Barış ve Demokrasi Partisi

HALKLARIMIZA KARŞI SÖZÜMÜZ VE AÇIK DEKLARASYONUMUZDUR

Posted on: 28/09/2011

Değerli Halklarımız

Yıllardır bin bir emek ve bedelle sürdürdüğünüz özgürlük ve demokrasi mücadelesinde 12 Haziran seçimleri ile birlikte tarihi bir zafere imza attınız.

AKP’nin arkasına sığındığı %10’luk seçim barajına, tutuklamalara, sokak işkencelerine, mali imkânsızlıklara, YSK’nın veto rezaletine rağmen gece gündüz demeden seçim kampanyası yürütüp 36 milletvekilliğini elde ettiniz. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğunu, kısa sürede Türkiye toplumunun umudu haline getirdiniz. AKP’nin giderek artan baskılarına, tek parti ve tek adam olma heveslerine karşı direnebilecek yegâne örgütlü güç olan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blokuna güven duyarak, destek vererek, oy vererek tarihi sorumluluk ve görevinizi layıkıyla yerine getirdiniz.

Gerektiğinde canını bile ortaya koyarak bu süreci zafere taşıyan herkese Halil İbrahim Oruç arkadaşımız şahsında bir kez daha teşekkür ediyoruz.

Saygıdeğer Halklarımız

12 Haziran seçimlerinden hemen sonra Türkiye’de yeni bir anayasa ve barış umutları o kadar güçlenmişken, çözüm bir adım ötedeyken kirli eller bir kez daha devreye girdi ve Hatip Dicle arkadaşımızın vekilliğini hukuksuz bir şekilde düşürdüler. Tutuklu olan vekil arkadaşlarımızın tahliyelerini engellediler.  Aynı dönem içerisinde İmralı’da Sayın Öcalan tarafından hazırlanan protokolü reddettiler, müzakerelere bir anda son vererek, hazırlığının çok önceden yapıldığı anlaşılan yeni bir tasfiye, ezme hamlesini başlattılar. Bütün bu süreçlerin en öndeki aktörü ve sorumlusu şüphesiz ki AKP Hükümetiydi.

Seçimler sonrası oluşan olumlu hava bir anda yerini tam tersi bir atmosfere, kaygıların arttığı bir ortama bıraktı. İşte tam da o günlerde, adım adım geliştirilmekte olan savaş konseptinin önüne geçmek, savaş baronlarına geri adım attırmak ve savaş politikalarını teşhir etmek için yemin etmeme ve meclis çalışmalarına katılmama kararı aldık. Çünkü demokratik siyasete açıkça bir darbe yapılmış, bundan sonra her türlü çılgınlığın yapılacağı mesajı verilmişti. Bizler sorumluluğumuzun ve siyasi ahlakımızın gereği olarak öylesi bir ortamda hiçbir şey olmamış gibi davranamazdık. Elbette ki bir tavır sergilememiz ve mücadelede geri adım atmadan ilerlememiz gerekiyordu. Bu nedenle; o günün koşullarında almış olduğumuz boykot kararı son derece haklı, onurlu ve meşru bir karardı. Nitekim bu kararımız halkımız ve bizi destekleyen blok çevrelerince büyük oranda olumlu karşılanmıştır.

Siyasete yapılan bu müdahalenin olası bütün olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmak veya en aza indirmek için o dönemde AKP’ye açık çağrılar yaptık. Eğer kendileri de bu gidişatın tehlikelerinden artık kaygı duyuyorlarsa birlikte hareket etme ve bir protokol çerçevesinde uzlaşarak tehlikeleri ortadan kaldırmayı istedik. TBMM başkanının çağrısı üzerine de AKP yetkilileri ile iki defa bir araya geldik. O görüşmelerde kaygılarımızı açıkça AKP heyetine aktardık. Bizim boykot kararımızla birlikte asıl derdimizin olası bir savaşı önlemek olduğunu, eğer AKP’nin kendisi de adım adım ördüğü bu savaş sürecini durdurmak istiyorsa demokratik siyasetin önünü açacak bir duruş sergilemesini istedik ve bu konuda ısrarcı olduk. O dönemde savaşın önüne geçebilirdik, bunu AKP heyetine açıkça söyledik, ama Başbakan’ın kendisi diyalog kurmayı denemek yerine, yemin etmezlerse görüşmem diyerek şantaj yapmayı tercih etti. Kamuoyunun da izlediği şekilde sadece dışlayıcı, teslim almaya, itibarsızlaştırmaya dönük tutumlarla karşılaştık.

Bütün iyi niyetli girişimlerimize ve çağrılarımıza rağmen bırakın durumun iyileşmesi için adım atmayı, her geçen gün durumu biraz daha ağırlaştıran bir saldırı kampanyası ile karşı karşıya kaldık. Özellikle yandaş medyanın da gücü kullanılarak çok yoğun bir psikolojik harekâta tabi tutulduk. Her gün onlarca arkadaşımız, seçilmişler, gençler, kadınlar KCK operasyonları adı altında siyasi soykırıma tutulmaya devam edildi.

Yeni bir grup olmamız, BDP’nin istifalar nedeniyle boşalmış olması nedeniyle yaşadığımız örgütsel zafiyet de, fiziki saldırıları engellememizi zorlaştırdı. Bu nedenle haklı ve meşru boykot tavrımıza karşı yürütülen saldırıları geriletme konusunda bazı yetersizlikler yaşadık. Halkımızın moralini bozacak psikolojik saldırıları yeterince durduramadık. Ancak bu eksiklik ve yetmezliklere rağmen demokratik siyaset üzerindeki faşizan baskıları teşhir etmeyi ve çözülmesi gereken bir sorun alanı olarak hükümetin önüne koymayı sağladık. Siyasetin sadece parlamenterizme hapsedilemeyeceğini sokakta halkımızla yana yana olarak göstermeye çalıştık. Meclis tatile girmiş olmasına rağmen bizler siyaseti tatile sokmadık. Her hafta grup toplantılarımızı yaparak yoğun bir eylem pratiği içinde de olduk. Bu süre zarfında mecliste değildik ama siyasetin tam da merkezindeydik.

AKP’den hiçbir adım atılmayacağından emin olunca da kendi kararlarımızı, artık AKP’nin tutumuna bağlı kalmaksızın, gelişmelere göre kendimiz alacağız diyerek bu güne kadar da boykot tavrımızı sürdürdük. Boykotun başladığı ilk günlerde eğer AKP’ye pratik bazı adımlar attırabilmiş olsaydık, o günden bu güne kadar yaşanan birçok ölümü de engellemiş olacaktık. Bu nedenle; bizlerin AKP ile uzlaşma ve protokol arayışı teknik bir yemin meselesi değil gerçek bir barış arayışıydı. Biz hiçbir zaman Meclise dönmek için AKP’den izin ya da icazet istemedik. Meclisi özel mülkiyeti zannedenlere karşı da asla tavizkar davranmadık. Meclis halkındır dedik ve bizler meclise gitmek için halkımızdan zaten yetki ve icazet aldığımızı her fırsatta belirttik.

Yine bu gün yaşanan savaş ortamından şikâyet edenler, boykot kararı nedeniyle BDP’ye saldırmak yerine AKP’ye baskı yaparak pratik adım atmasını sağlasaydılar, çok daha doğru bir iş yapmış ve savaşı engellemiş olurlardı. Herkes şunu iyi anlamalı ki savaşın yeniden başlamasının nedeni BDP’nin boykotu değildir. Tam tersine savaş yeniden başlamasın, hükümet bir an önce pratik adımlar atsın diye BDP boykot kararı almıştır. Ancak ne yazık ki AKP Hükümeti en küçük barış arayışına bile ciddiyetsizce, saygısızca yaklaşarak bütün girişimlerimizi heba etmiştir.

Değerli halklarımız

Bütün yetmezliklerimize rağmen boykot tavrımızın arkasında durarak bizleri destekleyen herkese bir kez daha teşekkür ediyoruz. O günün siyasi koşullarında aldığımız haklı boykot kararımız bir direnişti, bir tavırdı. Bu gün ise gelinen aşamada yeniden bir tavır ve duruş belirleme ihtiyacı hissediyoruz. Başta DTK ve Çatı Kongresinin önerileri olmak üzere bu güne kadar meclise dönmemiz konusunda yapılan bütün tartışmalara değer veriyor ve birer destek olarak görüyoruz. Hakeza meclise dönmememiz hususunda yapılan çağrılardaki kaygıları da anlıyor ve değer biçiyoruz.

Bu aşamadan sonra savaşa karşı barışı daha güçlü savunabilmek için, saldırılara karşı direnişte olan halkımıza meclisten de destek olabilmek için, bize güvenen Kürtlere, Türklere, Süryanilere, Araplara, Çerkezlere, Ermenilere, kadınlara, Alevilere, Sünnilere, başörtüsü mağdurlarına, sosyalistlere, demokratlara, engellilere, öğrencilere, emekçilere, farklı cinsel eğilimi olanlara,  işsizlere yani ezilen bütün toplumsal kesimlere verdiğimiz sözün gereğini daha iyi bir şekilde yerine getirebilmek için, siyasi operasyonlara karşı direniş cephesini güçlendirmek için, Hatip Dicle ve tutuklu bütün siyasetçilerin özgürlüğünü sağlama mücadelesine katkı sunmak için, halkın iradesiyle alay edenlerin ikiyüzlü yaklaşımlarını teşhir etmek için, AKP’ye rağmen ve AKP’yi geriletmek için;

doğruluğuna inandığımız siyasi bir direniş hamlesi olarak 1 Ekim’den itibaren meclis çalışmalarına katılma kararı almış bulunmaktayız.        

Bu kararımızın ilgili bütün çevrelerce iyi bir fırsata dönüştürülmesini arzuluyoruz. Demokratik siyasetin önünü açarak, müzakereleri bütün muhataplarıyla yeniden ve daha sağlıklı bir çerçevede başlatarak barışı sağlamak için herkesi daha akılcı davranmaya, boykot kararımıza rağmen kaçırılan barış fırsatının, dönüş kararımızla birlikte telafi edilmesini diliyoruz.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük bloğu olarak önümüzdeki dönemin zorlu bütün süreçlerini karşılamaya hazır olduğumuzu, geçmiş dönemin yetmezlikleri nedeniyle halkımıza karşı özeleştirimizi pratiğimizle vereceğimizi belirtiyor, bu kararın hayırlı olmasını diliyoruz.

 

EMEK DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK BLOĞU TBMM GRUBU

Reklamlar

3 Yanıt to "HALKLARIMIZA KARŞI SÖZÜMÜZ VE AÇIK DEKLARASYONUMUZDUR"

Size verdigim oy icin bir gun bile endiselenmedim…

Kalbim çok kırıldı bu karara ama umurım pişman olmayız.

Serkeftin ji bo we hamuyan

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: