Barış ve Demokrasi Partisi

Diyarbakır’daki Devlet Provokasyonuna İlişkin Basın Açıklamamız

Posted on: 17/07/2012

 BASINA VE KAMUOYUNA

17 Temmuz 2012

Toplantı, gösteri ve yürüyüşler demokratik bir haktır ve Anayasayla güvence altına alınmıştır. Buna göre, önceden izin alınmaksızın herkes toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Bu hakkın özgürce kullanılmasını sağlamak demokratik hukuk devletinin temel gereklerinden biridir.

Bu en temel hakkı hiçe sayarak, halkın, yurttaşların, STK’ların, işçi ve emekçilerin, değişik toplumsal kesimlerin demokratik tepkilerini ve taleplerini dile getireceği demokratik eylem ve etkinlikleri engellemek ve yasaklamak ise demokratik değil otoriter faşizan, despot bir yönetimin uygulamasıdır.

Bugün ne yazık ki Türkiye en temel insan hak ve özgürlüklerini ayaklar altına alan, en demokratik bir hakkın kullanılmasına dahi tahammül gösteremeyen, halkın barış ve özgürlük taleplerini şiddetle bastırmaya kalkışan bir siyasi iktidar ve onun faşizan-ırkçı uygulamalarıyla karşı karşıyadır.

14 Temmuz’da Diyarbakır’da yaşananlar bu yönüyle AKP gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiş, Hükümetin gerçek kimliğini ve yüzünü bütün dünyaya teşhir etmiştir.

Bir tarafta halkın özgürlük, barış ve demokrasi talepleri var, diğer tarafta ise bu talepleri karşılamak yerine bastırmaya çalışan, özgürlük, barış ve demokrasi karşıtı bir iktidar. Bu iki resmin herkesçe çok iyi görülmesi ve anlaşılması gerekir.

Bugün bir suçluluk psikolojisiyle gerçekleri saptırmaya, kamuoyunu yanıltmaya çalışan Hükümetin ve Diyarbakır Valisinin tututumunun daha net görülmesi açısından 14 Temmuz mitingi öncesi yaşanan gelişmeleri ve yürüttüğümüz girişimleri kamuoyuyla paylaşmak istiyoruz.

BDP ve DTK’nın ortak kararı olarak 14 Temmuz’da gerçekleştirilecek mitingle ilgili olarak 7 milletvekilimizden oluşan bir tertip komitesi kuruldu ve 4 Temmuz’da Diyarbakır Valiliğine resmi başvuruda bulunuldu. Milletvekillerimiz Sayın Ayla Akat, Sayın Nusrel Aydoğan ve Sayın Mülkiye Birtane 5 Temmuz günü Diyarbakır Valisi’yle bir görüşme gerçekleştirdi ve mitingin amacına yönelik bilgi verdi. Ardından Vekillerimiz İçişleri Bakanıyla görüşmek istedi ancak bu talep gerçekleşmedi. Bunun yerine Vekillerimiz İçişleri Bakan yardımcısıyla görüşerek mitingle ilgili bilgi verdi.

Bir gün sonra 6 Temmuz 2012 tarihinde mitingin yasaklandığına dair tebligat lakayt bir biçimde bir polis aracılığıyla tertip komitesine ulaştırıldı. Valilik iki gün sonra 8 Temmuz’da mitingin yasaklandığını açıkladı. Yasaklama kararının bu denli kısa sürede alınmış olması oldukça manidardır. Bu durum, aslında kararın çok öncesinden verildiğini açıkça göstermektedir. “Provokasyon yaşanacağına dair bir takım istihbari bilgi alındığı” yönündeki valilik açıklaması da tümüyle saptırmadır yasaklama kararına kılıf uydurma girişimidir.

Milletvekillerimiz bu yasak kararının ardından Başbakan Yardımcısı Sayın Beşir Atalay’la görüştü. Sayın Atalay da kamuoyuna yaptığı açıklamada “mitingle ilgili sürecin yeniden değerlendirildiğini” belirtti.

Miting arifesinde milletvekillerimiz Diyarbakır Emniyet Müdür vekiliyle görüştü ve yasak kararından dönülmesini istedi. Vekillerimiz aynı gün başka bir yerde de mitingin yapılabileceğini belirterek alternatif yer önerdi. Ancak Vali buna da yanaşmadı.

Gerek BDP’nin uzlaşma ve diyalog girişimleri, gerekse de demokratik kamuoyunun çağrıları topyekün sonuçsuz kaldı, Diyarbakır Valisi Ankara’dan Hükümetten aldığı talimatın gereği olarak yasak kararında ısrar etti .

Partimiz ve DTK hukuki ve meşru olmayan bu yasak kararı karşısında demokratik tepkisini ve taleplerini dile getirmek üzere 14 Temmuz günü halkımızla birlikte alanlara çıktı. Günler öncesinden hazırlık yapan, Diyarbakır’ın dört bir tarafını kuşatan emniyet güçleri, AKP ve onun valisinden aldığı talimatla halkımıza ve seçilmiş temsilcilerine karşı adeta intikam alırcasına, bir linç histerisiyle ve hedef gözeterek saldırdı. O gün Diyarbakır’da çok açık bir devlet terörü yaşandı. Yediden yetmişe herkese saldırıldı, aralarında milletvekillerimizin de bulunduğu onlarca kişi yaralandı.

Ortadoğu’daki diktatör rejimlerin sahiplerine “Halkın sesine kulak ver” diyen Başbakan Erdoğan ve Hükümeti, kendi halkının sesini Esadvari yöntemlerle bastırmaya çalışarak Ortadoğu’nun devrilmeye yüz tutmuş statükocu diktatör rejimleriyle nasıl bir ortaklık içinde olduğunu o gün Diyarbakır’da bir kez daha herkese gösterdi.

Bütün bu yaşananlardan sonra çıkıp pişkince açıklamalar yapan Diyarbakır Valisi yasaklama gerekçesi olarak Silvan olaylarının yıl dönümünü, demokratik özerkliğin ilanını ve Sayın Öcalan’ın özgürlüğü yönündeki talepleri gösteriyor.

Demokratik özerlik partimizin tüzüğünde var. Biz özerkliği savunmaya devam edeceğiz. Her platformda bunu dile getireceğiz, demokratik özerkliğin gerçekleşmesi için siyasal mücadelemizi kararlı bir biçimde sürdüreceğiz. Sayın Öcalan’ın özürlüğü her platformda dile getiriliyor. Getirilmeye devam edecek. Biz demokratik çözüm ve barış için Sayın Öcalan’ın özgürlüğünü savunmaya devam edeceğiz. Bir diğer önemli nokta da şudur; 14 Temmuz Silvan olaylarından buyana ölümler durmadı. Bu mitingi gerçekleştirme amacımız çatışmaların durması, ölümlerin sona erdirilmesiydi. Ancak hükümet buna da tahammül etmemiş, ölümlerin yaşanmasına neden olan çatışmalı süreçten yana tercihini koymuştur.

Hükümet Sözcüsü Sayın Bülent Arınç’ın “BDP suç işlemiştir” yönündeki açıklamaları, hükümetin demokratik çözüm istemediğinin çok somut göstergesidir.

Suç olan; demokratik çözüm ve barış istemek değil, tam tersine halkın bu taleplerini ve demokratik tepkisini dile getirmeyi engellemek ve yasaklamaktır. Suçlu olan; halkın taleplerine öncülük eden, meydanlarda barış ve çözüm için direnen, bedel ödeyen BDP değil, halka karşı devlet terörünü uygulayan AKP Hükümetidir.

Hükümet bu suçluluk psikolojisiyle BDP’yi hedef almakta ve saldırmaktadır. Diyarbakır’da yaşanan devlet terörünün birinci dereceden sorumlusu olan İçişleri Bakanı, “Diyarbakır’da 18 zavallı milletvekili var” diyerek, hem halka ve onun iradesine çirkince saldırmakta hem de kendi zavallılığını ve tükenmişliğini ortaya koymaktadır.

Bütün dünyanın gözü önünde Milletvekillerimiz yaralanmasına rağmen “BDP’li vekiller polisimizi hedef almıştır” diyerek yalanın her türlüsüne sığınmayı kendisine marifet sayan bu zihniyet halkın iradesi karşısında daha da zavallılaşmaktan, küçülmekten ve irtifa kaybetmekten kurtulamayacaktır.

Aynı şekilde bu Bakanın emrindeki AKP valisi, milletvekillerimizin yaralandığı polis saldırısını “orantılı güç kullanıldı”, “Vekil mi eylemci mi” sözleriyle meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Ne o bakanın, ne de onunla aynı dili kullanarak, halkımıza ve onun temsilcilerine hakaret eden AKP Valisinin hiçbir meşruiyeti ve temsiliyeti kalmamıştır.

Halkın iradesini hiçe sayan, onun taleplerini yok sayan, halkın uzattığı barış elini tutma yerine kırmaya çalışan AKP Hükümeti’nin izlediği çözümsüzlük siyasetinin de hiçbir karşılığı ve meşruiyeti yoktur.

Bizler demokratik çözüm ve barış mücadelemizi halkımızla ve Türkiye’nin demokrasi güçleriyle birlikte asla geri adım atmadan bundan sonra da kararlı bir biçimde sürdüreceğiz ve taleplerimizi güçlü bir biçimde haykırmaya devam edeceğiz. Asla AKP’nin zulüm politikalarına teslim olmayacağız. Kaybeden demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesi değil AKP faşizmi olacaktır.

Bir kez daha 14 Temmuz direnişinden dolayı tüm halkımızı kutluyor, bizlerle dayanışma içerisinde olan demokrasi güçlerine, değerli aydınlara ve yazarlara teşekkürlerimizi sunuyoruz.

BDP GENEL MERKEZİ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: