Barış ve Demokrasi Partisi

ANAYASA KONSEYİ UZLAŞTIRIR

Posted on: 06/08/2011

NASIL BİR ANAYASA?

Yeni bir anayasanın toplumsal uzlaşıyla yapılabileceğine dikkat çeken Demokratik Anayasa Hareketi Sözcüsü Ayhan Bilgen ‘Toplumsal uzlaşı mekanizması da Anayasa Konseyi’dir’ dedi

TALEPLERİN ORTAKLAŞMASI GEREKİR

Her yeni anayasa talebinin aynı olmadığını söyleyen Bilgen, “Özellikle toplumsal muhalefet dinamiklerinin, Kürtlerin yeni anayasa beklentisi ile kimi yeni anayasa talepleri birbiriyle taban tabana zıt. Öncelikle taleplerin ortaklaşması gerekiyor. Demokratik bir anayasa için ortak irade ve kavramsallaştırmanın olması gerekiyor” dedi.

KONSEY KENDİNİ SINIRLI GÖRMELİ

Toplumsal uzlaşmanın da Anayasa Konseyi ile olabileceğini söyleyen Bilgen, şöyle konuştu: “Anayasa Konseyi toplumsal dinamiklerle mevcut Meclis’in birlikte ortak geliştirebileceği bir konsept olabilir. Konsey kendisini hiçbir şey ile sınırlı göremeyecek, evrensel insan hakları perspektifi ile hareket edecek özellikte olmalı.”

Anayasa Konseyi uzlaşı mekanizması olabilir

Türkiye’nin anayasa ihtiyaçlarını değerlendiren ve diğer oluşumlardan farklı olarak anayasanın toplumun doğrudan katılımı sonucu yapılmasını savunan Demokratik Anayasa Hareketi Sözcüsü Ayhan Bilgen, iktidarın anayasa yapım sürecini bile Kürt hareketini tasfiye etmek için gerekçe yaptığını söyledi. Başbakan’ın bir süre sonra, “denedik ama olmadı” diyerek anayasayı rafa kaldırabileceği uyarısında bulunan Bilgen, “Bunu engelleyecek tek şey toplumsal muhalefetin devleti, Erdoğan’ı ve hükümeti yeni bir anayasa yapmaya mahkum ve mecbur etmesidir. Bunun için sadece Kürt hareketi değil toplumsal muhalefet de bir araya gelmek zorundadır” diye konuştu.

Anayasa yapım sürecinde en aktif platform ve kesimlerin başında Demokratik Anayasa Hareketi geliyor. Gerek toplumsal muhalefet dinamiklerini temsil etmesi ve gerekse çalışma tarzı olarak yerelin örgütlenmesine dayanması, söz konusu platformu öne çıkarıyor. Demokratik Anayasa Hareketi, yeni anayasanın yapımı için Kurucu Meclis ya da Anayasa Konseyi önerisinde bulunurken, anayasanın mutlaka 1982 ruhundan arındırılması gerektiğini savunuyor. Hareketin sözcüsü Ayhan Bilgen, anayasa yapım sürecine ilişkin hem önerilerini hem de kaygılarını paylaştı.

Toplumda gittikçe artan bir anayasa talebi bulunuyor. Bu talep ortak bir talep mi, yoksa herkes anayasa derken başka şeylerden mi söz ediyor?

Kritik eşik toplumsal dinamiklerin, Erdoğan’ı, devleti, parlamentoyu bir anayasaya mecbur edip etmeyeceğidir. Burada en önemli, en dinamik ve kararlı davranan Kürt dinamiğidir ama bir o kadar da Türkiye’nin demokrasiyi talep eden çevrelerin duruşlarıdır. Anayasayı gerektirecek şey budur

– Herkesin ifade ettiği yeni anayasa talebi aynı değil. Özellikle toplumsal muhalefet dinamiklerinin, Kürtlerin yeni anayasa beklentisi ile kimi yeni anayasa talepleri birbiriyle taban tabana zıt durumda. Burada öncelikle taleplerin ortaklaşması gerekiyor. Daha demokratik bir Türkiye nasıl olur, nasıl bir anayasadan geçer, burada ortak bir iradenin ve kavramsallaştırmanın olması gerekiyor. Bu anlamda hükümetin ve parlamento çoğunluğunu elinde bulunduran partinin (AKP) bir demokratikleşme süreci niyeti taşıyan anayasa hazırlığı konusunda güven vermesi gerekiyor. Ancak hükümetin seçim öncesi söylemleriyle şu anki fiili uygulamaları oldukça çelişkili bir durum arz ediyor. İdamdan bahseden, anadil hakkını bile henüz kabullenememiş bir Başbakan, MHP ile uzlaşır anayasayı yaparız diyerek çıtayı çok aşağıya koyan bir iktidar partisi profili Türkiye’deki demokratik anayasa beklentisini karşılayabilecek durumda değil. Burada iki tartışmayı ayırmak gerekiyor. Birisi her şeye rağmen Kürt sorununun yönetilemezliği ve çözümsüzlüğünün ortaya çıkaracağı gerilimler daha ciddi bir takım değişiklikleri içeriğinde barındıran bir anayasa yapmayı zorunlu kılabilir. Özellikle demokratik anayasa talebi ile ilgili bir iç boşaltma ve etkisizleştirme, “biz demokratik anayasa yapıyorduk, siz oyun bozanlık yaptınız, demokratik özerklik ilan ettiniz, çatışma başlattınız” gibi bir takım propaganda argümanlarının parçası olarak anayasa gündeme gelebilir. Bu taktiksel bir şey değil, tasfiye niyetli bir anayasa planlamasıdır. İkinci husus ise parlamentoda ortaya çıkan aritmetiktir. Başbakan’ın bu konudaki uzlaşma kavramına yüklediği anlam belirleyici olacaktır. Başbakan yeni anayasa konusunda en çok talebi olan, en çok mücadele eden başta Kürt hareketi olmak üzere, Alevilerin beklentileri, liberal aydınlarla uzlaşmayı değil, yani sadece parlamento aritmetiğinde 330-367 sınırlarına dayalı teknik uzlaşmayı düşünüyor. Şimdi bu durumda otomatik olarak her üç partinin de başlangıç ilkelerine ve değiştirilemez maddelere dokunmamaya yönelik irade beyanları var. Yani eğer böyle bir yol haritası tercih edilirse, ister CHP-MHP-AKP ya da AKP’nin bu iki partiden biriyle yapacağı uzlaşma ile anayasa yapılacaksa, bu durumda Kürtlerin taleplerini Kürtler olmadan, onlarla konuşmadan, “biz tartışır Kürtlere hangi ölçüde demokrasiyi laik görüyorsak onun kararını biz veririz” psikolojisi ile hareket edeceği çok açık. Daha güçlü bir ihtimal ise, bu süreç tümüyle taktiksel yani propaganda malzemesi olarak devam edecek ve 3 parti arasında bir uzlaşma sağlanmaz ise Başbakan 327 sayısı ile anayasa değişikliği yapmanın teknik olarak mümkün olmadığının gerekçelerini kamuoyuna “ikna edici” bir şekilde anlatarak bu süreci öteleyebilir. Yani bütün kanalları, bütün yolları tükettim ama yapılabilecek bir şey yok demenin bekli de psikolojik ortamını yoklayacak.

Toplumun bir anayasa talebi var. Başbakan bu talepleri görmezden gelebilir mi?

– Burada toplumsal dinamiklerin, yani taleplerinde anayasanın içeriğine ilişkin, özellikle başlangıç ve ilk 4 madde gibi, demokratik duyarlılığı olan herkesin bu konuda hassasiyetinin olması lazım. Nasıl ki 3 parti kırmızı çizgi çiziyorsa demokrat olanların da bu değişmez maddelerin değiştirilmesi gerektiğini belirtip bu kararlılıkla hareket etmesi gerekiyor. İkincisi bu aritmetik yeni anayasa yapılmasına izin vermiyorsa başka yöntemler ve mekanizmaların denenmesi gerekiyor. Bunun parlamento tarafından yapılmasını engellemek değil, ama parlamento dışında başka mekanizmaları işletmenin de daha gerçekçi değişim dönüşüm ve katılım için bunun vazgeçilmez mekanizmalarının olduğunu bilerek hareket etmek gerekiyor. Eğer parlamento, iktidar partisi çıtayı aşağıya indirerek, yapacağı anayasasının somut bir tarifini ortaya çıkarırsa, bence demokratik anayasa isteyen bütün çevrelerin bu tabloyu değerlendirme fırsatları doğar. Bir diğeri de bu aritmetikle olmuyor, bu parlamento ile olmuyor diyerek yeni bir anayasadan mı vazgeçeceğiz? Anayasadan vazgeçemeyeceğimize göre, böyle bir anayasa hazırlamanın başka yollarının aranması gerekiyor. Daha serin kanlı tartışmanın imkanını o zaman bulacağız. Kaldı ki toplumsal dinamikler hem talepleri hem de katılım konusunda kararlı davranabilirlerse ben parlamentoda uzlaşma olabileceğini düşünüyorum. Böyle olursa Kürtler bu sürece katılabilecek, onların talepleri, beklentileri görünür kılınacak.

Peki ne öneriyorsunuz? Nasıl bir mekanizma işletilmeli, bu meclis dışında başka bir mekanizma bu süreci yürütebilir mi?

– Hangisi daha kolay, bu meclisin yapması mı kolay, yoksa yeni bir mekanizma kurmak mı? Bu soruya nasıl bir anayasa isteğimizle birlikte cevap verebiliriz. Bu konuda siz kendinizi 12 Eylül Anayasası ile sınırlandırıyorsanız, 12 Eylül Anayasası’nın sınırlandırdığı bir parlamentonun yetki kullanmasına razıysanız bu parlamento bunu yapabilir. Bunun daha pratik yöntemleri var. Birkaç milletvekili transfer ederseniz 330’u bulursunuz, referandumda da popülist birkaç iyileştirme ile yüzde 51 ile yeni anayasayı yapmış olursunuz. Ama böyle değil de, gerçekten demokratikleşme ve Türkiye barışı açısından anayasaya anlam yüklüyorsanız, bir kere 12 Eylül’den kopuş gerçekleştirmelisiniz. Yeni anayasayı yapacak mekanizmanın 12 Eylül’den bağımsız ve yetkiyi kullanabilecek durumda olması gerekiyor. Bu parlamento bu yetkiyi kullanmaya yetkili mi? Bu parlamento başlangıç ilkelerini değiştirme konusunda kendisini yetkili görmüyor! Bu yüzden de yapacağı değişiklik toplumsal dinamikler için yeterli olmayacak. Bu konuda en makul olanı, geçici süre çalışabilecek bir anayasa mekanizmasının doğmasıdır. Bu bir konsey olabilir, bir meclis olabilir. Ama kendisini hiçbir şey ile sınırlı görmeyecek, evrensel insan hakları perspektifi ile hareket edecek, özgürlükçü bir anayasa konusunda tam yetki kullanabilecek bir organ ortaya çıkmalıdır. Yani barajı olmayan, temsil ve katılım krizi olmayacak -sayısı daha az olabilir, 100-150 kişiden oluşabilir- daha nitelikli ve konuya vakıf olabilen temsile dikkat edilebilecek kişilerden oluşan bir mekanizma…

Bu bahsettiğiniz mekanizma nasıl oluşturulacak?

– Diyelim ki işçiler kendi temsilcilerini seçebilir, diğer kesimler kendi temsilcilerini seçebilir… Bu şimdiye kadar denenmemiş deniliyor. Zaten biz şimdiye kadar yeni bir anayasa yapmadık ki. Denenmemişi denemeye Türkiye’nin net bir şekilde adım atarak cesaret göstermesi gerekiyor. Yine yerellerden başlayan bir hareketle yapılmalıdır bu. Yani anayasa yapımı devletten başlamamalı, toplumdan başlamalıdır. Elbette devletin organlarının yetki ve tarifleri devletin işidir ama önce toplumsal uzlaşma sonra devletin nasıl işleyeceğine dair bir süreç işlemelidir. Sonuçta bir anayasa iki şeyden oluşuyor; biri hak ve özgürlüklerin tarifidir, diğeri de, devletin nasıl işleyeceğidir. Bu iş devletten başlarsa öncelik devletin içindeki krizi aşmaya yönelik olur. İşte bir yargı sorunu var, askerle ilgili bir sorunu var, Başbakan’a göre başkanlıkla ilgili bir ihtiyaç var. Bu tip ihtiyaçları ve Türkiye’nin anayasa talebini devletten doğru okuduğunuzda böyle görürsünüz. Ama toplumdan doğru okuduğunuzda Alevilik için öncelik HSYK’nin nasıl seçileceği değil, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın ya da zorunlu din dersinin anayasada nasıl tarif edileceğidir. Kürtler açısından özerkliktir… Yani toplumundan okumayı esas aldığınızda sürecin gidişatı da toplumdan doğru olur. Toplumdan başlarsa, uzlaşı mekanizmasının da Anayasa Konseyi olabileceğini düşünüyorum. Anayasa Konseyi önerisi toplumsal dinamiklerle mevcut parlamentonun birlikte ortak geliştirebileceği bir konsept olabilir. Karadeniz’deki çevre hareketlerinin su hakkıyla ilgili talep ve beklentileri nedir? Vicdani ret hareketinin zorunlu askerliği kaldırmaya yönelik beklentileri var. Bütün bu taleplerle ilgili toplumsal dinamikler var. Anayasa Komisyonu ile bu tartışılabilir. Yani yereller ve toplumsal dinamikler bu sürece katılmazsa devletin anayasaya yüklediği rol şu olacaktır: Anayasa konusunda bir gaz alma; bakın işte yeni anayasayı yaptık, siviller yaptı, diğerinden daha demokratik diyecekler. Anayasa konusu, demokratikleşme konusu genel olarak silahsızlanmanın bir pazarlık konusu olamaz. Bunu Kürtlere karşı bir koz olarak kullanmak, önce silahı bırakın sonra ben demokratikleşme konusunda adım atarım, sizinle konuşurum gibi bir yöntem demokrasinin ruhuna ve felsefesine uygun değil. Burada ilk adımı atması gereken devletin kendisidir. Demokratik yani silahlı güçlerin siyasete katılımını sağlayacak siyasetin önünü açacak adımların atılması gerekiyor. Demokratikleşme bir müzakere konusu olamaz. Bu konuda pazarlık yapmak, işi kısır döngüye sokmaktır, işi yokuşa sürmektir.

Anayasa Konseyi’nin işleyişi nasıl olur?

– Birincisi sadece Kürt sorununun çözümüne ilişkin bir işlevi olur. Yani bu beklentilerin müzakere edilebileceği, “Kürtler ne istiyor” konusunun müzakere edilebileceği bir komisyon olarak çalışabilir. Vatandaşlık konusunda, öz yönetim konusunda, anadil zaten anlaşılabiliyorsa bunun prosedürü işletilebilir… Bir heyet anayasa komisyonu gibi çalışabilir, biri de nihai karar verici anayasayı halka götürebilecek bir mekanizma şeklinde çalışabilir. İkili çalışan bir mekanizma gibi çalışabilir. Burada Anayasa Konseyi’nden maksat muhatapların anayasa çalışmalarına katılmasıdır. Geçici bir mekanizma olacağı için oluşumu da sorun etmeden, abartmadan dünyada hiç böyle bir şey yokmuş gibi bir duruma girmeden yapılabilir. Kaldı ki dünyada yoksa bile örneği biz kendimiz yapabiliriz.

Her şeye rağmen AKP, Başbakan yükselmiş bu kadar beklentiye rağmen, “olmadı yapamadık” deyip meseleyi rafa kaldırabilir mi yeniden?

– Başbakan orada meseleye siyasal bakar, etik bakmaz. CHP’nin yemin krizi nedeniyle bir oy kaybı var. AKP’nin 330’u yakalamasını sağlayacak bir ortam görürse elbette seçimi düşünebilir ve anayasayı yapmadan seçime gidebilir. Ama orada önemli olan meşruiyet sorunudur. Yüzde 10 seçim barajı olacak mı olmayacak mı? Bunun sonu Türkiye’nin adım adım diktatörlüğüne gitmesidir.

Peki anayasanın yapılıp yapılmayacağı ya da olacaksa demokratik olup olmayacağının kritik eşiği nedir?

– Bence asıl şey şu. Toplumsal dinamiklerin, Erdoğan’ı, devleti, parlamentoyu bir anayasaya mecbur edip etmeyeceğidir. Kritik eşik budur. Burada en önemli, en dinamik ve kararlı davranan Kürt dinamiğidir ama bir o kadar da Türkiye’nin demokrasiyi talep eden çevrelerin duruşlarıdır. Anayasayı gerektirecek şey budur. Diyelim ki, Suriye’deki gelişmeler bir özerklik kabulü sürecine giderse Türkiye’nin de işte buna benzer adımlar atmak zorunda kalması bir dış gelişme olur. Ama tersi de olabilir. Bir şekilde buradaki sorun dış güçlerle, askeri yöntemlerle sindirme ve bastırma sonra demokratik bir adım atma şeklinde seyredebilir. Yani muhatapları tasfiye ettikten sonra adım atmak şeklinde olabilir. Türkiye bir demokratikleşme vaadinde bulunarak AB ve ABD’den destek almayı tercih edebilir. Burada belirleyici şey toplumsal dinamiklerin kararlı bir şekilde taleplerinden vazgeçmeden örgütlenmesidir. Ancak toplumsal baskı hükümeti anayasa talebini ertelemekten vazgeçirebilir. Türkiye Kürt sorununda sonuna kadar çatışmaya devam etmek, bununla birlikte anayasa yapma çabası içinde gözüküyor. Bu yöntem Türkiye’nin en fazla bir iki ay taşıyabileceği bir konudur.

Bu anayasa ancak toplumsal muhalefetin sağlam duruşuyla mümkün olabilir diyorsunuz ama bu muhalefet çok dağınık, parçalı ve Kürt hareketi dışında zayıf. Bu muhalefetin bir araya gelme ve güç olma şansı var mı?

-Bu hem mümkün hem de zorunludur. Yani anayasa kimsenin sadece kendisi için isteyebileceği bir şey değil. Bir Alevi ben Sünni ile oturup anayasayı konuşmam diyemez, bir Türk ben Kürt ile anayasayı konuşmam diyemez. Hiçbir toplum kesiminin böyle bir şey söylem hakkı yoktur. Dolayısıyla toplumsal dinamiklerin birlikte hareket etmeye mahkum ve mecbur oldukları bir süreçtir bu. Bunun olabileceğini düşünüyorum. Bunun yöntemi olarak da yukarıdan örgütlenmeyle olmadığı, tabandan örgütlenmenin daha kolay olduğu şeklinde bir deneyime sahibiz ve böyle bir tercih yaptık.

Kenan KIRKAYA / Ankara / Diha

04 ağustos 2011

Bu araştırma yazısının serisini facebook sayfamızdan takip edebilirsiniz

http://www.facebook.com/photo.php?fbid=244228492265192&set=a.243200539034654.62778.214125605275481&type=1&theater

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: