83 gazeteci ve 35 dağıtımcı/medya çalışanının yargılamalar ve soruşturmalarda genellikle “haber takibi”, “kitap yazımı”, “iktidara eleştirel habercilik” ve “Kürt medyasında çalışmak” gibi iddialarla yargılandığını, puşisi nedeniyle 11 yıl 3 ay hapis cezası alan öğrenciyi, barışı savunup Kürtler’in muhatap alınmasını dileyen siyasetçilerin, milletvekillerinin cezalandırıldığını görürsünüz. Yargı iki yüzü olan bir siyaset aracı haline gelmiştir. Aslında hukuktaki karşılığı tam olarak “ayrımcılık” olan bu uygulamalar adalet ve eşitlik mücadelelerinin hem nedeni, hem de bu mücadele süresince toplumun bir kesimimin düşman, yabancı, öteki olarak algılanmasının (hem de hukuk makamları tarafından) da sonucudur.

Hukuk siyaset aracı olarak açıkça kullanıldığı anda toplumda kırılmayı derinleştirici bir rol üstlenmiştir ne yazık ki. Üstelik bu kırılma; yargının koruması altında olanların, hukukun koruyuculuğundan mahrum bırakılan diğer kısmına tepeden bakma cüretine de yol açacak denli tehlikelidir.

Bu değerlendirme yazımızda gösterilen tüm örnekler yargı uygulamalarından toplanmış olup, buz dağının görünen kısmıdır. Belirtilen emsaller gibi yüzlerce dosya ve olay ile ilgili örnekler de elimizde mevcuttur. Hukuk pratiğinde ayrımcılığı ortaya koyan bir olgu da, bir kesime yönelik son derece hızlı ilerleyen yargı süreçlerinin, diğer vakalarda özellikle toplumsal vicdanda ağır etkisi olan olaylar bakımından (Roboski katliamı, Hrant Dink Davası, Madımak davası, Ceylan Önkol davası, işkence ve kötü muamele gibi) son derece yavaş ilerlemesidir.

Aşağıdaki örneklerde yargının özellikle Partimiz ve milletvekilleri, üye ve yöneticileri ile muhalif kesimlerle ilgili “ayrımcı uygulama” pratikleri kendi içinde siyasi içtihatlara dönüşmüş bulunmaktadır. Genel başkanımızla ilgili hakaret içeren maillerin hedefi her hangi bir bakan ya da başbakan olması durumunda eminiz ki kovuşturmaya yer olmadığı yönündeki kararların hepsi dava olarak tezahür edecektir. Ayrımcılık pratiği tam da mağdur veya müşteki, şüpheli veya sanık konumundaki kişilerin siyasi konumları, hatta etnik kökenleri, esas alınarak hareket etme, karar verme sürecinde kendini göstermektedir. Ne hikmettir ki, bugüne kadar partimiz milletvekillerince yapılan şikayet ve suç duyurularının neredeyse tamamına yakını kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlanmıştır. Ancak her sözü, her kelimesi güvenlik birimlerince kayıt altına alınan milletvekillerimize gönderilen fezleke sayısı 750’yi geçmiştir. Aynı şekilde düşünce ve kanaatlerini açıklayan yöneticilerimiz de adeta yargı kıskacındadır. Açıklamanın ekinde sunulan rapor yargıdaki ayrımcı uygulamaları ve çifte standartı göstermesi açısından örnek dosyalar çalışılarak hazırlanmıştır. Ayrımcılığın olduğu yerde adaletten söz etmek mümkün değildir. Adalete güvenin zayıflaması veya bitmesine daha fazla göz yumulmaması ve herkes için adalet, herkese eşitlik için haykırma zamanıdır.

17 Ağustos 2012

Meral DANIŞ BEŞTAŞ
Hukuk ve İnsan Haklarından Sorumlu
Eş Genel Başkan Yardımcısı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: