Barış ve Demokrasi Partisi

Kadın vekillerimiz: ‘Karar kadınlarındır’

Posted on: 05/06/2012

BASINA VE KAMUOYUNA

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın “kürtaj” ve “sezaryen” konusunda yaptığı açıklamalar özellikle kadınların, kadın örgütlerinin haklı tepkilerine neden oldu. Başbakanın açıklamalarının ardından sağlık bakanı Recep Akdağ, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in yaptığı katkılar ise AKP’nin kadın yaklaşımının kadınlar açısından ne kadar tehlike arz ettiğini ortaya çıkarmış oldu. Asıl vahim olan ise bütün bu tartışmalar yapılırken AKP’li kadın milletvekillerinin bu tartışmalara suskun kalarak onaylamalarıdır.

Diğer yandan Başbakan’ın kürtajı bir cinayet diye adlandırıp Uludere ile özleştirmesi ise sadece bir basiretsizlik değildir, AKP’nin aslında Uludere Katliamı konusunda ne yapacağını bilememesidir. Bizler, Uludere’nin sorumluları ortaya çıkıncaya kadar yatıp kalkıp Uludere demeye devam edeceğiz, çünkü Uludere’de 34 insanımız katledildi ve halen bu sorumluluktan kaçabilme ikiyüzlülüğünü gösteren bir iktidar karşımızda durmaktadır. Bu katliam üzerinden kadın bedenine tahakküm kurmaya çalışan sözleriniz bu ülkede yaşayan sadece Kürtler tarafından değil vicdanlı tüm vatandaşlar tarafından kabul edilmediğini bilmeniz gerekmektedir. Bir kez daha şu noktanın altını çizmek istiyoruz. Kürtaj haktır ama Uludere sorumluları hala açığa çıkartılmamış bir katliamdır. İktidara geldiği ilk günden beri kadınların bedeni, emeği ve kimliği üzerinde söz söyleyip, kadınlara rağmen kararlar alıp, yasalar yapan AKP iktidarı en son kürtaj hakkında yapmış olduğu açıklamalarla kadın düşmanlığının ve muhafazakârlığın en üst sınırına ulaşmıştır. bizler kürtaj ile ilgili politikada AKP’nin yalnız olmadığını, kadın düşmanı, muhafazakâr politika yapanların ortak tutum aldıklarının farkındayız. Başbakan Erdoğan da kürtaj ile ilgili açıklamasını yaparken dünyadaki uygulamalardan bahsetmiş, kürtaj karşıtı hareketin olduğu ABD’yi kendilerine örnek aldıklarını ifade etmişti. Kürtaj tartışmaları üzerinden yürütülen cinsiyetçi muhafazakâr cephenin sadece ulusal değil, aynı zamanda uluslararası bir cephe olduğunun da
farkındayız.

Bütün bu tartışmaların özünde AKP’nin nüfus planlamasını, siyasetin bir aracı olarak kullanma yaklaşımı vardır, bu ulus devletin temelinde olan faşizan bir yaklaşımdır. Toplumun nüfus yapısı üzerinden geleceği şekillendirmeye yönelik bir tasarruf yaklaşımıdır. Sermayenin ihtiyaçlarına uygun bir nüfus yaratmak ve Türkiye’deki farklı etnik kimliklerin nüfus yapısına müdahale etmektir. Bu ırkçı bir yaklaşımdır. Bugün politik olarak bunu hoş görenler yarın bu politikaların Hitler’in “üstün ırkı” korumak adına diğer ırkları yok etme politikasına kadar varabileceğini görebilmelidir.

Kürtaj kadınlar açısından kazanılmış bir haktır. Akp iktidarının iddia ettiği gibi Kürtaj doğum kontrol yöntemi olarak kullanılmamaktadır. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması (TNSA) 1998 verilerine göre her 100 gebelikten 18’i kürtajla sonlanırken 2008’de bu rakam 10’a düşmüştür. Bu veriler bile AKP’nin gerekçelerini ortadan kaldırmaktadır. Kürtaj Türkiye’de bir nüfus kontrolü politikası olarak 1983 yılında yasal, yani ‘suç olmaktan çıkarıldı ancak evli kadınların eşleriyle birlikte bu kararı almaları gibi bir kısıtlama getirildi. Şu an Avrupa ülkelerinde Malta ve İrlanda dışında kürtajın yasak olduğu hiçbir ülke yokken, Avrupa ülkelerinde ortalama kürtaj ile gebeliği sonlandırma yüzde 17’dir Türkiye’deki rakam bunun bile altındadır.

Kürtaja erişime getirilecek kısıtlamalar tıbbi kanıtlara aykırıdır. Türkiye’de kürtaj yaptırma ihtiyacı olan birçok kadının hayatı ve sağlığı, yasadışı ve dolayısıyla genellikle güvenli olmayan prosedürlere başvurmak zorunda kalacağı için tehlikeye girecektir. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, “kürtaj yasaları ne kadar kısıtlayıcı olursa, kürtajın güvensiz ve ölümle sonuçlanabilir olma olasılığı o kadar yüksek olur”.

Kürtaja erişim hakkına getirilen kısıtlamalar ile güvenli ve yasal kürtaj hizmetine erişimin engellenmesi, çok sayıda bağlayıcı uluslararası insan hakları sözleşmesinde güvence altına alınan kadın haklarını da ihlal etmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi ve Kadına Yönelik Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi( CEDAW) de dahil olmak üzere birkaç uluslararası insan hakları sözleşmesi özünde kadının anne olup olmamaya, ne zaman, kiminle ve hangi sıklıkta anne olmaya karar verme yetisi ile doğal olarak bağlantılı bir dizi insan hakkını korumaktadır.

Doğmuş çocukların yaşam hakkını koruyamayan, hatta sonlandırmaktan çekinmeyen bir iktidarın, ceninin “yaşam” hakkı savunmasının samimiyetsizliği ve kadına karşı bir saldırı malzemesi olarak kullandığı ortadadır. Türkiye’de çocukların durumuna baktığımızda, 30 OECD ülkesi içerisinde çocuk işçiliğinin sonlandırılması konusunda en son sıradadır. Çocuk gelinlerin oranı %21’dir. AKP zihniyeti, kürtaj ile gebeliğin sonlandırılması yerine doğacak çocukları askerde öldürmeyi, çocuk işçi olarak çalıştırmayı, tersane de ölmesini, tutuklayıp cezaevlerine hapsetmeyi, devletin yatılı okullarında ve cezaevlerinde tacize uğramasını tercih etmektedir.

En son diyanet işleri başkanlığının yaptığı açıklama ise ayrı bir tartışma konusudur. Diyanetin bu konu üzerinden açıklama yaparak AKP’nin politikalarına destek sunması dinin ne kadar siyasallaştığını göstermektedir. Başka konularda bizi günlük siyasete muhatap etmeyin diyen zihniyet başbakan konu hakkında görüş isteyince hemen açıklama yapması da dinin nasıl kullanıldığının en bariz örneğidir. Biz her zaman din ve vicdan özgürlüğünden yana olduk. Ve her inancın kendi toplumunun yaşamına dair gelenek, görenek ve inancını yaşama hakkı vardır. Ancak buna bir yasa ile tüm toplum üzerinde bir baskı ve zor aracı olarak kullanmasını asla tasnif etmediğimizi bir kez daha kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz.

Aynı iktidar tecavüze karşı bugüne karşı en ufak bir açıklama yapmamış, bu konuyu, kadınlara karşı tecavüzcüyü kollayan adaletin insafına havale etmiş, kürtaj konusunda “tecavüze uğrayan kadın doğursun, devlet bakar” açıklamasıyla da tecavüzün normalize edilmesine hatta teşvik edilmesine ilişkin bir toplumsal algı oluşturmaya çalışmıştır. Doğurganlık kadının kimliği, kişiliği ve benliğinin bir parçasıdır. Bu konuda karar verme hakkının kadında olması kadar doğal bir şey yoktur. Başta kürtaj tartışmaları olmak üzere, kadınların bedenleri, kimlikleri, kadın emeği gibi bizzat kadınları ilgilendiren konularda karar vericiler kadınların kendileridir. Bu tutum iktidar tarafından, tartışmasız ve koşulsuz olarak kabul edilmelidir. Belirtmek isteriz ki, kürtaj tartışmalarında bizim için önce kadınların yaşam hakkı ve sağlığı gelir. Bundan dolayı kürtaj meselesi tartışılıyorken; mevcut kürtaj süresinin kadın örgütlerinin talepleri doğrultusunda arttırılmasını, doğum kontrol yöntemlerinin sadece kadınlar üzerinden değil, erkekler üzerinden de yapılmasını özendirecek politikaların geliştirilmesini ve kürtajın sağlıklı koşullarda ve ücretsiz gerçekleştirilmesi gereklidir.

05.06.2012

BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ (BDP)

KADIN MİLLETVEKİLLERİ

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: