Barış ve Demokrasi Partisi

Kadın ve demokratik özerklik

Posted on: 18/07/2011

Kadının Dilinden

Kadın; “sosyal yoğunluk, özne-nesne toplamı ve cinsiyetin ötesinde kapsamlı ekonomik, sosyal ve siyasal boyutları olan” bir gerçekliktir. Ahlaki, politik, demokratik toplumu oluştururken, kadın cinsi kendini koymak istediği yeri çok iyi belirlemek zorundadır. Bu yer ne erkeğin yedeği olmaya denk düşmeli ne de klasik bir feminist anlayış içerisine hapsedilmelidir. Toplumsal cinsiyetçilik bağlamında eşit ve özgür ekolojiye saygılı bir dünya yaratma anlayışıyla kadınsal duruş içerisinde olunmalıdır.

Kadın toplumun çekirdek yapısını oluşturduğundan kadınsal değerlerle oynamak aynı anlamda toplumun DNA’sı ile oynamak anlamına gelmektedir. Açık anlamda kadını teslim almak ve köleleştirmek toplumu teslim almak ve köleleştirmeye denk düşmektedir.

5000 yıllık erkek egemenliği ile birlikte günümüz dünyasının biz kadınları günlük yaşantımız içerisinde her dakika farklı bir biçimde duygusal taciz yaşamaktayken, bunları toplumun kültürel değerleri olarak algılamaktayız. Zaman zaman aynı davranışları egemen yönetim anlayışlarından öğrendiğimiz biçimi ile birbirimize de uygulamayı normal görmekte, uygulayan ve maruz kalan olarak alıp kabul etmekteyiz. İşte bu duruş Demokratik Özerklik içerisinde yerini arayan kadının duruşu olmamalıdır. Toplumu köleleştirme egemen zihniyetini kadın her gün kendisini köleleştiren zihniyetle uzlaşmayarak açığa çıkarma cesaretini göstermelidir. Çünkü kadın toplumsal doğanın anlaşılabilmesi açısında hem fiziken çok değerli ve vazgeçilmezdir hem de anlam olarak büyük önem taşımaktadır.

Onca erkek egemenliğini koruma amaçlı yapılan kanlı savaşlara rağmen, toplumların bünyesinde h‰l‰ yaşamakta olan ahlak ve politikanın varlığını kadınların toplumsal emeğinin diriliğinde aramak gerekmektedir. Yani kadın toplum içerisinde doğa kültürünün inşacısı ve koruyucusudur, kültürel bir yaşamdan ve varoluştan bahsetmek gerekiyorsa bu kadın doğası ile ilintili bir olaydır. Kadın özgürlüğü ve kadın özgünlüğü bu bağlamda ayrıca bir önem kazanmaktadır. Böylece kadının toplumdaki yeri salt biyolojik doğurganlığı üzerinden değil, ahlaki topluma kattığı önemli emekler ve değerler üzerindendir. İyi anlaşılmalıdır ki kültürel toplum kadın kaynaklıdır.

Demokratik Özerklik içerisinde; egemen yönetimler tarafından kadına mal edilmeye çalışılan-kadın sorunu-olarak tanımlanan öğretilmiş toplumsal sorunların reddi güçlü bir kadın duruşunu gerektirmektedir. Kadın özgürlüğü salt cinsiyet sorunu olarak ele alındığında gelecek çözüm yaklaşımları da buna göre sınırlı ve kısır kalacaktır. Sorunu kapsamlı ve tarihsel kökenlerinde arayarak, çözümü de bu bağlamda açığa çıkarmak yani kadın-toplum özdeşleşmesini yeniden kurmak ve tanımını yeniden yapmak gerekmektedir.

Kapitalizmin kadına dayattığı kişiliksizleştirme ve inceltilmiş köleleştirme ayarı kadın cephesinden iyi anlaşılmalı ve açığa çıkarılmalı. Zira bu yönetim biçiminde kadın, erkek dünyasını idame ettiren bir meta konumuna düşürülmüş, neolitik kadın dünyasındaki bilge kadın saygınlığından uzaklaştırılmıştır. Saçı, bacağı, tırnağı, dudağı satılan ve satın alınan bir mal konumundadır. Kapitalin erkeğe ait olduğu bu dünya düzeninde satın alınabilecek bir cinsin özgürlüğünden dem vurmak bana göre hayalperestliktir. Bunları açığa çıkarmaya çalışırken üzerine gidilmesi gereken erkek değilse de erkek düzendir. Tarihsel düzen içerisinde kadına kaybettiren cinsin kendini sorgulaması, sorunun daha çabuk kavranmasını sağlayacaktır.

Kadına tarihsel doku içerisinde çok kapsamlı bakılmalıdır.

Kadının var oluş mücadelesini yeniden kazanması, kendini tanımlaması erkeğe göre olmamalıdır. Çünkü kadının karşıtlığı erkeğe değil; toplumu toplum olmaktan çıkaran devletli-iktidarcı-sınıflı, ataerkil sistemedir. Bu anlamda kadından çalınan cinsiyet eksenli kimliği değil, kadınla birlikte toplumsal kimliktir. Çalınan maddi manevi kültürlerin tümü kadın toplumuna aittir ve bu miras üzerine devasa bir sistem inşa edilmiş, kadın ise bu sistem içerisinde hiçleştirilmiştir. Kadının itirazı yarattığı bu toplumsal değerlerin içindeki yerinin görünür kılınması olmalıdır. Demokratik Özerklik çerçevesi içerisinde kadın-erkek eşitliğinin ve demokratik ilişkilerin sağlanması bu açıdan büyük önemdedir. Kararlarda eşit irade gösterme kadın özgürlük sorununun çözümünde etkili bir araç özelliği taşımaktadır.

Her ne kadar eşit katılım kadına büyük ilerleme kaydettirecekse de bu yeterli değildir. Demokratik Özerk anlayış içerisinde kadının kendi farklılığını ortaya çıkarabilmesi zihniyette devrim yaratmayıda gerektirmektedir. Tüm bunları başarabilmek için kadının toplumsal zihniyet, kültür, sosyal, politik, ahlak, estetik, ekonomik anlamda kendi hukukunu oluşturması ve bağımsız hareket alanı yaratması zorunluluktur. Bunları yapabilmek yılanın deliğine çomak sokmayı gerektirmektedir. Kürt kadınları yılanın deliğine parmağını sokarken belkide bilinç altında küllerinden doğup insani-devrimsel bir gençleşmeye imza atabilmenin heyecanı ile hareket etmektedirler.

Yine toplumların özgürlük düzeylerine bakarak kadınların özgürlük düzeylerini tespit etmek doğru olmayacaktır. Ne zamanki doğa toplumu içerisinde feminen ve ekolojik değerleri öne çıkaran kadın eksenli herkesin değerli olduğu bir düzen yaratıncaya kadar.

Fatma İZOL*
* Eğitim Sen 2 Nolu Şube-ANKARA

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: