Barış ve Demokrasi Partisi

Ya Bir Yol Bulacağız Ya Bir Yol Açacağız”

Posted on: 04/10/2011

GÜNAY KUBİLAY

Sosyalist Demokrasi, 1 Ekim 2011, Sayı: 108

Kongre-Parti Girişimi, çalışmaları kesintiye uğratacak olağandışı bir gelişme olmadıkça 15-16 Ekim günlerinde hazırlık çalışmalarını tamamlamış olacak ve kuruluşunu ilan edecek. Kongre-Parti Girişiminin ilk aşamasında Kongre’nin kuruluşu, ikinci aşamada da partileşme çalışmaları devreye girecek. Bu noktada çalışmaların “iki aşamalı” bir plana bağlı olarak sürdürülmesinin temel nedenlerinin başında Kongre çatısı altında bugün biraraya gelmiş güçler içerisinde partiye itiraz eden çevrelerin varoluşu geliyor. Dolayısıyla 15-16 Ekim’de kurulacak Kongre, Kongre bünyesinde yer alanların bir “çatı örgütü” olacak, ama bir “çatı partisi” olmayacak. Çatı partisi, kanımca uzun sayılmayacak bir süre sonra, Kongre bünyesinde karşılıklı ikna çalışmaları, müzakereler sonucunda partiye ikna olanlarca kurulacak. Ne var ki, çatı partisi aşina olunduğu tarzda “yukarıdan” değil, tıpkı Kongre’nin inşasında olduğu gibi demokratik bir sürecin sonucunda “aşağıdan” inşa edilecek.

14 Ağustos toplantısında Gültan Kışanak Kongre ile Partinin işlevini ve inşa aşamalarını şöyle formüle ediyor: “İlk önce ne yapmak istiyoruz? Doğrudan parti örgütlenmesi yerine, Kongre tarzı bir örgütlenme ve buradan gücünü alacak bir üst örgütlenme, yani siyasi parti öneriyoruz. Kongre ile çok farklı toplamsal kesimlerin siyasi ve programatik birlikteliği, mücadelesi ortaklaştırılacak ve buradan seçilen delegelerle tamamlanacak bir siyasi parti. Yani ikili bir yapı önermiş oluyoruz. Geçmişte oluşturmayı düşündüğümüz Çatı partisinden farklı bir yol öneriyoruz. Çatı partisi tartışmalarında da siyasi yapılar, hareketler, emek örgütleri, aleviler, çevre vb hareketler vardı. Bu kadar farklı yapıları bir  siyasi parti altında toplamak güçtü. Şimdi yeni bir şey, yeni bir yol deniyoruz. Bütün bu farklı kesimlerden oluşacak bir kongre ve buradan güç alacak bir parti.”

Demek ki, Kongre partiyi kapsayacak, ancak Kongre’nin bileşenleriyle partinin bileşenleri arasında bir farklılık olacak. Kongre’nin temel amacını ve işlevini şöyle özetlemek mümkün olabilir: Kongre, mücadelesini Kürt siyasal hareketiyle birleştirmek isteyen, ezilen cinsiyle, ezilen sınıfıyla, ezilen ulusu ve ulusal topluluklarıyla, bütün toplumsal muhalefetin temel emek, barış, özgürlük, demokrasi, iktisadi, sosyal, kültürel taleplerini eksen alan, ama aynı zamanda bünyesinde yer alan güçlerin faaliyetin her aşaması ve düzeyinde söz ve karar sahibi olacakları, kolektif irade ve inisiyatiflerini geliştirebilecekleri “demokratik çatı örgütü”  işlevi görmelidir.  Kendini olabildiğince temsil ilişkilerinin dolayımlarından arınmış, kapitalizmin katı hiyerarşik ilişkilerine boyun eğmeyen, doğrudan demokrasiyi olabildiğince hayatının vazgeçilmez bir düsturu olarak benimseyen bir yapı olma özelliğini taşımaya özen göstermelidir.

Kongre ezilenlerin bağımsız temel çıkarlarını alan bir meşru mücadele çizgisinden ödünsüz bir iz üzerinde yürüme iradesini gösterdiği ölçüde, toplumsal olanı siyasallaştırabilir, siyasal olanı toplumsallaştırabilir. Bu nedenle siyasi iktidar perspektifinden yoksun olamaz ve toplumsal muhalefetin kendi kendini yönetme deneyimi kazanmalarının yolunu açık tutmalı, mücadeleyi demokratik bir iktidar perspektifine yönlendirecek bir partiyi sürüncemeye bırakmaksızın inşa yoluna koyulmalıdır. Siyasi iktidar hedefinden ve bunun yegane araçlarından biri olan partiden yoksunluk, toplumsal muhalefetin yalnızca muhalefetle yetinmesi, siyasi iktidarı, kolektif irade ve inisiyatifini egemenlerin baskın güçlerine terk etmesi anlamına gelecektir. Arjantin örneğinde de görüldüğü gibi, kendi kendini yönetme perspektifinden ve siyasi iktidar hedefinden yoksun bir muhalefet, ne kadar radikal eylemlerin altına imza atarsa atsın, kısa bir süre sonra çözülmesi ve dağılması kaçınılmaz oluyor. Eğer, Kongre çeşitli ülke deneyimlerinden yararlanmak, bu deneyimler ışığında bu topraklara özgü bir yol açmak istiyorsa, Arjantin örneğinin aksine Venezüella ve Bolivya deneylerini derinlemesine incelemelidir. Bolivya’da ve Venezüella’da süren ve hiç de 1917 Rusyası’ndaki Şubat ile Ekim arasındaki kısa süreli “ikili iktidar” ilişkilerine benzemeyen “ikili iktidar” ilişkileri içerisinde süren çetin mücadele deneyimlerinden öğrenmeye açık olmalıdır.

Hiç kuşkusuz Kongre’nin ilk ve en önemli görevi Erdoğan hükümetinin oluşturmak istediği iktidar tekelini ve toplumsal muhalefete uyguladığı izolasyon çemberini kırmak, Kürt sorununda üstlendiği “savaş hükümeti”nin varlığına son vermeye çalışmak olmalıdır. Ancak, Kongre bu acil görevi yerine getirmeye çalışırken, bizatihi siyasi iktidara kendisi talip olmalı, siyasi iktidarın egemen güçlerin şu baskın gücünden bu baskın gücünün eline geçmesine izin vermemelidir.

Bu yaklaşım, aynı zamanda Kongre’nin programına da bilinen “klasik parti programları”ndan farklı bir yaklaşımı zorunlu kılar. Kongre’nin programının temel karakteristik özelliği ezilen ulusun ulusal demokratik talepleri, bir başka deyişle Kürt hareketince, Kürt sorununun demokratik çözümüne dair ileri sürdüğü talepler ile batıda işçilerin, emekçilerin, ezilenlerin temel taleplerinin bir bileşkesi olmalıdır. Örneğin, Kürt sorunu ekseninde sıcak gelişmelerin yaşandığı Kürt illerinde yaşayan Kürtler ile aynı zamanda batı metropollerinde Kürt kimliğinin ötesinde sınıfsal sorunlar yaşayan Kürt emekçilerine ve yoksullarına dair talepler farklılık arz eder. Dolaysıyla böyle bir program “iki parça”nın özgünlüklerini ve farklılıklarını eksen alarak hem “tek merkez”de birleştirmeyi, hem de her parçanın farklılıklarını ve özgünlüklerini eylemli biçimlerde ifade etmelerine imkan sağlayan bir demokratik siyaset tarzını düstur edinmelidir.

Bilindiği gibi, verili Türkiye’de her şey Türklüğün, Sünniliğin, erkekliğin ve sermayenin egemenliğinde biçimlenmiş bir ülkedir. Kongre, bünyesindeki mevcut güçlerin karakteristik özellikleri itibariyle bu egemenlik ilişkilerini kökten değiştirebilecek bir misyona sahip olmasa da, bu egemenlik ilişkilerini sistemli bir biçimde sorgulayabildiği, mücadele çizgisini bu rotaya yönlendirebildiği ölçüde başarılı olabilir ve egemenlerin baskın güçleri karşısında, demokratik siyasal bir alternatif olarak öne çıkabilir.

Bir başka deyişle, Kongre program taslağında da belirtildiği gibi, “Türkiye’nin baskı ve sömürüye dayalı sistemi, egemenlerin iki ana siyasal akımı tarafından sürekli olarak yeniden üretilmekte, buna karşı mücadele eden tüm toplumsal direniş odakları ise baskı altında tutulmaya çalışılmaktadır. Ancak her dilden ve kültürden Türkiye halkları, mevcut sistemin ömrünü uzatmak için birbiriyle yarışmakta olan bu iki akım arasından birini; egemenlerin dayattığı neoliberal ve anti-demokratik düzen içinde, Türk-İslam sentezci veya ulusalcı anlayışlardan birini tercih etmek zorunda değildir.” Diğer üzerinde özenle durulması gereken bir nokta ise Kongre bünyesindeki “asimetrik bir durum”dur. Kongre, kabul etmek gerekir ki, eşit güçlerin karşılıklı bir “denge unsuru” olacağı bir bileşime sahip değildir. Bir tarafta ağırlıkla Kürt illerinde sıcak kitle mücadelesi içerisinde şekillenmiş gerçek bir halk örgütlenmesi, diğer yanda batıda henüz kadro hareketi düzeyinde çok parçalı pek çok yapının bir araya geldiği bir yapılanma var. Bu “asimetrik durum”u dikkate alarak, bir süre sonra bu güçlerin tasfiyesini önleyerek,  hareket bünyesinde  “istikrarlı bir denge” kurulması ve mücadeleye süreklilik kazandırılması bakımından özgürlük hareketine büyük görev düşüyor. Dolayısıyla, Kongre’nin programın karakteristik özelliklerine yaklaşımda olduğu gibi, yapısal özellikleri bakımından da verili dinamiklerin özgünlüklerini, farklılıklarını, nesnelliklerini dikkate alan bir yapısal düzenlemeye özen göstermek gerekir.

Örneğin, Kongre’nin temeli yerel meclislere dayanacaktır. Kongre delegelerinin belirlenmesinde tek düzel delege belirleme yöntemleri, başka demokratik yöntemleri devre dışı bırakarak her şeyin bilinen tek düzel seçim yöntemleriyle belirlenmesi, daha ilk seçimde hızlı bir tasfiyenin yolunu açabilir. Demek ki, seçimsiz demokrasi olmaz ama bu tür çeşitliliğe sahip yapılanmalarda nisbi temsil gibi demokratik seçim yöntemlerinin yanı sıra, konsensüs gibi uzlaşma ve anlaşma yöntemlerini de içeren bir demokrasi perspektifiyle hareket etmek gerekir. Elbette, bir hukuksal düzlemde eşitsizliklerin eşitlenmesi, özünde bir eşitsizliğe tekabül eder. Bunu biliyoruz. Ancak, bir hukuksal düzlemde de olsa, eşitsizlikleri eşitleyebilecek bir yaklaşımdan ve bazı “koruyu önlemler” almaktan da uzak durmamak gerekir.

Kongre-Parti’nin inşa sürecinin çeşitli kaygılara yol açtığı bir sır değil. Özellikle yakın geçmişte yaşanmış ve başarısız olmuş çeşitli “örgütsel birlik” deneyimlerinden hareketle bu girişimin de başarısız olma ihtimalinin yüksek olduğunu ileri süren çeşitli örgütlü çevreler ve bireyler, bu gerekçelerini dile getirmektedirler.

Bu konuda öncelikle söylenmesi gereken, bu girişimin yaşanmış “örgütsel birlik” deneylerini tekrar eden ve “örgütsel birlik” anlamında bir birlik olmadığıdır. Kongre-Parti girişimi, her şeyden önce toplumsal muhalefetin, bağımsız örgütsel varlıklarını korudukları ve deyim yerindeyse “asgari bir programda” bir araya geldikleri ve mücadele birliği yaptıkları bir ittifak ilişkisidir, Kongre kurulduktan sonra, Kongre bünyesinde ihtiyaç duyan ve ikna olan bileşenlerce kurulacak bir “ittifak partisi” olacaktır.

Bu nedenle, Kongre-Parti Girişimi, ne “organik parti” öngörüsüyle gerçekleştirilmiş “örgütsel birlik” deneyleriyle, ne de “seçim ittifakları” veya “geçici eylem birlikleri”yle kıyaslanabilir.

Kongre-Parti bu coğrafya da Türkiye sosyalist hareketi dahil toplumsal muhalefet dinamiklerinin Kürt hareketiyle birlikte yaşayacakları ilk deney olacak.  Elbette, Kongre-Parti pratiğinin gerek sosyalist solun başarısız da olsa birlik deneyimlerinden, gerek bütün zorluklara rağmen birliğini korumayı ve mücadeleyi sürekli kılmayı uzun yıllar boyunca başarmış Kürt özgürlük hareketinden öğreneği çok var. Ancak, bizatihi kendisi kalıcı bir ittifak deneyi olarak ilk kez olacak ve kendi özgünlüğüne özgü sorunlarla yüz yüze gelmesi kaçınılmaz olacaktır. İşte bu noktada Kongre-Parti’nin önünde hazır reçete(ler) olmadığı gibi hazır reçete(ler)e de ihtiyacı yok. Her şey, ama her şey kendi yapıcı siyaset tarzına ve yaratıcı inisiyatifine bağlı. Kongre bünyesinde yer alan  ister örgütlü olsun, ister birey olarak olsun bu realitenin farkında olduğuna kuşku yoktur. Kongre-Parti hareketi proaktif bir anlayışla hareket ettiği sürece, sorunlar önüne sorun olarak gelmeksizin aşma yöntemleri geliştirebilir. Görüş farklılıkları, dogmatik yaklaşım ve sekter tutumlardan uzak,  inovasyonist (yenileşim) yöntemlerle yararlı bir pratiğe dönüştürebilir.

Uzun bir arayış ve çabalardan sonra toplumsal muhalefet, siyasi iktidarların bütün engellemelerine, baskılarına rağmen, kendine bağımsız bir “yol açmaya” aday oluyor.

Yolumuz açık olsun…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: