Barış ve Demokrasi Partisi

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Seçim Beyannamesi 2011 – Bölüm 1

Posted on: 07/05/2011

İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
12 HAZİRAN SEÇİMLERİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR!

1. DEMOKRATİKLEŞME
ÖZGÜRLÜKÇÜ DEMOKRATİK ANAYASA
KÜRT SORUNUNDA DEMOKRATİK ÇÖZÜM VE BARIŞ
HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA VE ADALET KOMİSYONU
SİYASİ PARTİLER KANUNU VE SEÇİM BARAJI
DEMOKRATİK ÖZERK YÖNETİMLER KURULACAK
YÖK VE MGK KALDIRILACAK
KÖY KORUCULUĞU KALDIRILACAK
YARGI REFORMU YAPILACAK

2. EKONOMİ, EĞİTİM, SAĞLIK
KÜRESELLEŞME VE DEVLETİN ROLÜNDE DEĞİŞİM
TEKELLEŞMEYE KARŞI KATILIMCI TOPLUM EKONOMİSİ
ADALETSİZ VERGİ SİSTEMİNE SON VERİLECEK
GELİR DAĞILIMINDA EŞİTSİZLİĞE SON VERİLECEK
ÇALIŞANLARIN YOKSULLUĞUNA SON VERİLECEK
ÇALIŞMA YAŞAMINDA HER TÜRLÜ AYRIMCILIĞA SON VERİLECEK
EĞİTİM TEMEL VE HER KADEMESİ ÜCRETSİZ BİR KAMU HİZMETİ
HALİNE GETİRİLECEKTİR
HERKESE EŞİT PARASIZ SOSYAL GÜVENCE
TARIM VE HAYVANCILIK SEKTÖRÜ’NÜN BİTİRİLMESİNE İZİN
VERİLMEYECEK!

3. KADIN
ÖRGÜTLÜ KADINLA DEMOKRATİK ÖZERKLİĞE!
HAYATIN HER ALANINDA EŞİTLİK İSTİYORUZ!
EŞİTLİK SAĞLANINCAYA KADAR KOTA!
YOKSULLUK KADINLARIN KADERİ DEĞİL!
KADINA YÖNELİK HER TÜRLÜ ŞİDDETİ “AMA”SIZ, REDDEDİYORUZ!
DOĞAL KAYNAKLARIN SINIRSIZ KULLANIMINA “DUR” DİYECEĞİZ!

4. ÇEVRE, DOĞA VE EKOLOJİ
5. GENÇLİK
6. KENT
7. ENGELLİLER
8. DIŞ POLİTİKA

GİRİŞ
12 HAZİRAN SEÇİMLERİ BİR DÖNÜM NOKTASIDIR!
Bizler açısından Türkiye ve bölgemiz başta olmak üzere dünya 21. yüz yılın ilk çeyreği itibarıyla önemli bir süreci yaşamaktadır. 20. yüz yıl ile birlikte kurulan ve klasik dünya sistemi olarak teşekkül eden statükonun sürdürülemez sancıları her geçen gün daha fazla hissedilmektedir.
Gelinen aşamada, dünyada hakim olan kapitalist sistem, toplumsallığı dağıtarak buna mukabil bireysel özürlükler temelinde bireyciliği şahlandırmaktadır. Bunu yaparken de temel yöntem olarak toplumsal birliktelik, dayanışma ve yardımlaşma anlamına gelen her türlü örgütlülüğü dağıtma çabasını sistemli olarak sürdürmektedir.
20. yüz yılın sonu itibarıyla klasik dünya sisteminin insanlığa verdiği tek şey, dağıtılmış bir toplumsallık, kırıma tabi tutulmuş ve köleleştirilmiş kadınlar, sıfır noktasına doğru giden bir doğa, kanserleşen kentleşme, her geçen gün artan gelir dağılımı adaletsizliği, tüm farklılıkların ve aynı anlama gelmek üzere zenginliklerin yok edilerek tekleştirilmesi, işçi ve emekçilerin daha fazla sömürülerek zenginin daha zengin yoksulun daha da yoksullaştırılması ve nihayetinde ekonomik, ekolojik ve toplumsallık bağlamında sürdürülemeyecek bir dünya olmuştur.
Birinci paylaşım savaşı sonrası kurduğu ve kurumsallaştırdığı ulus-devlet sistem ve zihniyeti günümüzde hakim hegemonya olan emperyalizmin 1970’li yıllarla birlikte içine girmiş olduğu kriz ve çıkmaz, son on yıllık süre içinde giderek derinleşmektedir.
2000’li yıllarla birlikte, Yeni Dünya Düzeni ve Büyük Ortadoğu Projesi adları altında, arkasında 1,5 milyon ölü bırakmasına rağmen Afganistan ve Irak örneğinde olduğu gibi, emperyalist sistemin müdahaleleri esasında sonuçsuz kalmıştır. İdeolojilerin döneminin bittiği söylemini dillendirilse de, sistemin asıl çıkmazının ideolojik temelli olduğu gerçeğinden hareketle Ortadoğu’daki müdahalelerini devam ettirme çabası da sürmektedir.
İnsanlığın sorunlarına çözüm yaratamayan ulusalüstü bu sistem, kendisine karşı biriken halkların öfkesini yumuşak bir geçişle ulus-devletin kısmen revizyonu üzerinden aşma çabalarını, kendi elleriyle yarattığı otoriter ve baskıcı yönetimlere kabul ettirememiş ve bu tiranlık rejimlerinin yerine koyacağı bir alternatifi de ortaya çıkaramamıştır.
Bu anlamıyla 2011 yılının başı itibarıyla Kuzey Afrika’da başlayan ve Ortadoğu’ya yayılan halk ayaklanmaları karşısında sistem bir çaresizliği de yaşamaktadır. Halkların emek, demokrasi, barış, özgürlük ve daha iyi bir yaşam talepleri temelinde istediği değişimin sistem dışı bir alternatif ve çözüme yönelmemesi için Libya örneğinde olduğu gibi, silahlı müdahaleler başta olmak üzere her türlü aracı kullanacağının işaretlerini vermiştir.
Bu müdahalelerin ise mevcut baskıcı ve otoriter yönetimlerin revize edilerek egemen güçlerin talepleri doğrultusunda yeni statükonun kurulması yönünde olacağı açığa çıkmıştır. Bu anlamıyla Ortadoğu’nun tarihi, kültürel ve inanç gerçekliğiyle kan uyuşmazlığı olan omurgasız ve pragmatist yönetimlerin iktidara getirilmesi hedeflenmektedir.
Bu tespitlerden hareketle, Türkiye’nin girmiş olduğu seçim sürecinin, ülkemizde de emek, barış, demokrasi ve özgürlük getirmesi açısından önemli bir fırsat olacağına inanıyoruz. Türkiye’nin kronikleşen ve çözümsüz kalan sorunlarının mevcut durumuyla devam etmeyeceği toplumun genel kanısı durumundadır. Bu değişim talebini karşılama vaadi ve iddiasıyla iş başına gelen hükümetlerin geride bıraktığı sorunlar, ülkeyi ekonomik ve siyasi olarak yönetilemez duruma getirmiş durumdadır.
Çözümsüzlüğü ‘çözüm’ olarak gören selefi hükümetler gibi 9 yıldır iktidarda olan AKP Hükümeti de, toplumun değişim talebine cevap olmayacağını Türkiye’nin temel sorunları olan Kürt sorunu, demokrasi ve özgürlükler sorunu, işsizlik, yoksulluk sorunlarındaki oyalama taktikleriyle göstermiştir. AKP Hükümeti bu süreçte artık çağ dışılığı, yapanları tarafından bile kabul edilmeyen 12 Eylül Anayasası’nın yerine özgürlükçü bir anayasanın yapılmasına çeşitli oyalama ve bahanelerle yanaşmazken, sadece devleti ele geçirmesinin önünde bulunan yasaları değiştirmekle gerçek yüzünü ortaya koymuştur.
AKP Hükümeti’nin insanlığın gelmiş olduğu evrensel standartlara uygun, çağdaş bir değişimi gerçekleştirmesinin, bu süre zarfında açığa çıkan zihniyetiyle mümkün olmayacağı ortak kanı haline gelmiştir. Artık AKP Hükümeti’nin tek amacı dış güçlerin Ortadoğu’da kendisine biçtiği omurgasız politikayı icra etmektir.
İçeride ise, 2005 yılında Diyarbakır’da “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyen Erdoğan, 2011 yılında, “Kürt sorunu yoktur, Kürt kardeşlerimin sorunu vardır” itirafıyla gerçek yüzünü ortaya koymuştur. Elbette bu AKP Hükümeti’nin dışarıdan empozeli bireyciliği şahlandıran ve toplumsallığı dağıtan ferasetinin tezahürüdür.
Toplumun ekonomik, kültürel ve siyasi olarak tüm savunma mekanizmalarından arındırıldığı, rantçı, ırkçı, tekçi, baskıcı ve otoriterliğe karşı çıkan tüm örgütlü kesim ve çevrelere yönelik fütursuzca saldırıların sürdürüldüğü böylesi bir dönemde inadına eşitlik, özgürlük, emek, demokrasi ve örgütlenme hakkı diyerek Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğunu kurduk.
Bloğumuz, esasında Türkiye’de sistemin ötekileştirdiği, inkar ettiği, imhaya tabi tuttuğu, asimilasyon süreçleriyle eritmeye çalıştığı, dışladığı bütün toplumsal kesimleri esas almaktadır. Tekçi sistem ve politikalara karşı demokratik ulus çözümü ve yaklaşımıyla hareket etmektedir. Eşit vatandaşlık hakkı kadar, bireysel ve kolektif hakların özgürce kullanılabildiği, bütün toplumsal kimliklerin, cemaatlerin, grupların, cinsiyetlerin kendisini ifade edebildiği ve örgütleme imkanına kavuşabildiği toplumsal yapı, bloğumuzun esasıdır.
Türkiye’de toplumsal barışın tesis edilmesi, ekonomide istikrarın sağlanması, kadın özgürlüğünün ve öncülüğünün bütün süreçlerin önüne konulması, ekolojinin sürdürülebilirliğinin sağlanması, toplumsal farklılıkların korunduğu ve tüm kesimlerin hak ve özgürlüklerini teminat altına alan yeni bir anayasanın yapılması, komşu halklar başta olmak üzere tüm halkların kardeşliği ve barışı temelinde bir ilişkilenmenin gerçekleştirilmesi, cumhuriyetin kuruluşuna eş değer olan Kürt sorunun çözülmesi ve Türkiye genelinde halkın yönetime katılması için bloğumuzun demokratik ulus ve Demokratik Cumhuriyet yaklaşımı iddiamızı ortaya koymakta ve bunu yapabilecek güçtedir.
Aynı zamanda toplumun doğrudan demokratik katılımını esas alan ve hayatın her alanında söz sahibi olmasına imkan tanıyan, sadece bir idari yapıdan ibaret olmayan esasında toplumsal katılımı ve demokratik yönetimi önceleyen, kangrenleşen sorunların en temel çözüm modeli olarak Demokratik Özerkliğin hayata geçirilmesi iddiası ve amacındayız.
Demokratik Ekolojik Cinsiyet Özgürlükçü Paradigma esas alınarak uygulanacak olan Demokratik Özerklik Projesi, özünde bir kadın projesidir. Ezilenlerin ezileni kadının özgürleşmesi, toplumun özgürleşmesidir. Kadının sosyal-siyasal-ekonomik yaşama katılımının ve temsiliyetinin gelişmesi, toplumun demokratikleşmesine öncülük edecektir. Özgün ve özerk örgütlenme modelimizle, kadının muazzam potansiyelini açığa çıkaracak ve kadın dayanışması ile eril egemen zihniyette toplumsal dönüşüm gerçekleşecektir.
Bütün bu tespit ve iddialardan hareketle 12 Haziran genel seçimleri, Türkiye açısından bugüne kadar hiçbir dönemde ortaya çıkmamış değişim fırsatlarının arifesinde gerçekleştiğini vurgulamak gerekmektedir. Ülkenin kuruluşunda ortak mücadele ettikleri halde sonradan yok sayılan, horlanan, askeri darbeler ve katliamlarla ortadan kaldırılmak istenen, ülke yönetimine katılımı her türlü yolla engellenen bütün ‘ötekiler’ ve bütün ezilenlerin yani çoğunluğu oluşturan geniş halk kesimlerinin elit yönetenlere karşı ‘Artık yeter! biz de varız ve kazanacağız’ diyeceği tarihi bir seçim olacaktır.
12 Haziran seçimleri; halkı hiçbir zaman ülke yönetimine dahil etmeyen ulusalcı-milliyetçi kesimlerle, başka bir statüko yaratarak yeni bir zulüm dönemini sürekli kılmak isteyen Yeliş faşizmi esas alan kesimlere karşı, ‘Biz de varız ve var olmaya devam edeceğiz’ diyenlerin oluşturduğu ittifakımızın siyaset sahnesine damga vuracağı bir seçim olacaktır.
Yeni statükocu AKP’ye de, ulusalcı-milliyetçi cepheye de mecbur değiliz, emek, barış, demokrasi ve özgürlük sevdalısı olanların bir arada olduğu ‘ittifakımız’ ile gerçek bir alternatif olarak yola devam ediyoruz.
Savaş ve çatışmalara karşı çözüm; inkâr, baskı ve zorbalığa karşı demokrasi; sömürü, işsizlik ve yoksulluğa karşı daha iyi bir yaşam için imkânlar hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde ortaya çıkmıştır ve çözüm her zamankinden çok daha yakınlaşmıştır.
Halkların, emekçilerin, kadınların, gençlerin, demokratik ve özgürlükçü bir gelecekten yana olanların direnişinin ortaya çıkardığı bu tarihi imkana karşı; iktidar güçlerinin yeni statükolar üretmek üzere hareket ettikleri de bir gerçektir. Bunun da tarihin bu kırılma anında büyük çatışma ve derin çözümsüzlük anlamına geleceği kuşkusuzdur.
Buna karşı Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu, bu tarihi fırsatın demokratik çözüme evrilmesi ve hayallerin gerçekleşmesinin tek alternatifidir.

 Baskı, inkâr, asimilasyon ve Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrarın devam ettiği;
 Anadilinde eğitim ve savunma hakkının engellendiği;
 Kadına yönelik her türlü ayrımcı uygulamanın, baskının, şiddetin, kadın katliamlarının tırmandığı;
 Gençlerin YGS, LGS ve KPSS gibi sınavlar yüzünden dershane kapılarında süründüğü, işsizliğin pençesinde çırpındığı;
 Borç batağına saplanmış yığınlarda; açlık, işsizlik ve yoksulluğun kol gezdiği;
 Kamu hizmetlerinin tasfiye edilerek özelleştirildiği;
 Eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik haklarının gasp edildiği;
 Sömürünün derinleştirildiği, emekçilerin sürekli hak kaybına uğradığı,
 Örgütlenme hakkının kısıtlandığı ve sendikaların sürekli baskı altında tutulduğu;
 Siyasi partilerin kapatıldığı;
 İnsan hakları savunucularının, seçilmişlerin, muhalif siyasetçilerin tutuklandığı;
 Muhalif basın yayın organlarının susturulduğu;
 Sürekli çatışmalı ortamın diri tutulduğu ‘bugünkü Türkiye’yi değiştirecek tek güç biziz!’

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: