Barış ve Demokrasi Partisi

Aysel Tuğluk: Ara Yol Kalmadı

Posted on: 14/04/2012

Zana KAYA – Özgür Gündem

Özgür Gündem’e konuşan DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, Kürt sorununun çözümünde

ara yolun kalmadığını söyledi: Devlet ya hakkaniyetle çözecek ya da her türlü fiziki ve siyasi soykırımı doruğuna vardıracak

ORTADA BİR ÇÖZÜM YOK

“Kimse kendini kandırmasın, ortada bir çözüm yok. Suriye’deki Kürtlerin bile bir statü elde etmemesi için savaşı göze alan bir iktidar, ‘içeri’de her şeyi yapabilir. Nitekim bunun ilk uygulamalarını gördük. Roboski Katliamı, Ahmet Türk’e yumruk, KCK tutuklamaları, Newroz’da halka yönelik saldırılar vs. Herkese, her şeye yönelebilirler.”

ÖCALAN’SIZ YOL ‘KAYBET’E ÇIKAR

“Devletin önünde iki yol var. Ya hakkaniyetle çözecek ya da her türlü fiziki-siyasi katliamı doruğuna vardıracak. Ara yol kalmadı. Öcalan konusunda da devlet artık karar vermek zorunda. Öcalan’ı bu konumda tutamaz. Kürt meselesi sadece Öcalan üzerinden ‘kazan-kazan’ prensibiyle çözülebilir. Diğer yollar ‘kaybet-kaybet’e çıkar.”

Ara bir yol kalmadı

Suriye’deki Kürtlerin bile bir statü elde etmemesi için savaşı göze alan bir devlet, ‘içeri’de her şeyi yapabilir. Nitekim bunun ilk uygulamalarını gördük. Roboski Katliamı, Ahmet Türk’e yumruk, KCK tutuklamaları, Newroz’da halka yönelik saldırılar vs. Devletin önünde iki yol kaldı; ya hakkaniyetle çözecek ya da her türlü fiziki-siyasi katliamı doruğuna vardıracak. Ara bir yol kalmadı
Öcalan, Kürtler ile Türkler, Türkiye ile Kürdistan arasındaki ‘pamuk ipliği’dir. Ayrılma yaşanacaksa bu Öcalan’a yönelik olumsuz yaklaşım sonucu gerçekleşir. Ya da birlikte eşit-özgür olacaksa, bu yine Öcalan’a yönelik olumlu yaklaşımla olabilir. Bu kadar hassas, bu kadar belirleyici bir olgudur Öcalan meselesi
PKK ile devlet arasında Oslo ve İmralı’da yapılan müzakerelerin hükümet tarafından kesilmesi Kürt sorununda çözüm yollarını tıkadı. Barış için, demokratik çözüm yollarının yeniden açılması, özgürlükçü perspektifle yol haritasının hazırlanması için DTK ve BDP başta olmak üzere kamuoyu tarafından çağrılar yapılıyor. Hükümet ise muhataplık krizi yaratıp güvenlik eksenli politikada ısrar ediyor. DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk, AKP hükümetinin Yeni Strateji adı altında kamuoyuna sunduğu ve “Öcalan ve PKK ile müzakereye hayır, siyasi uzantılarla müzakereye evet” şeklinde formüle edilen politikayı eleştirdi. Başbakan sık sık Öcalan ve PKK’yi muhatap almayacaklarını söylerken BDP’ye de sert eleştiriler yöneltmesinin çözüm yolu olmayacağına işaret eden Tuğluk, “adil ve onurlu çözüm için müzakere koşulları”nı hazırlamanın hükümetin elinde olduğunu söyledi.

Ortadoğu’da yaşanan isyanların doğuracağı sonuçlara da dikkat çeken Tuğluk, hükümetin tampon bölge oluşturma hazırlıklarını eleştirerek, “Kürtler Suriye’de tarihsel fırsatlarla, tarihi mevziler kazanmakla yüz yüzedir. Bunu durdurmak için ‘tampon bölge’ vs. tartışıyorlar. Bu kadar düşmanlık olur mu? Kürtlerin yürüyüşünü durduramazlar” dedi.

Muhataplık tartışmalarını, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecridi, hükümetin “Yeni Stratejisi”ni, Kürt Ulusal Konferansı’nı ve 12 Eylül yargılamasını DTK Eşbaşkanı ve Van Bağımsız Milletvekili Aysel Tuğluk’a sorduk.

Kamuoyuna Yeni Strateji diye basına bir plan fısıldandı. Sonradan ortaya çıktı ki Oslo-İmralı görüşmelerinin benzerlerinin yapılmaması üzerine kurulu. Sorunun muhataplarıyla müzakere masasına oturmayı öngörmeyen stratejilerin çözüm olması mümkün mü?

– Tartışmayı ciddiye almaya değmez. Kimse kendini kandırmasın, ortada bir çözüm yok. Suriye’deki Kürtlerin bile bir hak, bir statü elde etmemesi için savaşı-müdahaleyi göze alan bir devlet ve iktidar, “içeri”de her şeyi yapabilir. Nitekim bunun ilk uygulamalarını gördük. Roboski Katliamı, Ahmet Türk’e yumruk, KCK tutuklamalarının çığırından çıkarılması, Newroz’da halka yönelik saldırılar vs. Herkese, her şeye yönelebilirler. Devletin önünde iki yol kaldı; ya hakkaniyetle çözecek ya da her türlü fiziki-siyasi katliamı doruğuna vardıracak. Ara bir yol kalmadı.

AKP hükümetinin Öcalan ile görüşme yapmadan savaşın durdurulması ve Kürt sorununda çözüm kapılarının açılması mümkün mü?

– Öcalan meselesinde de aynı strateji izleniyor. Devlet artık karar verecek. Öcalan’ı bu konumda tutamaz. Ya çözüm için değerlendirecek ya da… Bu haliyle olmaz!

9 aya varan tecridin nedenini tersten yorumlarsam belki daha anlaşılır kılarım. Tecridin amacı Öcalan’ı denklem dışına çıkarmak değil. Aksine, yeniden denkleme dahil etme amaçlıdır. Yani “çözümsüzlüğün sürdürülebilirliğini” Öcalan üzerinden sağlamak istiyorlar. “Öcalan’ı kullanmak” dedikleri husus bu. Tecridin bu denli katı uygulanmasının nedeni budur. Dayatma ve şantaj var. Öcalan tam da bu yüzden aradan çekildi. Ve “beni kullanmanıza izin vermeyeceğim” dedi. Öcalan dayatmaya karşı direniyor. Ve sadece adil bir çözüm için devreye gireceğini belirtiyor. Bu, devletin tüm çözüm stratejisini bozdu ve öfkeyle tecride yöneldiler.

Şu an ailesi ve avukatlarına izin verseler dahi Öcalan görüşmeyecektir. Mesele artık bu rutin ilişkinin-iletişimin ötesindedir. Öcalan görüşe çıkmama tavrıyla (kardeşiyle), devletin tecridini bir baskı aracı olmaktan çıkarmıştır. Artık bir direniş söz konusudur ve bunun tek bir amacı var; o da adil ve onurlu çözüm için müzakere koşullarıdır. Hatırlatmalıyım; Öcalan, Kürtler ile Türkler, Türkiye ile Kürdistan arasındaki “pamuk ipliği”dir. Ayrılma yaşanacaksa bu Öcalan’a yönelik olumsuz yaklaşım sonucu gerçekleşir. Ya da birlikte eşit-özgür olacaksa, bu yine Öcalan’a yönelik olumlu yaklaşımla olabilir. Bu kadar hassas, bu kadar belirleyici bir olgudur Öcalan meselesi.

Kürt meselesi sadece Öcalan üzerinden “kazan-kazan” prensibiyle çözülebilir. Diğer bütün yollar “kaybet-kaybet”e çıkar…

Hükümetin muhataplık için ortaya koyduğu argümanlar ne kadar gerçekçi?

– Kürt siyasi hareketi muhataplık tartışmasını çoktan beridir netleştirmiş ve bunu deklare etmiştir. Öcalan, Kandil, BDP… Her birinin ayrı bir rolü, ayrı bir misyonu, ayrı bir alanı ve ortaklaşabildiği çözüm programı var.

AKP illa ki PKK ve Öcalan karşıtı parti, kişi ve gruplar arıyorsa, piyasada böyleleri çok. PKK’ye mesafeli, hatta karşıt olan parti ve şahsiyetler var. Hepsi dünden razı zaten, gülümsemiş bekliyorlar. Çözebiliyorlarsa buyursun onlarla otursun, konuşsun ve çözsün. AKP’nin elinden tutan mı var? Niye ısrarla-inatla BDP’yi başka bir şey yapmaya, başka bir şey olmaya zorlarlar? Başka olan var zaten. Kendi partilerinde de var. Toplasınlar hepsini bir araya, çözebiliyorlarsa çözsünler!

Bizlerin kimliği, çizgisi, ilke ve değerleri belli. Çözüm programımız belli. Müzakere etmek istiyorlarsa edelim. Ama öyle dayatmayla, aşağılamayla, hakaretle, bilmem ön şartlarla hiç gelmesinler. Boşuna dert çekmeyelim…

BDP, halkına, değerlerine, ilkelerine bağlıdır, ters düşmez. Buna saygı duymak gerekir. Ötesi beyhude çabalardır. Bizi olduğumuz gibi olduğumuz kadar kabul edecekler. Bu muhatabına saygıdır aynı zamanda. Bizim gündemimiz çözüm için mücadeledir. Demokratik Kürt siyaseti sadece çözümü beklemiyor, talep etmiyor, bunun için mücadele de ediyor. AKP’nin de varsa böyle bir gündemi, konuşur-tartışırız ve bir sonuca ulaşırız. Objektif bakışla söylüyorum; bırakınız AKP’nin çözüm programını niyeti dahi yok. Çünkü onlara göre Kürt sorunu yok! “Verdik bitti” diyorlar! Çözüme dönük iyi niyetli yaklaşımları olsaydı, Öcalan’la bunu rahatça sağlayabilirlerdi. Üzgünüm ama barış başka bahara kaldı…

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Suriye’ye yönelik müdahale ya da tampon bölge oluşturmaya dönük politikasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Türkiye Devleti, Suriye’ye dayattığını söylediği “reform”ların yarısını gerçekleştirse, Kürt meselesinde çok farklı bir zemin ve düzeyde olabilirdik. “Önce güvenlik sonra reform olmaz” diyorlar. “Hemen ordunu, tanklarını şehirlerden çek” diyorlar. “Yeni anayasa yap, özgürlüklerin önünü aç, sistemi değiştir, hak ve hukuku sağla.” Yani kendiyle bu kadar çelişik, tutarsız bir ülke olabilir mi? Söylediklerinin hepsi doğru, meşru ve haklı talepler. Ama demezler mi?  “Sen de yap o zaman!” Nitekim Suriyeli yöneticiler, hatta Iraklı yetkililer dönüp Erdoğan’a bunu söylüyorlar.

Türkiye ordusunun üçte biri Kürdistan’da. Yetmiyor, bir de ordu gibi polis gücü kurmuşlar. On kişinin bir araya gelmesine izin vermiyorlar. Gaz, cop, dayak yetmeyince silah kullanıyorlar. Dövüyorlar, dağıtıyorlar, öldürüyorlar. On binlerce insanı gözaltına alıyorlar, binlercesini tutukluyorlar. Faşizmi aratmayan baskılar, ihlaller, yasaklar artık olağan işleyiş haline geldi. Fiili olarak tek adam ve tek parti yönetimi var.

Suriye’den ne farkı var Türkiye’nin Allah aşkına? Öz ve biçim olarak aynı değil mi? Erdoğan Kürtlerin gözünde gitgide Esadlaşıyor-Türkiye ise Suriye olmuş. Demagojiyle kimseyi kandıramazlar.

Kürtler Suriye’de tarihsel fırsatlarla, tarihi mevziler kazanmakla yüz yüzedir. Bunu durdurmak için “tampon bölge” vs. tartışıyorlar. Bu kadar düşmanlık olur mu? Kürtlerin yürüyüşünü durduramazlar. Bir müdahale tüm bölgeyi yangın yerine çevirir ve en çok Türkiye kaybeder. Bu kesin!

Başbakan’ın dili savaş dili

Tuhaf açıklamaları ve ırkçı söylemleriyle medyada sık sık tartışılan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in dili Erdoğan’ın gizli dili midir sizce?

– Herkes İ. Naim’den şikayet eder durur. Ama esas sorun edilmesi, eleştirilmesi gereken dil Başbakanı’ndır. Tabii, bizi durmadan dil-üslup konusunda uyaran-eleştiren köşe yazarları, söz konusu başbakan olunca hiç oralı olmuyorlar! Oportünistçe diyeceğim artık, İ. Naim’i eleştirerek dolaylı olarak Başbakan’a duyuruyorlar seslerini!

Sorun sadece dil üslup sorunu değil. Esas olarak uygulamalardır. Günde 30-40 kişinin tutuklandığı 15-20 insanın öldürüldüğü bir ortamda ağzından bal damlasa ne olacak ki? Sorun, yönetme biçiminde, hükmetme tarzındadır. Başbakan’ın dili de bu uygulamalarla uyumludur.

Başbakan’ın şu yaklaşımı ürkütücüdür: Roboski’de olduğu gibi sivil Kürt yurttaşlar ya da gerilla olan Kürt çocukları öldürüldüğünde askere-polise habire “teşekkür” ediyor. Polise neredeyse her gün teşekkürlerini sunuyor. Kürtleri dövdüğü; toplanmalarına, yürümelerine, bayram kutlamasına izin vermediği için teşekkür ediyor ama sonra da bize dönüp “hadi PKK’yi kınayın” diyor!… Sen her gün Kürtleri tutuklayan, öldüren, yumruklayan askere-polise teşekkür ediyorsan, dönüp de “hadi kınayın” diyemezsin!

Böyle siyasi ahlak, böyle bir vicdan, böyle bir tutarsızlık-ayrımcılık olur mu? Üstelik bunu yapan ülkenin başbakanı…

Kürt gençleri, kadınları toplu olarak öldürüldüğünde teşekkür et, daha fazlasına teşvik et; PKK asker ya da polis öldürdüğünde kıyameti kopar! Bunun adı savaş siyaseti ve dilidir.

Bir başbakan böyle davranamaz. Ölümleri durdurmak için çabalar, çağrı yapar, siyaset üretir. Başbakan barış siyaseti izlesin, o zaman ölme-öldürme olursa ilk biz karşı çıkalım.

İslami kimlikli 12 Eylül yönetimidir AKP

12 Eylül davasında üç duruşma görüldü. Ancak Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya duruşmaya getirilmedi. Buna rağmen davayı önemli bir adım olarak değerlendirenler de oldu; davanın bir hükümet şovu olduğuna dikkat çekenler de. Özellikle 12 Eylül’ün işkence gören mağdurları yetersiz gördü. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

– AKP sözcülerinin çokça yaptığı gibi, 10 yıllık AKP iktidarı döneminde yapılan kimi formel değişiklikleri “Devrim” diye sunmanın bir manası yok. Biliyoruz ki, hepsi ulus devlet zihniyeti ve yapısının güncellenmesine dönüktür. Üstelik AKP esas demokrasi sınavında, yani Kürt meselesinin çözümünde çakmıştır.

12 Eylül’ün tüm kurumları ve uygulamaları sürüyorken, bunama yaşına gelmiş iki darbeciyi gıyabında yargılamak tam da AKP tarzı siyasettir. Bir kandırmacadır. O yüzden kimseyi heyecanlandırmamış, umutlandırmamıştır.

Özel yetkili mahkemeler, eskisinden beter TMK ve TCK, Siyasi Partiler Kanunu, YÖK vs. duruyorken, hakeza 12 Eylül darbe anayasası yürürlükteyken, bu teatral yargılamayla kimi kandıracaklar?

AKP’nin yaptığı tek şey var, o da devletin restorasyonudur!

Tipik bir İslami kimlikli 12 Eylül yönetimidir AKP iktidarı.

Şunu da önemle ifade etmek isterim:

Daha önce de söylemiştim. Türkiye hızla siyasal parçalanmaya doğru gidiyor. Türkiye’de artık iki siyaset cephesi var: Biri İslamo-nasyonalist cephesidir. AKP, Cemaat, CHP’nin ağırlıklı bir kesimi, MHP ve yeşil sermaye bu cephenin merkezindeler. Diğer cephe ise, çeşitli renklerden ve oranlardan oluşan, başını Kürtlerin çektiği anti-nasyonalist, anti-militarist demokrasi cephesidir. Tüm muhalif sol, sosyalist, demokratik çevreler bu cephenin içindedir.

Önümüzdeki dönemin siyasi-ideolojik çalışması bu iki cephe arasında yaşanacaktır. Kürdistan’daki savaş da bunun bir parçasıdır.

Reklamlar
Etiketler: ,

1 Response to "Aysel Tuğluk: Ara Yol Kalmadı"

kardesim bu kürtler ne zaman akilari baslarina gelecektir bu 12 eylül bilmem balyoz ergeneko bunlar hep türk devletinin ve hükümetlerin kendi ömürlerini uzatmak icin bu oyunlari kamu oyu ve halklari meskül ediyorlar bu oyunlarla kürt halkini öldürüyorlar soykirimdan geciriyorlar dünya kamu oyunu aldatiyorlar iste bilmem bunlarda yakalamisiz iste genel kurmay baskanida terörle örgütü besubu oldugu icin onuda yakaladik zaten kürtler hepsi teröristir onlarda soykirimi hak etmistir biz onlari bitiririz genelkurmay baskani bir kac yil icerde kalirsa cani cikmaz önce biz kürtleri bitirelim zaten satlikkemal burkayda yardim ediyor demokrat kürt partileri süclüyor satlik kermal burkay bakin kürt dilini kulturunu edbyatini felsefesini yasaklayan müsülman devletleri degilmi kürt halkini soykirimdan geciren islam devletleri degilmi kürdistan yer alti yer ustu zenginligi calan müsülman devletleri degilmi kadin haklarini islamyet degilmi tadini kölelestiren islamyet degilmi kadini taslayan kadini cahil birakan katini yanlizlastiran kadini toplumdan uzaklastiran islamyet degilmi kadina siddet uygulanan islamyet zihnyeti degilmi artik kürtler bunu anlamalidir

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: