Barış ve Demokrasi Partisi

İşkencecilerin Korunmasına lişkin Açıklamamız

Posted on: 08/08/2012

Partimizin işkencecilerin korunmasına ve terfi ettirilmesine ilişkin yaptığı basın açıklamasını paylaşıyoruz:

Türkiye’de 1990’lı yıllarda işkence’nin sistematik olarak bir sorgu ve cezalandırma yöntemi olarak uygulandığını dönemin yöneticileri bile açıkça ifade etmekten kaçınmamaktadırlar. Gerek 1980 Askeri Darbesinde ve gerekse sonrasında 1000’lerce kişi insanlık suçu olan işkenceyi en ağır koşullarda yaşamıştır. İşkence failleri kadar, işkence yapılmasını emreden, gerekli altyapıyı hazırlayan, buna göz yumanlar ile adli ve idari mekanizmalarla işkencecileri koruyanlar da hiç şüphesiz işkenceciler kadar bu insanlık suçundan sorumludurlar.

İşkenceye dair yapılan şikayetlerde hep mağdurlar aleyhine ve işkenceciler lehine bir adli ve idari pratik sergilenmiştir. Devlet işkencecileri sadece korumakla kalmamış aynı zamanda teşvik etmiştir. Bu durum hem yargıda hem de idarede farksızdır. Devletin polisi, askeri, istihbarat elemanlarının eliyle gerçekleşen bu işkencenin mağdurları iç hukukta bir sonuç alamayınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuşlardır. Türkiye yapılan işkenceler, uzayan ve neticesinde tüm işkencecilerin aklandığı davalar ve sonuç vermeyen idari soruşturmalar nedeniyle her seferinde mahkum olmuş ve işkence bedeli olarak tazminat ödemiştir.

Bugünlerde kamuoyunun üzerinde hassasiyetle durduğu işkence sorunu açıkça göstermektedir ki, ne yazık ki Devlet 1990’lı yıllardan bu yana pek değişmemiştir. İktidara geldiğinde ‘İşkenceye sıfır tolerans!’ diyerek kamuoyunun ve Avrupa Birliği’nin desteğini alan AKP Hükümeti samimiyetsizliğini bugün bir kez daha işkencecileri koruyup terfi ettirerek göstermiştir. Dün işkenceyi sistematik olarak uygulayanlar ile bu gün işkencecileri koruyan ve terfi ettiren yaklaşım tıpa tıp aynıdır. Bugünün farkı şudur. Geçmişte işkence olgusu kabul edilmekteydi. Bu gün ise işkencenin varlığı reddedilerek işkenceciler korunmaktadır.

Hakkında işkence nedeniyle birçok dava açılan, AİHM’in Türkiye’yi mahkum etmesine neden olan Sedat Selim AY, güçlüye dokunmayan ve onu koruyan, aklayan mahkemeler tarafından kollanmış ve hakkındaki dava zamanaşımına uğratılmıştır. Aynı zihniyeti paylaşan idari makamlar, kendisini aklamak için ellerinden geleni yapmışlardır.

Tüm bunlar karşısında Hükümetin tavrı ise işkencecileri, tecavüzcüleri koruyarak onları terfi ettirmek olmuştur. Yapılan her hukuksuzluk karşısında yargıyı işaret ederek, kendilerinin yargıya müdahale edemeyeceğini söyleyen Başbakan bir tecavüzcünün Emniyet Müdür Yardımcılığına terfi ettirilmesini savunarak, kamuoyunun gözleri önünde zamanaşımı kararı, Yargıtay’ın aleyhe bozma kararı, yerel mahkemenin kararı ve AİHM kararı ortada iken, işkencecinin avukatlığına soyunabilmiştir. Sedat Selim AY’ın AİHM tarafından mahkum edilmediğini iddia eden Başbakan’a AİHM’in işkence davalarında Hükümetin sorumluluğuna işaret ettiği şu önlemlerden hangisini işkence davalarında aldıklarını sormak istiyoruz:

İşkence davasında zamanaşımı kararı ile davanın düşürülmesi ile iktidarların işkencenin cezasız bırakılması yönündeki politikasından bağımsız mıdır?
İşkence davası yürütülürken sanıklar görevden alınmışlar mıdır?
Etkili bir soruşturma neden yürütülmemiştir?
Dava makul bir sürede neden tamamlanmamış tır.?
Davanın zamanaşımına tabi olmamasına rağmen, bu ilke neden gözetilmemiştir?
Sanıklar hakkında idari tedbirler, cezaların uygulanmamasının sebebi nedir?
Verilen cezalar ertelenmiş midir?
Verilen cezalara rağmen işkenceciler görevlerinden alınmışlar mıdır?

Açıkça görüldüğü üzere yukarıdaki yükümlülüklerin hepsi siyasi iktidarın sorumluluğunda olmasına rağmen gereği yerine getirilmemiş, bu sorumsuzluk faillerin mükafatlandırılması ile toplum vicdanını daha da yaralamıştır.

Bu ülkede Şükran Aydın gözaltında tecavüze uğradığında da içerde failler büyük bir hızla aklanmıştır. AİHM kararından sonra göstermelik yeni bir dava açılmış ve yine adalet tecelli etmemiştir. Bu ülkede yüzlerce kadın gözaltında taciz ve tecavüze uğradığını beyan ederek şikayetlerde bulundular. Ne yazık ki failler NÇ ve onlarca davada yine korundu. Başbakan işkence ve tecavüz mağdurlarına hiç duraksamadan ve rahatsızlık duymadan ‘terörist’ diyerek ve onların tecavüze uğramasını da bir o kadar normalleştirip haklılaştırarak terfi ettirdiği işkenceciyi savunmaktadır. Başbakan’a şunu hatırlatmak isteriz. Hiçbir kadın yaşamadığı bir tecavüzü anlatamaz ve ileri sürmez. Ayrıca 14 yıl sonra kimsenin Sedat Selim Ay’ı şikayet ettiği yok. İlk anda şikayetler yapıldığı halde yargılama zamanaşımına uğratılmak amacıyla uzatılmıştır. Selim Ay terfi ettirilen ve kamuoyunca bilindiği için tartışılan bir isimdir. Biz Hükümete seslenerek Türkiye’de daha kaç işkenceci üst görevlere atanmıştır diye soruyoruz.

Pozantı’daki cinsel istismarın hesabını veremeyen, Şakran’da kadın tutukluları darp ederek çırılçıplak soyanların hesabını sormayan, her gün din üzerinden siyaset yaparak ‘dindar bir nesil’ yetiştirmekten bahseden Başbakana sormak istiyoruz: Tecavüzcüleri koruyarak mı dindar bir nesil yetiştireceksiniz?

8 Ağustos 2012

Meral DANIŞ BEŞTAŞ

Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu’dan Sorumlu
Eş Genel Başkan Yardımcısı

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: