Barış ve Demokrasi Partisi

Kışanak: “Bu Bahar İki Taraf da Barışı Güçlendirmeli”

Posted on: 20/03/2012

Newroz öncesi sıcak gündemi ve AKP’nin ‘artık sadece askeri operasyonlarla anar’ olduğu Kürt meselesindeki son duruma dair BirGün’e konuşan
BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak: “Diğer baharlar gibi bu bahar da barış eylemlerimizi ve söylemlerimizi güçlendireceğiz”

>> Devletin Newroz yasağı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sonuçta AKP her şeyi kendisinin belirleme yaklaşımı içinde olduğu için, bu yaşanan durum Newroz kutlamalarını boşa çıkarmaya, engellemeye yönelik bir tutum. AKP iktidarının bu konuda uzun süredir yürüttüğü bir politika var ve Türkiye’deki tüm muhalefet odaklarını sindirmeye yönelik bir yaklaşımı söz konusu. Ülkede nerede bir aykırı ses, muhalefet veya demokratik bir çıkış varsa oraya yönelik bir saldırı tutumu içerisinde.  6 bini aşkın politik tutuklu ile beraber; avukatından gazetecisine, yazarından öğrencisine, yaşlısından çocuğuna kadar herkes AKP’nin bu zulmünden nasibini almış durumda. Yine Kürt sorununun da çözümsüzlük yaklaşımının sonucu olarak İmralı’da katı bir tecrit politikası uygulanıyor; gençlik üzerinde terör estiriliyor.

>>Yasak kararını bununla mı ilişkilendiriyorsunuz?
Newroz’a ilişkin verilen karar da aslında bu baskı tutumunun sonucu. Zaten biz bu karara çok da şaşırmadık. Elbette Newroz diğer etkinlikler gibi değil. Newroz bin yıllardan beri insanların gelenek ve kültürel değerleriyle yaşadıkları ulusal bir gün; halkın değeri. Resmi bayram gibi değil; bu işin içinde de bir demogoji var. Biz parlamento da 2007’den bu yana sürekli Newroz olsun, 8 Mart olsun, 1 Mayıs gibi günlerin resmi tatil ilan edilmesi için ısrar ediyoruz. Eğer bir samimiyet olsa buna yanıt verilirdi ki hâlâ da geç değil. Hâlâ bugün komisyona verip bu yasayı çıkartabilirler. Bu konudaki yaklaşımlar tamamen samimiyetsiz ve halkın bayram coşkusunu önlemeye yönelik bir tutumdur.

>> Bu beklentiler ekseninde bir yol haritası çizilmiş durumda mı? Yoksa siyasi ve askeri operasyonlar devam edecek mi?
Hepimizin bildiği gibi barış tek taraflı değil. Bizler bu konuda geçmişte olduğu gibi şimdi de çözüm için, halkların kardeşliği için mücadele edeceğiz. Bizim açımızdan bu bahar bunları daha da güçlendirme süreci olacak. Biz taleplerimizi ne kadar güçlü bir şekilde ifade edebilirsek; Kürt sorununun siyasal bir sorun olarak hangi yöntemlerle çözülebileceğini konusunda ne kadar çok eylem, etkinlik, aktivite yapabilirsek çözümün o kadar kolay olabileceğini düşünüyoruz. Onun için bu bahar da geçmiş baharlarda olduğu gibi barış konusunda çabalarımızı, eylemlerimizi ve siyasi söylemlerimizi daha da güçlendirerek sürdüreceğiz. Bizim açımızdan baktığımızda bu bahar ve bütün süreçler halkın çözüm politikaları etrafında güç biriktirdiği, mücadele ettiği direniş sergilediği daha fazla gündem oluşturduğu bir çözüm olanağı yaratmak için mücadele ettiği bir süreç olacak. Ama bunun bir de diğer tarafı var. O da devlet. Hepimiz çok iyi biliyoruz ki Kürt sorununun bu kadar içinden çıkılmaz hale getiren; cumhuriyet tarihinden bu yana yanlış politikalardır. Yapılan her yanlış Kürt sorununu biraz daha büyütmüştür.
Bu baharda devlet yeni yanlışlarla, yeni hatalarla zaten yeterince büyük olan bu soruna yeni boyutlar eklemesin. Toplumların bir hafıza var; yaşananların toplumda bıraktığı izler, travmalar var. Bunlar çok önemli. Biz bugün Kürt sorununu kolay konuşamıyorsak bu yanlış politikaların yarattığı durumun doğrudan etkisi var. Bu kadar köy yakılıp yıkılmasaydı bu kadar faili meçhul işlenmeseydi, katliamlar yaşanmasaydı bugün Kürt sorununu çözmek bu kadar zor olmayacaktı.
Umut ediyoruz ki bu baharda devlet bu yanlış halkları karşılaştıran ve giderek birbirinden uzaklaştıran çözümü zorlaştıran bir tutum içerisine girmeyerek, halkın taleplerine cevap verir. Bunu umut etmek ve bunun için uğraşmak dışında bir yolumuz yok.

>> Bütün bu süreçte bir de Öcalan’a uygulanan tecrit var ki devlet bu tecridi görmezden geliyor. Bundan sonraki süreçte Öcalan’sız bir çözüm mümkün mü?
Genel olarak Kürt sorununun çözülebilmesi için mutlaka çözülmesi gereken sorun alanlarından birisi de İmralı’dır. İmralı orada yerli yerinden durduğu sürece; bu katı tecrit politikası uygulandığı sürece kimse Kürt sorununu çözmekten bahsedemez. Bu konuda bizim politik duruşumuzdan, Kürt halkının Sayın Öcalan’a yüklediği misyondan, sorumluluktan öte bir durum söz konusu. Aslında devlette bu gerçeğin farkında; İmralı sistemi ortadan kaldırmadan Öcalan’ı sürece dahil etmeden Kürt sorununu çözemeyeceğini devlette çok iyi biliyor. Bu konuda ısrar etmeleri olsa olsa bu süreci uzatır ve yaşanan acılara yeni acılar ekler. Yoksa dünya’da da başka örneği yoktur. Bir toplumun, bir halkın önder olarak kabul ettiği politik bir mücadeleye öncülük etmiş kişileri cezaevinde tutarak; mücadelesini verdiği sorunu da çözmek mümkün değildir. Kürt sorununda gidilecek nokta bellidir ve devlette bunun farkında olduğu için; İmralı’da da bir takım görüşmeler yaptılar. Nihayetinde oradaki görüşmelerden bir sonuç çıkmaması sorgulanması gereken bir durumdur. Bir sonuç çıkabilmesi için neler yapılabilir diye sorulması gerekir ve yeniden müzakere yolu denenerek İmralı sistemi ortadan kaldırılarak çözümün önü açılmalı.

>> Tecride tepki olarak süregelen açlık grevleri var bir yanda da. devlet ve medya tarafından görmezden geliniyor; açlık grevleri devam edecek mi?
Açlık grevleri bireysel olarak karar verilecek bir tutum. Gruplar halinde hem içeri de hem dışarı da bu çözümsüzlüğe karşı bedenlerini ortaya koyarak tepki gösteriyorlar. Umut ediyoruz ki açlık grevlerinde insanların sağlığı ile ilgili ciddi problemler yaşanmadan bu çığlık duyulsun. Biz de bu çığlığın duyulması için dışarıdaki 2 günlük açlık grevleri yaptık. Bundan sonraki süreçte de bu feryadın yankı uyandırabilmesi için de herkes elinden gelen çabayı göstermeli. Ama buradan da yola çıkarak şu sorunu çok ciddi bir şekilde sorgulamak gerekiyor:
Türkiye’de milli birlik ve kardeşlik projesi diye AKP’nin tanımladığı proje, bir milli mutabakata dönüşmüş durumda. Medyasıyla, siyasi partileriyle, STK’sıyla, polisiyle, iktidarıyla, yargısıyla, Kürt karşıtı bir konumlanma yaratıldı. AKP zihniyeti; biz hep beraber olalım, Kürtlere karşı topyekun karar alalım, onları görünmez kılalım, ezelim ve baskı kurup tutuklayalım.
Buradan bir fayda elde etmeye çalışıyorlar ama yanılıyorlar. Çünkü; Kürtler senelerdir böyle bir blokaj altında yaşıyorlar. Ancak Kürtler bununla baş edebilmenin bir yolunu buluyorlar. Asıl tehlikeli olan şudur ki; Kürtler de giderek bu kamplaşmaya karşı kendi içlerinde başka bir kamplaşma yaratma ihtiyacı duyuyorlar. Böyle bir kamplaşmaya, yok saymaya karşı Kürtler’de ayrışma duygusu güçleniyor. Yürütülen bu politikanın ciddi bir kopuş yaratıyor ve kalıcı olarak da bir hasar yaratıyor.
Kürt sorunun çözümü bir arada yaşamı duygusunu güçlendirecek bir noktaya çekilerek çözülebilir; ancak AKP bunun tam tersine bir kamplaşma ve kuşatma harekatı içerisinde. bunun da Kürt toplumunda mutlaka bir karşılığı olacaktır. Karşılığı da giderek kopuşa sürükleyen bir zemindir ve tehlikelidir.

AKP’NİN KREDİSİ TÜKENMİŞTİR
>>Siz bir yandan kamplaşmanın söz konusu olduğunu ifade ediyorsunuz. AKP’ye yakın çevreler tarafından da AKP’nin yeni bir girişimde olduğu söyleniyor. Böyle bir proje var mı?
Zaten, AKP ömrünü böyle uzattı. Yaptıkları ile değil söyledikleri ile iktidarını ve ömrünü uzatmayı hedefliyor.  Ne yazık ki böyle bir imkân kendisine de tanındı. Kesintisiz on yıldır tek başına iktidar ve on yıl önce söylediği ve yerine getirdiği hiçbir iş yok. Bu kimi samimi inançlı çevrelerin de beklentileri de dahil olmak üzere; demokrat çevrelerin, liberallerin Kürtlerin herkese karşı söylediği hiçbirinin gereğini yerine getirmemiştir. Düşünün bu on yıl, az bir zaman değil. On yıllık bir iktidar; o iktidarın bütün zihniyetini ortaya koyacağından çok fazla bir zaman. Demokratik ülkelere bakın! Sürekli umut vaat eden ama hiçbirini yerine getirmeye bir iktidarla karşı karşıyayız. Ben bu anlamda AKP’nin kredisini tükettiğini düşünüyorum. Bu anlamda bu söylem bir yöntemdir. Bu yöntemle iktidara tutundular ve bu yöntemi ellerinden bırakmıyorlar. Asla özü sözü bir olmayan iktidar anlayışıyla bu toplumun başına bela oldular. Şimdi yine aynı yöntemle ömürlerini uzatmayı hedefleseler de görünen odur ki artık kredisi tükenmiştir.

ULUDERE KATLİAMINDA İKTİDAR DOĞRUDAN SORUMLUDUR

>> Bu kredinin Uludere katliamıyla tükendiğini söyleyebilir miyiz? Bu bağlamda Kürt legal siyasetinin bundan sonra alacağı tavır ne olacak?
Roboski devletin de çılgınlığının bir dönüm noktası, toplumun da bu konudaki tutumunun bir dönüm noktası. Açıkça roboski katliamının planlı programlı siyasi iktidarın doğrudan sorumluğu altından gerçekleşmiş olduğunu düşünüyorum. Aksi takdirde böyle olmasaydı neredeyse 3 ayı dolmak üzere olan bu katliamın, eğer Tayyip Erdoğan’dan azade bir noktada herhangi bir sorumlu kim olursa olsun Tayyip Erdoğan onu şimdiye harcamıştı. Bu kadar büyük bir katliamın lekesinin üzerinde kalmasına izin vermezdi. Bu sarsıcı etkiden kurtulmak ister ve 3-5 kişiyi feda ederdi. Bu geçen 3 ay zarfında hâlâ bir tek kişiye bile işaret edilememişse demek ki aslında işaret edilen yer siyasi iktidardır. Yoksa bu siyasi iktidar kendi bekası  için kendisine yönelik eleştirileri ortadan kaldırmak için; sorumluluğu az çok başkasına atacak bir durumda olsaydı derhal birkaç kişinin üzerine sorumluğu yıkıp kendisini kurtarmayı deneyebilirdi. Sessiz sedasız komuta kontrol merkezinin iki generalinin emekliye ayrıldığı yönünde bir haber yansıdı geçtiğimiz günlerde bir gazeteye.  Bu konuda çok tehlikeli bir gidişat var. Şöyle anlaşmalar yapabilirler; geçmişte birçok katliamda yaptıkları gibi, birkaç kişiyi ortaya atıp, kendilerini kurtarmaya çalışabilirler. Eğer gerçekten komuta kontrol merkezinden iki general sessiz sedasız emekli olmuş ve kendilerini başka bir güvenceye almışlarsa bu çok tehlikeli bir gidişattır.

KÜRT SORUNU İÇİNDE ROBOSKİ ÖNEMLİ BİR KARE

>>Uludere halkının duygusal bir çöküş yaşadığını söylenebilir mi?
Bu konuda ben o köyde bu katliamı yaşayanların bir duygusal çöküntü içerisinde olduğunu düşünmüyorum. Çok büyük bir travma ve acı yaşadılar ancak başlarına gelen katliamın hesabının sorulması konusunda ortaya koydukları direnç ve kararlılık yaşadıkları travmanın etkilerini azaltıyor; bunu başardı o köy halkı.
Köy halkı hesap sorulmasını istiyor; bu katliamın peşini bırakmayacaklarını bu insanlık suçunu, katliamı yapanların hesap vermesi için bir tutum almış durumdalar ve bunun mücadelesi onları ayakta tutuyor. 7’den 77’e kadar hayatın her alanında her gün herkes Rosboski’yi konuşuyor ve bunun hesabını sormak için bir adalet arayışı içinde olacaklarını konuşuyorlar. Kürt sorunu fotoğrafının içinde Roboski çok önemli bir kare aslında.

>> Bu hesaplaşmanın Türkiye halkı içinde böyle bir noktada olduğunu söyleyebilir miyiz?
Kürt halkı için bu katliam büyük bir sızı ve hesaplaşma noktası. Ancak ben Türkiye’deki tepkiler açısından aynı şeyi söyleyemiyorum. Büyük bir vicdan muhasebesi yapıldı ama devlet geleneğindeki zamana yayma, unutturma, üstünü örtme konusunda birçok olumsuz deneyim olmasına rağmen Roboski konusunda bir alarm halinde olunmalıdır. Bu hal yok ne yazık ki. Biz şunu çok iyi biliyoruz ki birçok uygulamada, Kürt halkının feryatları ne yazık ki devlete geri adım attırmıyor. Eğer Türkiye toplumdan bir feryat varsa devlet politikalarında daha etkili oluyor. Bu tipik bir sömürge zihniyettir. Bu sebeple hepimizin büyük bir sorumluluk alması gerekiyor.
Şimdiye kadar ortaya çıkan politik durum şudur ki; devlet bunu bir değerlendirme hatası olarak görecek ve bunun üzerinden atlamaya çalışacak. Oysa ortadaki durum çok açık, görüntüler net. Bütün bunlara rağmen ihmal ortadan kaldırılmamışsa bunun adı kasıttır.

>> Halkın tutumunun yanında Meclis’teki tutum sizce nasıl? CHP ve MHP’nin tavrı sizce yeterli mi?
Doğrusu Meclis’te bir insan hakları alt komisyonu kurularak bir inceleme başlatıldı. O konuda komisyon üyesi vekillerin yaptığı açıklamalara karşı AKP Komisyon Başkanı “açıklama yapmayın, biz böyle düşünmüyoruz, gerçek öyle değil, şimdiden kamuoyunu manipüle etmeyin” diye. Burada tutturmaya yönelik bir tutum aldı. Doğrusu o komisyonu daha doğru işletebilmek ve oradan bir sorgulamanın zeminin yakalamak önemli. Biz BDP blok vekilleri olarak bunun peşini bırakmayacağız. o komisyonun doğru işletebilmek için elimizden gelen çabayı sarf edeceğiz. Umuyoruz ki CHP’de MHP’de ve hatta AKP’nin de vicdanı olan bireysel tutum alacak kişilerde bu konularda bir tutum belirlesinler.

>> Roboski sonrasında bir de Pozantı rezaleti var. Ardından devam eden 11 işçinin yanarak ölmesi var. BDP’nin tüm bu konulardaki tutumu ne olacak?
Aslında bu konu üzerinde çok durulması gereken bir konu. 11 işçinin yanarak ölmesi bir faciadır, felakettir. Bu öyle üzerinden atlanıp geçilebilecek bir durum değildir. Bu durumu böyle sistem sorunudur deyip kenara koymak da olmaz; AKP hükümeti 10 yıldır iktidarda. AKP bu cinayetten doğrudan sorumludur. 11 kişinin katili olan bir bakan koltuğunda oturuyor.  Biz BDP olarak şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonrada en net tutumumuzu alıyoruz. Bunun mücadelesini vermek için elimizden gelenin fazlasını yapmamız gerekiyor. Ama dediğim gibi biraz örgütsüz bırakılmış bir alan ve Kürt sorunu nedeniyle, Kürtlere yönelik savaş talimatı nedeniyle bu cenahtan da ses çıkmıyor. Kürtleri bastıracaksak, Kürtler anadilde eğitim hakkını almayacaklarsa bir şey olmaz 11 işçi de ölsün gibi oluyor.

>>Pozantı’ya gelirsek!
Pozantı meselesine gelince o çok başka bir konu. Bu konunun da Kürt sorunuyla doğrudan bağı olan bir boyutu var. Açıkça bu 30 yıllık savaşın en ağır faturasını şu an çocuklar ödüyor. Yerlerinden, yurtlarından, kültürlerinden, yaşam alanlarından koparıldılar. Varoşlarda yoksulluk içerisinde bir yaşama mahkûm edildiler. Bu taciz günün 24 saati yaşanıyor ve çocukların maruz kaldığı bu devlet ve polis terörü mahallelerinden, sokaklarından cezaevlerine kadar uzanıyor. BDP olarak da Kürt halkı olarak da vicdanlı her insan gibi bu çocukların dramını bir bütün olarak mücadeleyi bir insanlık görevi olarak görüyoruz. Bunun mücadelesini vereceğiz. Bu konularda da toplumun bir bütün olarak mücadele etmesi ve geleceğimize sahip çıkan bir duruşu sergilemesi gerekiyor.

>> Newroz’a dönecek olursak; Güney Kürtleri’nin bağımsızlık ilanı kararı vardı Newroz’dan önce. Böyle bir söylenti vardı fakat sonra teyit edilmemişti. Bu durum son olarak ne oldu?
Benim bildiğim kadarıyla Güney’deki Kürtlerin Newroz’dan önce bağımsızlık ilan etmek gibi bir

Reklamlar
Etiketler: ,

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: