Barış ve Demokrasi Partisi

Ya Eşit, Özgür Birliktelik Ya Da…

Posted on: 12/07/2012

DTK Eşbaşkanı ve Van vekili Aysel Tuğluk’un 11 Temmuz tarihli Özgür Gündem’de çıkan yazısını yayınlıyoruz,

Ya Eşit, Özgür Birliktelik Ya Da…

Mevcut çözümsüzlük ortamı sürdürülürse, teslimiyet ve onursuzluk dayatılacaksa, tekçi-otoriter ulus-devlet zihniyeti ve uygulamalarıyla halklarımızın özgür ve eşit yaşamı engellenecekse, açıkça söylüyoruz ki, bu koşullarda birlikte yaşamak sorgulanır hale gelecektir. Artık yeter! Ya eşit, özgür ve birlikte yaşam ya da bu ‘zoraki birlikteliğe’ son veren özgür bir karar!..

Kürtlerin gündemi, siyasetin görevi

Ortadoğu’da siyasi, toplumsal ve stratejik değişim süreci kesintisiz bir şekilde sürüyorken, bölgenin en dinamik ve örgütlü gücü olarak Kürtlerin önünde eşsiz tarihi fırsatlar var.

Ya bu fırsatları değerlendirip kurulacak yeni dünyada özgür ve eşit bir statüde yaşayacağız ya da mevcut lanetli kaderin beterini bir yüzyıl daha yaşamak zorunda kalacağız.

Arası, ortası kalmadı. Bırakılmadı.

Ulusal birlik çalışmaları sürecin başarıya ulaştırılması açısından hayati bir öneme sahiptir. Ulusal siyaset, ulusal düzeyde bir örgütlülük ve ulusal bir program ile ulusal mücadele stratejisiyle kazanımlarımızı koruyup ulusal çıkarlarımızı birlikte büyütmeliyiz. Kürtlerin önündeki en önemli gündem ve görev budur. Bu amaçla DTK öncülüğünde başlatılan ve sürdürülen çalışmalar halen bir sonuca ulaştırılmayı beklemektedir.

Kürtlerin ulusal düzeydeki en geniş platformu olan DTK’nin öncelikli gündemi de bu yönlü karar ve planlamalara daha etkin ve sonuç alıcı olarak ulaşmaktır. Ulusal Kürt Konferansı’nın daha fazla geciktirilmesi, ertelenmesi ya da kimi şartlara, en kötüsü de Türkiye’nin icazetine bağlanması kabul edilmezdir.

Sayın Barzani ve Sayın Talabani’nin öncelikli ulusal görev ve sorumluluğu PKK’yi silahsızlandırmak değil, PKK ile ulusal birlik ve ulusal siyaset oluşturacak Kürt Ulusal Konferansı’nın bir an önce toplanmasına öncülük etmektir. Barışçıl çaba ve arayışları elbette ki değerli ve anlamlıdır. Temennimiz bunun somut bir sonuca da ulaştırılmasıdır. Ancak, her parça Kürdistan’da barışı ve tüm Kürtlerin güvenli-özgür geleceğini sağlayacak yegane çalışma, ulusal konferansın gerçekleştirilmesi olacaktır.

Başta Kuzey Kürtleri olmak üzere tüm Kürdistanlıların beklentisi budur.

Söylemekten imtina etmeyeceğim; Sayın Öcalan üzerinde sürdürülen o ölümcül tecrite, 8000 Kürdün tutuklanmasına karşı tek bir söz dahi söylemeyip, ha bire silahın bırakılmasından bahsedilmesi Kürtlüğün adaletine de asaletine de yakışmaz!

Çağrımız ve beklentimiz, Kürtlerin yüzyıllardır süren birlik olma rüyasını ulusal konferansla somut-maddi bir gerçeğe dönüştürme adımının atılmasıdır. Güney Kürdistan’ın kazanımlarını koruyacak olan da budur. Kuzeyin ve Güneybatı’nın özgür, eşit ve barış içinde yaşamasını sağlayacak olan da bu…

İKİ KRİTİK SORU

Kürt Ulusal Konferansı ve ulusal birlik çalışması kadar önemli olduğunu düşündüğüm bir diğer husus da, demokratik Kürt siyasetinin tüm bileşenleri, figürleri ve hatta dostlarıyla Türkiye’deki Kürt meselesinin çözümüne dair ortak stratejik yaklaşım içinde olmasıdır. Şahsen bu konuda bir tutum belgesi hazırlanması gerektiğine inanıyorum. Başta legal Kürt siyasi partileri, tüm demokratik, siyasi, sivil kurum ve şahsiyetlerinin çözümün ilke ve esasları, yöntemi, dili ve üslubu ile siyasi ve pratik yol haritası konusunda güncelleştirilmiş bir tartışma ve kararlaşmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. Zira bir dağınıklık, bir kafa karışıklığı, bir yanılgı hali bireyler düzeyinde olsa da mevcuttur ve giderilmelidir.

Kanımca bu tartışma yürütülürken cevabının netleşmesi gereken iki kritik soru şudur;

1- AKP ile çözüm ihtimali kaldı mı?

2- Dayatılan bu çözümsüzlük ortamında birlikte yaşamak ısrarı sürdürülmeli midir?

Mevcut seçeneklere ve bize dayatılan siyasete mahkum ve zorunlu olduğumuzu düşünmeden, rezervimizdeki çözüm modellerini ve perspektifleri değerlendirerek, ama milliyetçiliğe, duygusallığa ve irrasyonelliğe de düşmeden, bu yönlü eğilim ve arayışlara mahal vermeden halklarımızın yararına, eşit- özgür ve demokratik geleceğine imkan sunan tüm sivil-siyasi model ve alternatifleri değerlendirmeye başlamalıyız, kendi kaderimizi belirleyecek bir tartışma ve kararlaşma yaşamalıyız.

Ayrılmaktan, ayrı bir devletten söz etmiyorum özel olarak. Elbette bu da bir seçenektir. Esas vurgu yaptığım husus, isteğimize ve ısrarımıza rağmen birlikte yaşamak imkan ve iradesinin zayıflamış, zayıflatılmış olduğudur. Bu ağır baskı ve savaş koşullarında birlikte yaşamak dışında her seçenek kaçınılmaz olarak güçlenecek ve gündeme gelecektir.

Demokratik Kürt siyaseti olarak bütün gelişmelere, olasılıklara ve seçeneklere siyasi-iradi-örgütsel ve de toplumsal açıdan hazırlıklı ve donanımlı olmak gerekmektedir.

Özcesi B planından bahsediyorum. Tam ve esas olarak!

AKP’ye umut bağlamanın sefaleti;
“AKP ile çözüm ihtimali kaldı mı?” sorusuna yanıt ararken bazılarımız hemen “AKP ile çözemezsek kiminle çözeceğiz?” diyerek oluşturulmuş bir algı ve ezberletilmiş bir akıl ile AKP’nin alternatifsizliğinden dem vurabilir. Nitekim bu sıklıkla ve saklı bir şekilde dile getiriliyor, ifade ediliyor.
AKP’nin alternatifsiz olduğu argümanı bize ait değildir. Bu, bize dayatılan, zorla kavrattırılan, iknayla benimsetilen gayet propagandif, gayet sübjektif bir tez, üretilmiş bir teoridir.

Bu AKP’nin ve AKP’lilerin ağzıdır. AKP’nin köşe yazarları ve stratejistleri bundan başka bir şey söylemiyorlar zaten. Aslında şunu söylüyorlar mealen; ya sıtma ya ölüm…

Ölüm dedikleri biri MHP, diğeri CHP…

Ben iddia ediyorum; bugün iktidarda MHP bile olsa AKP’nin Kürtlere dayattığı bu faşizmin düzeyine ulaşamazdı! MHP bile bu kadarını yapmazdı. Yapsa bile böyle AKP’nin davrandığı gibi sinsilikle, kurnazlıkla, riyakarca, komplocu yapmaz ve başta hukuk olmak üzere her türlü değeri araçsallaştırarak yapmaz, açık ve tırnak içinde “mertçe” yapardı!

CHP bile bu yarım yamalak haliyle Kürt meselesinde AKP’den daha ileri düzeydedir. Hatta diyorum ki, AKP devletin bile gerisine düşmüştür. MHP’yi de aşarak, Kürt sorununun Neo-MHP’si haline gelmiştir. Devletin kimi kurumlarının çözümden yana tavır aldıklarını biliyoruz. Ancak AKP, Kürtlerin özgür iradesini ve örgütlü gücünü kırıma uğratmayı hedefleyen entegre güvenlik stratejisini devlete de hakim kılmıştır.

Hiçbirine mecbur değiliz, birini diğerine tercih etmeyiz. Çözüm siyaseti ve programına sahip olmadıkları müddetçe iktidar ya da muhalefet fark etmez, tüm güç ve odaklara karşı mücadele halinde oluruz. Alternatif yaratacak olan yaklaşım da bu olmaktadır.

Kürtleri teslim alma, iradesini kırma, biat ettirme, olmadı satın almaya çalışma, olmadı tutuklama ya da öldürme dışında hiçbir siyaseti olmayan AKP’nin buna rağmen kimi Kürt siyasi şahsiyetlerinde umut yaratabiliyor olması akıl karı değildir.

Burada mesele şahıslar değil. Bir kafa karışıklığından söz ediyorum ve bu durum legal Kürt siyasetçilerine şu ya da bu düzeyde bulaşmıştır. Son tahlilde herkes, hepimiz kendimizi kandırabiliriz. Ancak hiç kimse, hiçbirimiz Kürt halkını kandırma cüretini göstermemelidir. Bizim için siyaset bu olmaz, olmamalıdır.

Elbette ki kişisel üslubumuz, tarzımız, dilimiz ve davranış biçimimiz farklı olabilir. Olmalıdır da. Özgünlük denilen husus tam da budur. Özgünlüğümüzü koruyalım fakat ilke ve esaslarda birliğimizi ve ortaklığımızı da hassasiyetle koruyabilmeliyiz.

Açıkça ifade etmekte sakınca görmüyorum; Kürt siyasi hareketini dağıtmaya, karıştırmaya, ayrıştırmaya çalışan güç odaklarının ve özellikle de AKP’nin oyununa, manipülasyonlarına karşı dikkatli olunmalıdır. Aksi durum saygınlığımızı, maneviyatımızı zedeleyeceği gibi halkımızı kaygılara sevk eder ve tepkisine de sebep olur.

Hepimiz daha vicdanlı ve ahlaklı davranma erdemini an be an göstermeliyiz.

Politikada makul olana dair umut verici seçenekler elbette sunulmalıdır. Nihayetinde politika toplumsal sorunların çözümü için var. Bizlerin bir sorumluluğu da budur. Ancak her şey, her söz ve eylemimiz bu halkın değerleri, siyasetimizin ilkeleri ve en önemlisi de mücadelemizin esasları temelinde olmalı, yapılmalıdır. Misal; şiddetin eleştirisi, şiddete karşı siyasetin ve demokrasinin savunulması ayrı bir şeydir, PKK karşıtlığı ise apayrıdır. Misal; diyaloğu, müzakereyi savunmak, talep etmek doğru ve ilkesel olandır. Ancak bu baskı, tecrit, tutuklama ortamında üstelik gündemde hiçbir çözüm programı, çalışması ve hatta girişimi olmamasına rağmen önkoşulsuz diyaloğa hazırız demeden oturup bir düşünmeliyiz.

AKP bile tutumunu açıklarken “İmralı ve Kandil ile aranıza mesafe koyarsanız görüşürüm” diyor. Beğenmeyebiliriz, yanlış bulabilirsiniz, kötü niyet olarak da algılayabilirsiniz  -ki öyledir. Bunu dayatıyor. Yetmiyor bir de hakaret ediyor. “Kalleş” diyor. Aşağılıyor, “uzantı” diyor. Her gün onlarca insanımızı tutukluyor. Bize sömürge toplumu muamelesi yapıyor. İstediği zaman kurumlarımızı, evlerimizi basıyor. Sıra sıra dizip toplama kamplarına götürür gibi cezaevlerine atıyor. Buna rağmen “çözerse Erdoğan çözer” demenin “umudumu hiç yitirmedim” demenin neresi hakikidir, neresi siyasidir?..

Umutluyuz çünkü mücadele ediyoruz

Umutlu olmak iyidir. Direnç yaratır. İnancı pekiştirir. Umut her şeyden önce inançla, özgüvenle ilgilidir. Kürt halkı barış umudunu soyut bir kavram olmaktan çıkarıp bir mücadele biçimine dönüştürdü. Bu anlamda hepimiz umutluyuz. Çünkü mücadele ediyoruz. Kürt halkı en başından beri hiçbir devlete, hiçbir egemene, hiçbir güce ve iktidar odağına bel bağlamadı, aman dilemedi. Neyi başardıysa, neyi kazandıysa ve bundan sonra neyi nasıl kazanacaksa, bu özgücüne dayalı olarak gelişecektir. Umut denilen motivasyon bundan başka bir şey olamaz. Umutlu olmak bu bağlamda aynı zamanda bir ruh halidir. Kendine, yaptıklarına, yapacaklarına, düşlerine ve düşüncelerine inanma biçimidir.

“Kürt sorunu yoktur. Terör sorunu vardır” diyen Tayyip Erdoğan’a bel bağlamak umut ile değerlendirilemez. Roboski’de Kürt çocuklarını paramparça öldürdükten sonra askerine teşekkür eden, 15 kadın gerillayı bir kış vakti en namert şekilde katleden polisini kutlayan ve Pozantı’da devletin gözetimi ve denetimi altında tecavüze uğrayan Kürt çocukları için tek bir söz dahi söylemeyen Türk Başbakanı’na çözümü sağlayacak, barışı getirecek tarihsel bir şahsiyet olarak bakmak ve ona inanç geliştirmek Kürtlerin vicdanında ve politik aklında yeni bir “hurafe” yaratmak dışında bir anlam taşımaz!

Sayın Öcalan’a tecrit, 8000 tutuklama, imha operasyonları ve her türlü baskı, aşağılama ve hakaret ortamında tüm bu olumsuzların yürütücüsü bir kişiden çözüm ummak, barış beklemek açıkça söylüyorum ya ciddi bir öngörüsüzlük ya da aşırı iyimserliktir.

AKP ile çözüm imkanı kalmadı

Açık ve kesin olan husus şu; AKP çözümsüzlük dayatıyor. Sadece Kürtlere değil bütün Türkiye’ye demokrasi ve özgürlükler adına hiçbir şey vaat etmiyor, umut vermiyor. AKP’nin Türkiye’yi demokratikleştirme kapasitesi olmadığı gibi, Kürt meselesini barışçıl çözme yeteneği ve hatta niyeti de yok. 2009 yılının nisan ayı bu açıdan bizler için bir “kırılmayı” ifade ediyor. 14 Nisan 2009 yılından bu yana AKP’nin tek bir amacı var; o da Kürt siyasi hareketini tasfiye etmektir. Bu kesin ve açık bir durumdur.

Her şeyi bir kenara bırakalım Öcalan’a tecriti, 8000 tutuklamayı, imha operasyonlarını, aşağılamayı ve her türlü eşitsizliği bir anlığına unutalım. Ya Pozantı? Ya Roboski? Ya Newroz?.. Sadece bu üç olay bile bir başına isyan, bir başına direniş sebebidir.

Biz Kürtler bu ülkenin “yaşayan ölüleri” haline getirildik. Bunu en çok AKP iktidarı yaptı. Buna rağmen AKP’ye umut bağlamak, çözüm ummak, inanç geliştirmek kendi kendini öldürmekten beter bir durumdur.

Devlet onların olsun demokrasi bizim

Demokratik Kürt siyaseti tüm kurum ve şahsiyetleriyle her zaman için onurlu bir barış ve adil bir çözümden yana oldu. Bu bizlerin siyasetteki varlık gerekçesidir aynı zamanda. Çözüm ve barış için en çok biz söz söyledik. En çok biz mücadele verdik. En çok biz bedel ödedik. Bu halen böyledir.

Bazen siyaset dilini tutturamadık. Bazen aşırılıklarımız oldu. Bunların farkındayız. Ama esas çizgimiz ve yönümüz hep demokratik siyaset oldu. Bunda ısrar ediyoruz, edeceğiz… Çünkü toplumsal ve siyasi sorunların yegane çözüm yolu ve yönteminin bu olduğuna inanıyoruz. Umudumuzu canlı, inancımızı diri tutan husus da budur. Bizlerin işi-görevi birilerine umut bağlamak, birilerinden medet beklemek değil; dişimizle, tırnağımızla umudu yaratmak ve kendimize inanarak demokratik mücadeleyi yükseltmektir.

Biz hiçbir partiden, hiçbir iktidardan, hiçbir muktedirden Kürtlere bir hak, bir çözüm bahşetmesini istemedik, istemiyoruz.

Biz esas olarak Kürtlerin politik ve demokratik toplum olma gerçeğine saygılı davranmalarını bekledik. Kürtlerin kendi demokratik toplumsallaşmasına, bunu kurma çabasına anlayış gösterilmesini talep ettik.

Kürt meselesinin şiddet boyutundan arındırılmasının formülü; sivilleşme ve demokratikleşme ekseninde siyasi projeler oluşturup meşru ve yasal alanda kurumsallaşma isteği ve mücadelesine, yani toplumun siyasi özne olma amacına engel olunmamasında yatıyor.

Devletten uzak özgür ve demokratik toplum alanları yaratmak istiyoruz. Özcesi, demokratik siyaset ve demokratik toplum için katılımcılığa imkan sunan bir ortam yaratmak istiyoruz.

Devlet sizin olsun, iktidarınızda hiç gözümüz-gönlümüz yok. Devlet sizin olsun. Demokrasi bizim!

Demokrasi herkes için sürekli ve bitmeyen bir eşitlik, bir özgürlük arayışıdır. Bu anlamda çözüm ve birlikte yaşam ısrarını sürdürüyoruz.

Ve fakat, mevcut çözümsüzlük ortamı sürdürülürse, teslimiyet ve onursuzluk dayatılacaksa, tekçi-otoriter ulus-devlet zihniyeti ve uygulamalarıyla halklarımızın özgür ve eşit yaşamı engellenecekse, açıkça söylüyoruz ki, bu koşullarda birlikte yaşamak sorgulanır hale gelecektir.

Yok eğer özgür-eşit ve onurlu bir yaşam ve ilişki sistematiği oluşturulacaksa, halklarımızın birlikteliğine, ortak geleceğimize, stratejik değer vermeyi sürdüreceğiz.

Artık yeter!

Ya eşit, özgür ve birlikte yaşam ya da bu “zoraki birlikteliğe” son veren özgür bir karar!..

Aysel TUĞLUK / DTK Eşbaşkanı / Van Bağımsız Milletvekili

Reklamlar
Etiketler: , ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: