Barış ve Demokrasi Partisi

BDP 4+4+4 Hakkında Ne Düşünüyor?

Posted on: 14/03/2012

4+4+4 tartışmaları boyunca en çok merak edilenlerden biri de ulusal eğitim sisteminin ‘doğal mağduru’ kürt halkını temsil eden Barış ve Demokrasi Partisi’nin tavrı idi. BDP başta komisyon kararına muhalefet şerhi koydu. Ardından Pervin Buldan’ın yaptığı açıklamayla komisyonun kararını “demokratik biçimde çalışılmadığı” gerekçesiyle tanımayarak şerhi geri çekti. Peki ya BDP’nin tavrı ve 4+4+4 sistemine muhalefet gerekçeleri neler?

(Haber: Sarphan Uzunoğlu, http://www.herdildeherrenkteisyan.org)

4+4+4 olarak anılan sisteme dair kanun teklifi, eğitimin 4+4+4 şeklinde zorunlu ve kesintili olarak 12 yıla çıkarılmasının ve ilköğretimin ilkokullar ve ortaokullar olarak ikiye ayrılmasının yanında; yükseköğretim geçiş sınavlarında katsayının kaldırılması, bazı üniversite isimlerinin değiştirilmesi, üniversitelere yapılan yardımların vergiden düşürülmesi, Fatih Projesi kapsamındaki 2015 sonuna kadar yapılacak olan mal ve hizmet alımları ile yapım işleri 4734 sayılı Kamu İhale Kanunun dışına çıkarılması ve bu işlemlerin 15 yıla kadar yaygın yüklemelere girişilebilmesi gibi hükümleri de içeriyordu.  Barış ve Demokrasi Partisi bu kanun teklifine muhalefet ediyor. Peki BDP’nin gerekçeleri neler?

Komisyon İşlevsizleştirildi

BDP’nin muhalefetinin temelinde kanunun sunuluş biçimi olan ‘torba kanun’a eleştiri en büyük temeli teşkil ediyor.  BDP’nin karşı çıktığı ikinci bir konu ise AKP’nin eğitim gibi fazlasıyla hassas bir konuda görüş almadan böylesi bir reforma gitmesi ve komisyonun demokratik niteliklerinin çiğnenmesi oldu. Kısacası teklif, komisyonun değil, AKP Grup Başkan vekillerinin teklifi olarak meclise sunuluyor ve kanun yapım sürecindeki demokratik adımlardan biri daha çiğnenmiş oluyordu.

Neoliberal saldırı!

Parti, kamuoyunda bu değişikliğe ilişkin tartışmalar daha çok Başbakan’ın “dindar bir nesil yetiştirmek istiyoruz” sözlerinde yola çıkarak yürütülmekte ve daha çok AKP’nin bu değişiklik ile imam hatipleri tekrardan canlandırmak, kız çocuklarını eve kapatmak ve cemaatlere çocuk yaştakileri yönlendirmek istediği yörüngesinde ilerleyen tartışmalara farklı bir boyut kazandırırken, bunun kız çocuklarını eve hapsetmenin ne ilk ne son uygulaması olduğunu asıl meselenin neoliberal dönüşümün bir halkasının daha tamamlanması olduğunu vurguluyor. Değişiklik ile bir yandan eğitim tümden bir piyasa malzemesi yapılırken diğer yandan da aynı mantıkla piyasanın emrine bırakıldığı ifade ediliyor. Özellikle de “AKP iktidarı eğitimi, sağlıklı ve uygar bir toplumun oluşmasında, akılcı, sorgulayıcı, nesnel, özgürleştirici ve bilimsel bir çerçevede değil, tam aksine kendisinin ve piyasanın kabul ettiği ölçülerdeki bireyleri yetiştirecek ideolojik bir araç olarak ele alıyor. Eğitim sisteminde yapılması planlanan değişiklik tam da bu yaklaşımın somut ve en çarpıcı adımını ifade ediyor,” denilerek  4+4+4′ün neoliberal toplumsal dönüşümde kullanılacak bir yasa olduğunu ve seküler kaygıların çok daha ötesinde bir amaca hizmet ettiği vurgulanıyor.

Sorunlara Çözüm Getirilmiyor

AKP’nin kendinden önceki militarist, otoriter, ulusçu zihniyet tek tip (otoriter, katı ulusçu) insan yetiştirmeyi hedefleyerek bilimsellikten uzak ve tamamen ideolojik bir değişiklikle eğitimi kesintisiz zorunlu 8 yıla çıkaran zihniyetle farkı olmadığı vurgulanırken, 28 Şubatı gerçekleştiren zihniyete benzer bir yaklaşımla, halkın sorunlarını ve taleplerini görmezden gelerek eğitimde yapısal bir değişikliğe gidildiğinin altı çiziliyor.

BDP’ye göre Sorunlar Neler? 

Bu ifade elbette “BDP’nin çözümünü arzuladığı sorunlar neler?” sorusunu sormayı gerektiriyor.  BDP’ye göre değişikliğin iki boyutu var:

Bunların birincisi eğitimin “bilişim teknolojileri” adı altında devasa bir pazara dönüştürülmesi diğeri ise eğitim sisteminin tamamen sermayenin emrine sokulması.

Partiye göre okulların fiziki alt yapı yetersizlikleri yerli yerinde dururken, Fatih Projesi ile milyarlarca liralık teknolojik yatırım yapılması, kafalarda büyük bir soru işareti yaratıyor. Proje yakından incelendiği zaman, uluslararası sermayeye büyük bir pazar açıldığının anlaşıldığı ifade edilirken 42 bin okulda 620 bin dersliği akıllı tahta, projeksiyon cihazı, internet, çok amaçlı yazıcı ve 16 milyon öğrenciyi tablet bilgisayarla donatmayı hedefleyen Eğitimde FATİH Projesi’nin “eğitim de fırsat eşitliği, teknoloji kullanımı” adı altında eğitim bütçesinin sermayeye aktarılmasından başka bir şey olmadığı vurgulanıyor.

Temel Sorun Anadil!

Eğitimde niteliği artıran tek şeyin teknoloji olmadığı dile getirilirken öncelikle eğitimin temel sorunlarının çözülmesi, okulların fiziki, sosyal alt yapıları güçlendirilmesi, eğitim emekçilerine insanca bir ücret ödenmesi, anadilinde eğitimin önündeki engeller kaldırılması, eğitim herkesin erişimine açık ve ücretsiz bir yapıya kavuşturulması gibi öneriler yapılıyor.

Bir Panoptikon Olarak Türk Milli Eğitimi!

Eğitim ortamlarının öğrencinin biyolojik (beden) ve bilişsel (zihin) gelişimlerine göre mi, yoksa sürekli değişmekte olan teknolojiye göre mi planlayacağı sorusu gündeme getirilirken eğitimde FATİH projesinin diğer bir amacı olarak da merkezi kontrolün güçlenmesi öne çıkarılıyor. Akıllı tahtaların dersi kameraya kaydedecekleri ve her dersin merkezden izlenebilecek olması vurgulanırken, “Mobese” mantığı pedagojiye girecektir. Bu, yeni ve sert bir yönetim biçimidir. Öğretmenlerin performansları daha bir gözetlenebilecektir. Ders kitapları üzerinde inisiyatif sahibi olmayan öğretmenin akıllı tahta ve tablet bilgisayar üzerinde de inisiyatifi olmayacağı, teknolojinin yoğun eğitim ile öğretmen ve öğrencinin yorum yapma yetisini körelecek ya da gelişimi engelleyeceği vurgulanıyor. Sınıftaki yoğun teknoloji giderek öğretmeni gereksiz kılacağı iddia ediliyor.

Yönelime Dair Gerekçeler Yetersiz

Ergenlik çağının başında, henüz hiçbir alanda gelişimini tamamlamayan, ilgi ve yeteneklerinin belirgin ve tutarlı hale gelmediği çocukların, mesleki eğitime yöneltilmeleri bilimsel ilkelere uygun ve gerçekçi olmadığı da BDP’nin muhalefet gerekçeleri arasında. Yurtiçi ve yurtdışında yapılan yüzlerce araştırma sonuçları da gencin ilgi ve yeteneklerinin belirgin ve tutarlı hale gelerek kariyer kararları için gerekli olgunluğa -kısmen- ulaştığı dönemin 17-18 yaşları olduğunu ortaya koyuyor. Araştırmalar, ergenlerin lise yıllarında henüz geleceğine yönelik gerçekçi kararlar verebilmek için yeterli bir “mesleki olgunluğa” ulaşamadıklarını ortaya koyarken pakette önerilen sistemin gerçekçiliğini sorgulamakta fayda olduğu söyleniyor.

Almanya’nın Ayrımcılığı mı Alınacak?

Almanya’da çocukların henüz 4. sınıfta “zekiler ve geri zekâlılar” diye ayrıştırıldığı ve meslek eğitimine Almanca dil yeterliliği olmayan başta Türkler olmak üzere göçmen çocuklarının ve yoksulların gittiği de bir gerçektir.  Aynı durumun ABD için de geçerli olduğu belirtiliyor. Orada da okullar “zenci”, “melez” ve “beyaz”  okulları diye örtük bir ayrışıma tabi tutulduğu belirtilirken Amerika’da, afrika kökenlilerin ve melezlerin çocukları, Almanya’da Alman olmayanların  çocuklarnını genelde meslek okullarına gittikleri vurgulanıyor.  Sınıfsal ve ekonomik farklılıkları temele koyan ayrımcı bir sistem uygulamaya geçeceği aktarılıyor. (SU)

Reklamlar
Etiketler:

1 Response to "BDP 4+4+4 Hakkında Ne Düşünüyor?"

[…] 14 Mart tarihli “BDP 4+4+4 Hakkında Ne Düşünüyor?” haberinin BDP resmi web sitesine de eklenmesi dışında bir metin bulunmamaktadır. BDP-Blok, 18-21 Mart tarihleri arasında düzenlediği […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: