Barış ve Demokrasi Partisi

İkinci KCK Davası Tiyatrosu: 2 Temmuz Silivri…

Posted on: 04/07/2012

KCK İstanbul Davası’ndan tutuklu olan PM üyemiz Gıyasettin Mordeniz’in 26 Haziran 2012’de Özgür Gündem’de çıkan yazısını yayınlıyoruz,

Günümüzde yaşananlar bir nevi tarihin tekrarıdır. Politik davalar da bu çarpışmanın sergilendiği sahnelerdir.

John Warr; “Yasalar tuzaktır, kesinlikle iktidar sınırları değil iktidar araçlarıdır. Adaleti egemen kılma yolunda değil, çıkara hizmet yoludur” der. Tarihin tüm politik davalarında bu ana çizgiler belirgindir. Politik davalarda hukukun amacı, hiçbir zaman gerçeğin ortaya çıkarılması biçiminde sonuçlanmamıştır. Hukuk ve yasalar gerçeğin üzerinde, çarpık bir iktidar örtüsü rolünü oynamıştır. Dava politikse yaşananlar da politiktir. Gerçek ve hakikat de politik bir anlama sahiptir. Hukuk ise gerçeğin ters-yüz edilmesidir.

Bugün 2. KCK davasında da yaşananlar gerçeğin ters-yüz edilmesidir. 4 cilt ve tam 2400 sayfayı bulan iddianameyi biraz olsun karıştırdığınızda bu gerçeğin ayırdına varacaksınız.

Meşru Kürt siyasetinin yargılanması

Hiç kimseye ihtiyaç duymadan, hiçbir şeye gerek kalmadan bakın; gerçeklik tüm çıplaklığıyla karşınızda duruyor.

Gelinen noktada, KCK davası bütünün bir boyutudur. Çağrıya cevap vermek, “günah” işlemek aydın ve sanatçılar için kaçınılmazdır, kaçınılmaz hal alacaktır. İktidar artık herkese iktidar rengiyle dokunacak ve kendi rengini dayatacaktır.

Sıkça tekrarladığım “günah” kavramını doğruluk-yanlışlık bağlamında ele almıyorum. Kuşkusuz bu noktalar da tartışılır. Göreceli yaklaşımlar da olacaktır. Fakat çağrı, yaşanan zulme karşı, temel insani değerleri öne çıkarmak ve dayatılan tekçiliğe karşı çoğulculuğu savunmak, bunun için çabalamaktır.

“Günah”, susturulan, bastırılan, inkar edilen ezilenin söylemesine izin verilmeyenin, ezilen adına söylenmesi, onun sesi olmasıdır. Çağrım, ezilenlerin sesi olma noktasındadır. Söylenene katılmasa bile, tasdik etmese bile, onu söyleme ve savunma cesaretini ve demokratlığını gösterebilmektir.

Bu dava yasal-demokratik, meşru Kürt siyasetinin yargılanmasıdır. Bu davada BDP yöneticileri yargılanıyor. Ortaya konulan deliller; yasal basın açıklamaları, yasal mitingler ve hatta BDP’ye gidip-gelme üzerinden oluşturulmakta.

Kürtçe savunmanın kabulü

Bizler de demokrat Kürt siyasetçileri olarak yargılanıyoruz. Bizim şahsımızda yargılanan Kürt sorununun demokratik, barışçıl çözümü ve bunun savunulması, mücadelesidir. Bizler Kürt halkının, en doğal, sahip olunması gereken meşru-kollektif haklarının verilmesi ve Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında bir duruş sahibi olduk. Halen de bu amansız koşullar, yıldırma-caydırma saldırıları karşısında bu duruşumuzu sürdürüyoruz.

Bu dava hiç kuşkusuz politik bir davadır. Ve öncelikle çözülmesi gereken sorun, Kürtçe savunmanın kabulüdür. Bizler açısından da birincil adım anadil sorununu gündemleştirmek ve anadilimizde savunmamızı yapabilmektir.

Bizler birer Kürt siyasetçisi olarak yargılanıyoruz, bir Kürt siyasetçisinin dili de doğalında Kürtçe’dir. Bu kaçınılmazlık politikanın doğası gereğidir. Ve Kürtçe savunma yapmak, bunun kabul edilmesini talep etmek, en doğal, olması gerekendir.

Başbakan, “asimilasyon insanlık suçudur” diyor, buna katılıyorum. “Türkiye’de asimilasyon ve inkar bitti” diyor, bu kocaman bir yalandır diyorum. Kürtçe savunmanın reddi bu yalanın ayan-beyan edilmesidir diyorum.

Asimilasyonun sonuç alıcılığı, dilin inkar edilmesinden-yok edilmesinden geçer; bunu iktidar da biliyor, biz de biliyoruz. “Asimile olan halk, onu kendi başına tanımlamayı gerektiren üç önemli özelliğini kaybetmiş oluyor. Ortaçağ anlayışına göre bu özellikler, gelenek, dil ve kendine has hukuk sistemidir. Bugün bu üç özelliğin terk edilmesini ya da terk etmek zorunda kalmasını asimile olarak tanımlayabiliriz.” Ortaçağ yaklaşımında bile dilin varlığı önemli, günümüzde ise bu önem daha da artmıştır. Kürtçe savunmanın reddi, hiç kuşkusuz asimilasyonda ısrardır. Ret Kürdün varlığına yöneliktir. Cumhuriyetin inkar politikasının güncellenmesidir.

İnkar dayatılıyor

Buna karşı aydın ve sanatçıların, asimilasyon ve inkara dur demek için, “Ben de Kürdüm” deme zamanıdır. “İddianame” bir kez incelendiğinde, yaşamımızın tamamının denetim altına alındığı gözlenecektir. Buna karşı sessiz kalmak iktidara onay vermek olacaktır. Geçmişten günümüze süregelen bir sessizlik; Diyarbakır Cezaevi vahşeti ve faili “meçhuller” gibi izleri silinmeyen utanç verici yaralara ortak olma anlamında tarihte kara bir leke olarak yerini aldı.

Bu lekelerin tarihten silinmesini istediğimiz bugünlerde yeni karanlıklara sessizliğimizle ortak olma ihtimalini ortadan kaldırma zamanı geldi.

KCK davasında; Kürtçe savunma ve geliştirilen karşı duruş davanın esaslarındandır. Yasal mevzuatların gerekçe gösterilmesi, hukukiliği olsa da yaşanan gerçekliği izah etmede yetersizdir. Hukuksuzluk boyutunu hukukçuların ortaya koyması, çözmesi gerekmektedir. Ancak benim belirtmek istediğim; sorunun felsefi boyutu, zihniyet boyutudur.

Bu dava, salt hukuki çerçevede bakılmayacak kadar tarihsel arkaplanı olan, sosyal dokulardan kaynaklanan siyasi bir davadır.

Dolayısıyla davayı yasal mevzuat, uluslararası hukuk çerçevesinde ele almıyorum. Bu konularda da söylenecek çok şey bulunmakta. Ancak asıl mesele bir halkın varlığı, dili mevzuat ile sınırlandırılmaya çalışılıyor. Yasanın yok saymasıyla bir halk yok sayılmaya çalışılıyor. Burada gerçeklik bastırılarak kendini inkara zorlanıyor. Bize kendimizi inkar dayatılıyor. Kabul edilemez olan budur.

Buna karşı tarihin de bizlere gösterdiği gerçeklerin inatçı oluşudur. Tarihi zaman içinde miadını doldurmayanı hiçbir güç ve kuvvet yok sayamaz, yok edemez. Edememiştir.

Hassas bir süreç

Bu vesileyle çağrım; Her insanın sahip olduğu en doğal, vazgeçilmez, dokunulmaz hakkın iadesidir. Bu kadar yalın ve gerçek. Bu hiç tartışmasız; insan olmaktan kaynaklı bir hakkın talebidir. Aydın ve sanatçılar başta olmak üzere bu hakkın bilincinde olan herkesin bunun savunucusu ve koruyucusu olmaları da en doğal olandır.

Bu açıdan bakıldığında, bu dava hukukun sınırlarını aşar. Yasalar yaşamın ve toplumsal gerçekliğin önünde değildir, hiçbir zaman olamazlar. Sorunlar sorunsallaşır, sorunsallık yasallığı aşarsa; yasalar aşılanı içine almak için değişim geçirmek zorundadır. Yasa, mevcudu karşılamıyorsa, mevcudun yasa sınırlarına çekilmek istenmesi zulüm doğurur.

Buna karşı yasanın mevcuda göre değişmesi bir gelişmedir. Bu yaklaşımda etkin-elzem olan zihniyetin değişmesidir. Özgürlükçü zihniyet yorumu özgürlükten, çözümden yana kullanır. Bu yorum da siyaseti çözüme zorlar. Aksi çözümsüzlükte ısrardır.

Hukuk iktidarın baskı sopası rolünü oynarsa, çözümsüzlük sürer. Zulüm büyür. Buna karşı da başkaldırı tek seçenektir.

2 Temmuz’da startı verilen KCK davası şimdiden suçlu-suçsuz ikileminden çıkmıştır. Ben bu davayı; Kürt sorununun çözüm-çözümsüzlük, müzakere-çatışma, birlik-ayrılık noktalarında yol alacağı hassas bir süreç olarak önemsiyorum.

Aydın, sanatçı ve duyarlı tüm çevreler çağrımdaki ısrar bundan kaynaklanmakta. Yol ayrımlarının yaşandığı bu hassas süreçte sözleri olan sakınmamalı, söyleme zamanı geçmeden söylenmeli.

Hepimiz kendimizi bu sorunun içinde bulduk; sorunsallaşan Kürt sorununun bir parçasıyız. Soruna ilişkin sözlerimizi söyleyecek, yolumuzu belirleyeceğiz. Bu durum bu coğrafyada yaşayan, farkında olan herkes için geçerli.

Sorunun bir parçasıyız, sorunsallaştıran değil. 30 yılı aşan çatışmalı ortamın çocukları, şimdi söyleyecek sözü olan tutsaklarıyız. Biz sözümüzü tarihin ikilemlerinde halklarımız yararına olan ortaklıklar, birlikler üzerine kurarken, birlik sesinin ortak şekilde yükseltilmesi şart.

Bugün uluslararası bir boyut kazanan bu sorun konusunda söyleyecek sözü olanlar söylemeli.

Sonuç olarak yaşananlardan ve yaşanacaklardan hepimiz etkilenmekteyiz. Aydın ve sanatçıların toplumun vicdanı olma misyonları bulunmaktaysa, acıların sona ermesi için sorumluluk almalılar.

 

Gıyasettin Mordeniz / Kandıra 2 No’lu F Tipi Cezaevi

BDP PM Üyesi

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: