Barış ve Demokrasi Partisi

Terörle mücadele mi? Muhaliflerin mallarına el koyma mı? – 1

Posted on: 10/02/2012

AKP tarafından Meclis gündemine getirilen ‘Terörizmin finansmanın önlenmesi hakkında kanun tasarısı’ ile başta Kürtler olmak üzere sisteme muhalif bir çok kurum, kuruluş ve kişilerin mal varlığına el koyma dönemi yeniden tartışılmaya açıldı. Bu arada İstanbul’da gizli bir toplantı ile düğmeye basıldığı belirtilirken, bu durum geçmişte yaşanan ‘Sermayenin Türkleştirilmesi’ kanunlarını akıllara getirdi

Sedat YILMAZ – Özgür Gündem 8 Şubat 2012

Kürtlerin mal varlığı tehdit altında

Cumhuriyet tarihi boyunca azınlıklar ve Türk olmayan halklar her türlü siyasi ve kültürel müdahalelerin yanı sıra ekonomik olarak da bir sindirme ile karşı karşıya kalmışlardır. “Mülkiyete el koyma” ve “Türk-Müslüman”laştırma projesi her ne kadar eski olsa da AKP bu mirası bugün “terörizmin finansmanın önlenmesi” adı altında yeniden gündeme getirdi. Kürtlerin kurumsallaşan örgütlülüklerini ekonomik olarak bertaraf etme girişimi olarak değerlendirilen tasarının, bir diğer hedefinin ise Kürt orta sınıfı olduğu belirtiliyor. Ayrıca Kürt siyasal hareketine yakınlık hisseden gerçek veya tüzel kişilere gözdağı vermek olarak yorumlanan tasarı, Cumhuriyet tarihinde sıkça başvurulmuş ve tekrarlardan ibaret olan “sermayenin Türkleştirilmesi” projesini mercek altına aldık. Akademisyen, milletvekili, işverenlere ve sendikacılara tasarıyı sorduk.

Yasa çıkmadan hazırlık

Bu arada, AKP’nin tasarının hazırlıklarını önceden planlandığı ortaya çıktı. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in Ekim 2011’de hakim ve savcılara gönderdiği “B.03.1.HSK.0.70. 12.04-010. 06. 02-138-2011” genelgede, uluslararası sözleşmelere atıfta bulunularak, Türkiye’deki mevzuat hatırlatıldı ve yapılması gerekenler ayrıntılı olarak sıralandı. Genelgede, söz konusu soruşturmaların “kolluk makam ve memurlarıyla gerekli koordinasyon sağlamak suretiyle bizzat cumhuriyet başsavcıları veya görevlendirecekleri cumhuriyet savcıları tarafından yürütüleceği, Mali Suçlar Araştırma Başkanlığı ile işbirliği yapılacağı” hatırlatıldı. Savcı ve hakimlere talimat anlamına gelen genelgede, “Bu suçla etkili bir şekilde mücadele edebilmek için kanunda öngörülen el koyma, şirket yönetimi için kayyum tayini, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması ile teknik araçlarla izleme gibi yöntemlere başvurulabileceği hususunun göz önünde bulundurulması” isteniyor. Bu amaçla 26 Ocak’ta  İstanbul’da 3 gün devam eden gizli bir toplantıya Adalet, Maliye ve İçişleri bakanlıklarının yanı sıra MASAK, HSYK, Yargıtay yöneticileri, 15 büyük kentin emniyet terörle mücadele şube müdürleri, EGM İstihbarat ve KOM Daire başkanlıklarının temsilcilerinin de aralarında bulunduğu toplam 55 temsilci katıldı. Toplantı sonrası BDP’li belediyeler başta olmak üzere, çeşitli Kürt kurumları ile Kürt işverenlerine yönelik operasyon için düğmeye basıldığı basına yansıdı.

Yasanın kapsamı ve hedefi

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne dayandırılan tasarı şu içerikle hazırlandı: “1267 sayılı kararla terörizmin finansmanına destek sağlayan kişi örgütlerin listeleri belirlenerek, Birleşmiş Milletler Üyesi devletlere bu listede yer alan kişi ya da terör örgütlerinin malvarlıklarının dondurulması yükümlülüğünü getirmektedir. Yine 1373 sayılı kararla terörizmin finansmanının, sözleşmeden yapılan tanım çerçevesinde taraf ülkelerce suç haline getirilmesi, terörizmi finanse eden gerçek veya tüzel kişilere ait mal varlıkları ile terörizmin finans kaynaklarının dondurulması ve terör örgütlerine her türlü desteğin kesilmesi ve uluslararası işbirliğinin sağlanması istenmektedir.”

İstihbarat komisyonu

Tasarının 6. ve 7. maddelerine göre mal varlığına el konulması için oluşturulacak komisyonun içerisinde yer alacak kurumların “Mali Suçları Araştırılma Kurulu Başkanlığının Başkanlığında, Başbakanlık Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü, Milli İstihbarat Teşkilatı, İçişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürü, Dışişleri Bakanlığı Araştırma ve İstihbarat Genel Müdürü ve Hazine Müsteşarlığı Banka ve Kambiyo Genel Müdürü”nden oluşması oldukça dikkat çekici.

Ucu açık düzenleme

Bu kurulun vereceği “el koyma” kararlarının icrasının ne şekilde yapılacağı ise düzenlenmemiştir. Yoruma açık olan bu tasarının amaç ve kapsam kısmında aynen şöyle denilmektedir: “Fon: para veya değeri parayla temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayrimaddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi, Malvarlığı; Bir gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da terör örgütünün doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri, Mal varlığının dondurulması; Malvarlığının ortadan kaldırılmasının, tüketilmesinin dönüştürülmesinin, transferinin, devir ve temlik edilmesinin ve sair tasarrufi işlemlerin önlenmesi amacıyla, malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin kaldırılması kısıtlanmasını ifade eder” Bu fillerin gerçekleşmesi halinde ise “3713 sayılı Terörle Mücadele Kapsamı”na alınarak, mal varlığının hazineye devredilmesi yanı sara beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması öngörülmektedir.

AKP’nin hedefi Kürtler

Komisyon üyesi Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, yasanın mevcut halini şöyle değerlendirdi: “Türkiye bu yasayı BM’ye taahhüt etmiş aslında. Dolayısıyla yasanın çıkarılması bir nevi zorunluluk. Bu, BM sözleşmesi esas olarak İslami Yapıları hedefleyen ve ABD’nin etkisi-dayatmasıyla çıkarılan bir yasa. Sözleşme olduğu gibi çıkarılsa sorun edilecek yanı az. Fakat Türkiye açısından şöyle garabetler var: BM sözleşmesinde ‘terör’ün ve ‘terörist faaliyetin’ ayrıntılı bir tanımı yapılmış. Gelgelelim Türkiye bir ‘beyan’da bulunmuş bir nevi şerh sayılabilir uluslararası hukukta o da şu PKK burada ‘terörist’ tanımına girmiyor. ‘Savaşan örgüt’ kapsamında sayılabilir. Bu itibarla Türkiye yasayı tercüme ederken bazı eklemeler ve değişiklikler yapmış. Nedir bunlar? İlgili terörist tanımına TMK’deki kapsama girenler de eklenmiş. TMK’nin uygulamada nasıl büyük bir torba işlevi gördüğü hatırlanırsa, bu kapsama kimlerin girebileceği de daha iyi anlaşılır. Kanun tasarısının ikinci büyük handikapı, tamamen ‘yargısal’ olan bir konuda hükmü verecek olan kurulun yargıçlardan değil bürokratlardan oluşması. Muhalefet şerhini okuduğunuzda uygulamada nerelere gidebileceğini görmek mümkün.. ‘Kamusal nüfuz’ kullanımıyla ilgili yaptırıma bütün muhalif belediyeler girebilecek. Fonun terörist faaliyette kullanılmış olma şartı aranmaması bahsinde bütün sosyal yardım kuruluşları girebilecek. Kısacası Kürtler ve muhalifler açısından yeni bir varlık vergisi işlevi amaçlanmakta…”

TMK’li yıllar ve Kürt kurumları

AKP tarafından gündeme getirilen tasarı aslında belli kısımları 1996 yılında çıkarılan ve hâlâ yürürlükte olan “Mali Suçları Araştırma Kurulu” (MASAK) yasasında yer almaktadır. 1980’li yıllarda yükselen Kürt muhalefetine karşı çıkarılan bu yasanın AKP’nin çıkarmak istediği yasadan farkı, daha hızlandırılmış olması ve yargı kurumlarını devre dışı bırakması. Bu amaçla 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 8’inci maddesinde “terörün finansmanı suçu” düzenlenmiştir. Kanunda aynen şöyle denilmekte: “Her kim tümüyle veya kısmen terör suçlarının işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek fon sağlar veya toplarsa, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Fon kullanılmamış olsa dahi, fail aynı şekilde cezalandırılır. Bu maddenin birinci fıkrasında geçen fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri ifade eder.” Yine 3713 sayılı Kanunun 7’nci maddesinde; örgüte üye olanların TCK’nin 314’üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılacağı belirtilmiştir. TCK’nin 314’üncü maddesinde; örgüte üye olanlara, 5 yıldan 10 yıla kadar hapis cezası verileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla, “terörün finansmanı” yani Kürt kurumlarının finansmanı suçu 5 yıldan 10 yıla kadar hapis ile cezalandırımaktadır.

Sonsuz görev ve yetki

MASAK, 19.11.1996 tarihinde yürürlüğe giren 4208 sayılı “Karaparanın Aklanmasının önlenmesine Dair Kanun” ile kurulmuş 17 şubat 1997 tarihinde faaliyetine başlamıştır. Görev ve yetkileri 18.10.2006 tarihinde yürürlüğü giren 5549 sayılı “Suç Gelirlerinin Aklanmasının önlenmesi Hakkında Kanun” ile yeniden belirlenmiştir. Görev ve yetkilerinin sayıldığı 5549 sayılı Kanunun 19’uncu maddesi şöyledir:

Madde 19 (1) Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı doğrudan Maliye Bakanı’na bağlı olup görev ve yetkileri içeriğindeki bazı maddeler şunlardır:

a) Suç gelirlerinin aklanmasının önlenmesi amacıyla politika hazırlamak ve uygulama stratejileri geliştirmek, bu amaçla kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak, ortak çalışmalar yapmak, görüş ve bilgi alışverişinde bulunmak.

ç) Suç gelirlerinin aklanmasını önlemek amacıyla sektörel çalışmalar yapmak, önlemler geliştirmek ve uygulamayı izlemek.

d) Kamuoyu duyarlılığını ve desteğini arttırmaya yönelik çalışmalar yapmak.

e) Suç gelirlerinin aklanması ve terörün finansmanının önlenmesi kapsamında veri toplamak, şüpheli işlem bildirimlerini almak, analiz etmek ve değerlendirmek.

f) Değerlendirme sürecinde gerek duyulduğunda kolluk ve diğer birimlerden kendi görev alanlarında inceleme ve araştırma yapılması talebinde bulunmak.

ğ) Yapılan araştırma ve inceleme sonucunda aklama suçunun işlendiği hususunda olguların varlığının tespiti halinde, Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre gerekli işlemler yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunmak.

h) Cumhuriyet savcıları tarafından intikal ettirilen konuları incelemek ve aklama suçunun tespitine ilişkin talepleri yerine getirmek.

ı) Aklama veya terörün finansmanı suçunun işlendiğine dair ciddi şüphelerin mevcut olması durumunda konuyu ilgili cumhuriyet savcılığına intikal ettirmek.

Hedefte 59 şirket

Sadece bu yılın 8 ayında Türkiye’ye giren kaynağı belirsiz para tutarı 9 milyar 643 milyon dolardır ve bu para hakkında iktidarın dışında kimsenin bilgisi yoktur. Buna karşın uluslararası literatürde kara para cenneti olarak bilinen Türkiye, MASAK aracılığıyla okun ucunu Kürtlere yöneltmektedir. Birkaç ay önce Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, 59 şirket ve kişi hakkında MASAK tarafından “Terörün finansmanı ve kara paranın aklanması” iddiasıyla soruşturma açıldığını bildirdi. Örgütlere yönelik fon aktarımlarına dahil oldukları iddiasıyla, 59 kişi ve şirkete yönelik finansal analiz ve değerlendirme sonuçları, cumhuriyet savcılıkları, MİT, Emniyet, Jandarma, Gelir İdaresi Başkanlığı, Dışişleri ve İçişleri bakanlıklarına gönderildiği öğrenildi. Bu kurumlar arasında yer alan Diyar A.Ş hakkında yürütülen soruşturma ise devam ediyor. Ergün’ün verdiği bilgiye göre 2007-2010 yılları arasında “terörün finansmanı” suçunun tespiti amacıyla toplam 59 soruşturma açıldı. Bunlardan 40’yla ilgili soruşturma tamamlanarak, 5 suç duyurusu, 4 savcılığı bilgilendirme, 5 aklama, analize sevk ve 26 veri tabanına kayıt işlemi yapıldı. Bu kurumun sadece Kürtler için çalıştırıldığını OECD’nin, Türkiye’yi “kara liste” ya da “ sıkılaştırılmış takip süreci”ne almaya hazırlanmasıyla anlıyoruz.

BDP şerh koydu

BDP adına komisyona katılan İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, “Terörizmin finansmanının önlenmesine dair yasa tasarısı”na partimiz BDP adına aşağıdaki ayrılar verilerek muhalefet şerhi koydu. BDP’nin çekinceleri kısaca şu maddelere ilişkin: “1- Görüşülmekte olan 1/489 numaralı kanun tasarısının 3. maddesinin 1. fıkrasının b bendinin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir. Bu madde BM sözleşmesinde ‘terör’ kavramıyla ne kastedildiği açık olarak tanımlanmaktadır. Yeni ve daha geniş bir tanıma ihtiyaç yoktur. Esasen sözleşmenin ruhuna da aykırıdır. 2- Tasarısının 4. maddesinin 2. fıkrasındaki ‘şartı aranmaz’ ibaresi kaldırılarak, onun yerine ‘şartı aranır’ ibaresi eklenmelidir. 3- Tasarısının 6. maddesinin 3. fıkrasındaki ‘talep edilebilir’ ibaresinin ‘talep edilir’ şeklinde değiştirilmesi gerekmektedir. 4- Tasarısının 9. maddesinin 1. fıkrasının ‘Değerlendirme komisyonu üyeleri yargıç niteliğine haiz kişilerden oluşur’ şeklinde değiştirilmesi ve 6. fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki ‘Değerlendirme Komisyonu’nun hukuka aykırı kararlarından ötürü Kurul üyelerine ilişkin doğacak hukuksal ve cezai sorumluluğun kapsamı kanunla düzenlenir’ fıkrasının eklenmesi gerekmektedir. 5- Yasanın diğer ülke hükümetlerinden gelen ‘mal varlığını dondurma’ taleplerinde mutlak olarak ‘mütekabiliyet şartı’ aranmalıdır. Bu zorunluluk bir ek madde olarak kanun tasarısına eklenmelidir.”

Reklamlar

1 Response to "Terörle mücadele mi? Muhaliflerin mallarına el koyma mı? – 1"

BDP BİRECİK”TEN AÇIKLAMA:‏

BDP BİRECİK”TEN AÇIKLAMA: DÜN SAYIN: ÖCALAN” A YÖNELİK TECRİDİ PROTESTO AMAÇLI AÇLIK GREVİ YAPACAĞIMIZI DUYURMUŞTUK, ANCAK HALFETİ”DE OLAN POLİS TERÖRÜ 12 ARKADAŞIMIZI TUTUKLADI, VE BDP HALFETİ İLÇE ÖRGÜTÜ 12 ŞUBAT PAZAR GÜNÜ SAAT: 11.00″DA SAYIN: ÖCALAN”A YÖNELİK TECRİDİ VE GÖZALTILARI PROTESTO AMAÇLI KİTLESEL YÜRÜYÜŞ DÜZENLEYECEĞİNİ AÇIKLADI. VE BDP BİRECİK İLÇE ÖRGÜTÜ HALFETİDEKİ YÜRÜYÜŞE KATILIM SAĞLAYACAĞIZ VE ONUN İÇİN 12 ŞUBAT”TA OLACAK AÇLIK GREVİMİZ 13 ŞUBAT PAZARTESİ”YE ERTELENMİŞTİR..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: