Barış ve Demokrasi Partisi

Sebahat Tuncel’in Akşam Gazetesine Verdiği Röportaj

Posted on: 30/09/2011

– Siyasi hayata ‘Kürt kadının da asker analarının da sesi olacağım’ diyerek yola çıkmıştınız. O günden bugüne nereye geldiniz?

Dört yıllık bir parlamento deneyimim var. Biz hep şunu söyledik: ‘Farklılıklarımızı yok etmek aynılaştırmak baskı ve şiddete neden olur. Bu da beraberinde büyük acıları getirir’ O yüzden barış, eşitlik adalet ve özgürlük için mücadele zor ama çok daha anlamlıdır! Çünkü bu ülkede barış olduğunda hem asker hem gerilla anneleri de huzurlu uyuyacak. Acıları dinecek. İşte biz de halkımıza verdiğimiz sözü yerine getirmek için çalışıyoruz.

– Mesela neler yapıyorsunuz?

Şimdi kongre çalışması yürütüyoruz. Türkiye cephesinden de bunu örgütleyebildiğimizde Kürt ve Türk halkının barış ve özgürlük talebini ortaklaştıracağız. Sisteme itirazı olan herkesi bu kongre içerisinde bütünleştireceğiz. Çünkü bugünkü zihniyet sadece Kürtleri veya Alevileri reddetmiyor! Aslında Türkiye’de Türkleri de reddeden bir zihniyet var.

– Türkler de dışlanıyor diyorsunuz.

Türk halkının bundan çok memnun olduğunu düşünmüyorum. Kürt meselesi gibi Türk meselesi de önemli. Çünkü sistemin, devletin istediği gibi bir Türk yaratılmak isteniyor. Mesela barış, özgürlük isteyen; Kürt halkı ile kardeş olmayı isteyen Türk de devlet için düşman. Problem burada.

TEK TÜRKİYE PARTİSİ BDP

– BDP’ye sadece Kürtlerin partisi gözüyle bakılıyor. Artık bir Türkiye partisi olmak amacı mı var burada?

BDP’nin hala bir Türkiye partisi olma iddiası var. Hatta şunu iddia ediyorum. Tek Türkiye partisi BDP’dir. Çünkü Türkiye’nin temel sorunlarına ilişkin söz söyleyen sadece BDP! Kürt sorunu bu ülkenin çok temel sorunlarından birisi. Bu sorunun çözümü konusunda herhalde en çok çaba sarf eden parti BDP olduğu için Kürt partisi gibi algılanıyor. Gözlerden kaçan şöyle bir durum da var. BDP, Kürt tabanını politikleştirdi. Türkiye cephesinde bu biraz eksik. Belki bu kongreyle Türk halkı da politikleşecek ve itirazını daha güçlü söyleyebilecek.

– PKK’nın eylemsizlik süreci son buldu ve eylemler ocakları, yürekleri yakmaya devam ediyor.

BDP olarak başından beri, iki halkın bir arada barış içinde yaşayabilmesinin inkar ederek değil ancak geçmişle yüzleşerek olabileceğini söyledik. Kürt sorunu temel sorunumuzdur, ‘nasıl çözelim’ diye sorduk. Ama Türkiye daha çok sonuçla ilgileniliyor. Sorunu doğuran nedenler olduğu gibi duruyor. Edenleri ortadan kaldırmadığınız sürece savaş da çatışma da ölümler de ne yazık ki yaşanmaya devam edecek!

AKP SÖYLEM DEVRİMCİLİĞİ YAPIYOR

– Peki BDP olarak ‘şunu daha farklı yapabilirdik’ diye özeleştiri de bulunduğunuz oldu mu hiç?

Oklar hep BDP’ye yönelmiş durumda. BDP’nin yapacağı şeyler belli! Eylem yapıyoruz, tutuklanıyoruz, gaz yiyoruz, barış için her gün sokaklardayız. BDP yapacağını yapıyor! Ama barışı sağlaması gereken esas yer devletin kendisi. Devleti temsilen AKP iktidarı. Ama AKP çok kurnaz ve politik! Yeniden savaşın gerekçesini yarattı. Öte yandan AKP’nin çok iyi becerdiği bir şey de var.

– Nedir o?

Biz solcular genelde ‘söylem devrimciliği’ gibi kavram kullanırız. Bunu en iyi AKP yapıyor. Demokrasiyi bu kadar iyi kullanışının altında söylemleri yatıyor. Dolayısıyla da geniş bir çevreyi ikna ediyor! Aldığı yüzde 50 oy söylem demokrasiciliğinin göstergesi. Ama ben bunun da çok uzun süreceğini düşünmüyorum çünkü insanlar artık bu ülkede sorunlar çözülsün istiyor ve itirazlarını gün geçtikçe güçlendiriyor.

– Türkiye’de ‘sistemin dışında çıkanı cezalandıran bir sistem var’ diyorsunuz.

Ben devletin kendisini barış konusunda ikna etmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela Taksim’de yaptığımız eylemde herkesin kimliklerine bakıldı. Diyarbakır, Tunceli, Malatya Mardin yazıyorsa ‘sen giremezsin’ dediler. Niye? Çünkü sen potansiyel terörist olarak görüldün. Türkiye’de maalesef kriminalize eden bir anlayış hakim.

– Kürt sorununda çözüm umudunuz var mı?

İnanmak istiyorum! Halklarımızın bizden umut ettiği şey gerçekten de barış. 2011’de barış için gerçek adım atılması konusunda beklentim var. BDP olarak bunun mücadelesini de vereceğiz. Çünkü umudun bittiği yerde insanlığımızı da yitiririz! Kimse kitlesel intihara sürüklenmek istemez.

– Ama bugün ‘PKK’lılar artık Kürtleri de öldürüyor’ deniliyor.

Kimse kimseyi öldürmesin! Başbakan’ın öyle ‘ciğerim yanıyor’ falan demesiyle çözüme ulaşılmaz. Eğer gerçekten ciğeri yansaydı barış için bir adım atardı. ‘Kürt sorunu benim için bitmiştir’ dedi. Başbakan ‘Kürt sorunu bu ülkenin temel sorunudur. Meclis’te bir komisyon kuralım’ diyebilir. Ya da eşbaşkanlarımızın talebini değerlendirip İmralı’ya akil adamlar komisyonu gönderilebilir. BDP’ye söz bırakmadan ‘biz artık savaş istemiyoruz, barış konusunda her türlü adımı atacağız’ diye bir çağrı yapabilir. Böyle bir niyet olursa silahlar susar! Bu mesele tek taraflı yürümez, çift taraflı bir irade gerekir. Samimiyet gerekli.

TÜRKiYE’DE ÜÇÜ DE YOK

– PKK-MİT görüşmeleri esasında samimi bir müzakere ortamı olduğunu bize göstermedi mi? O görüşmelerde anlaşılan o ki belli bir noktaya gelinmiş. Ama Başbakan’dan şunu cevabını istiyoruz: ‘Niye tıkandı bu görüşmeler?’ Niye protokollerin gereği yapılmadı? Görüşmelerin geldiği noktadan çok neden tıkandığına cevap bulmamız gerekir.

– Zamanında Öcalan’a ‘Sayın’ dediğiniz için çok eleştirilmiş, hatta cezalandırılmıştınız.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da aynı şekilde hitap ettiği ortaya çıktı.
Bir insana ‘sayın’ dediği için ceza veren bir ülkedeyiz. Türkiye’de ne yazık ki mahkemeler asker-polis-kolluk kuvvetlerinin baskı aracına dönüştü. Japon bir yazar diyor ki ‘Bir ülkede asker çoksa o ülkede barış yok, bir ülkede polis çoksa o ülkede güvenlik yok, bir ülkede avukat çoksa o ülkede adalet yok.’ Türkiye’de üçü de yok!

Bölgede yakınını kaybetmeyen yok

– Batman’da ölen acılı aileyi ziyaret ettiniz

Keşke fırsatınız olsa siz de gitseniz! O ailelerle görüşseniz! Her bir ölüm her bir acı aslında kendimizden de bir parça götürüyor. Hele bizim bölgede yakınını kaybetmeyen yok! Acıların ne demek olduğunu herhalde en iyi bu coğrafya anlatır. Dicle’nin akışı o yüzden bir mahzun, Fırat’ın akışı o yüzden bu kadar öfkelidir! Batman’a gittiğimizde insanlar hala ‘barış için lütfen çalışın, biz artık barış istiyoruz’ diye söylüyor. Diğer yandan Batman’daki olayın aslında emniyet güçleri tarafından gerçekleştirildiğini oradakiler biliyor.

Siyasi tercihimi baskılar belirledi

– Kürt ve Alevi kimliğiniz dışlanmanıza neden oldu mu ?

Birkaç kimliğim var aslında. Kürt olmak, kadın olmak, Alevi olmak, feminist olmak, sosyalist olmak. Mesela Alevi olmaktan kaynaklanan psikolojik baskıyı ilköğretimden itibaren yaşadım. ‘Alevi misin? Sünni misin?’ diye hep soruldu. Kürt olmaktan kaynaklı sorunlar ise peşimi hiç bırakmadı. Dilimiz, kimliğimiz, kültürümüz yasaktı ve asimile politikasını çok yoğun yaşadık. Aşağılanıp, hakarete uğradık. Biz farklıyız ama farklılıklarımızla bir arada durabiliriz. Bütün bunlar doğal olarak siyaset yapma tercihimi de belirlemiş oldu.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: