Barış ve Demokrasi Partisi

Archive for Mayıs 2011

 

BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ

GENEL MERKEZİ

BASINA VE KAMUOYUNA

 

Akit Gazetesi’nin dünkü sayısında yer alan “BDP’den Kürt kilisesi atağı” başlıklı haberde partimizin daha önce tekzip ettiği bir konu hakkında yine aslı astarı olmayan, bilgiye, bulguya ve görüşe dayanmayan, gerçeklerle ilgisi bulunmayan bir takım iddialara yer verilmiştir. Haber baştan aşağı gerçek dışıdır, tümüyle hayal ürünüdür. Bu tür gerçek dışı fabrikasyon haberler, halkımızın yoğun katılım gösterdiği sivil Cuma etkinliklerinden rahatsız olan, halkımızın barış hutbelerinden korkan, bunu içine sindiremeyen ve kendi gerçek yüzleri ortaya çıktıkça panikleyen “malum çevrenin” partimize karşı bir süreden buyana kendi medyası üzerinden yürütmekte olduğu psikolojik savaşın, kirli propagandanın bir parçasıdır.

 

Akit Gazetesi’ni kınıyor, basın meslek ilkelerine uymaya, kamuoyunu yanıltma çabalarından ve kirli propagandadan vazgeçmeye çağırıyoruz.

 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

 

BDP GENEL MERKEZİ


 

Reklamlar

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu İstanbul adayları akademisyenlerle bir araya geldi. Bloğun İstanbul 3. Bölge Bağımsız milletvekili Adayı Abdullah Levent Tüzel, seçimlerde Türkiye’nin gerçek sorunlarının konuşulmadığını belirterek, “El ele verip AKP’yi durduralım” çağrısında bulundu. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu İstanbul Milletvekili adayları, daha öncesi seçimlerde “Bin umut” adayları konusunda aktif çalışma yürüten Bin Umut Koordinasyon’un organizasyonuyla Cezayir Toplantı Salonu’nda akademisyenler ile buluştu.

Toplantıya İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Sebahat Tuncel ile 3. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Abdullah Levent Tüzel’in yanı sıra Ufuk Uras, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Zeynep Gambetti, Prof. Dr. Nükhet Sirman, Prof. Dr. Fatma Gök. Prof. Dr. Fikret Ataman, Prof. Dr. Gencay Gürsoy, İstanbul Şehir Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Sevgi Göral ve Gazeteci-Yazar Erdoğan Altan katıldı. Toplantıda konuşan Bin Umut Koordinasyon üyesi Savaş Karataş, 2007 seçimlerinden sonra Bin Umut vekillerini takip etme kararı aldıklarını ve bu nedenle 4 yıl boyunca Bin umut vekillerini düzenli olarak takip edip çalışmalarını broşür haline getirdiklerini söyledi. 12 Haziran’da blok halinde seçime gedildiğini dile getiren Karataş, bloğun çok geniş toplumsal bir kesime hitap ettiğini bu nedenle blok desteklediklerini vurguladı.

Ardından söz alan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu İstanbul 3. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Abdullah Levent Tüzel, daha güçlü bir meclis temsiliyeti için bloğun oluşturulduğunu Türkiye’nin aydınları, kadınları, sendikal çevrelerinin bloğa destek verdiğini belirtti. Bu seçimlerde, iki gücün var olduğunu, AKP ve diğer sistem partilerinin onun karşısında ise blok gücünün var olduğuna dikkat çeken Tüzel, şöyle konuştu: “Türkiye’nin sorunları konuşulmuyor seçim meydanlarında. Kaset siyaseti, kirli siyaset çeşitli yönleriyle konuşuluyor. Gerçek sorunlarda özellikle başbakanın ağzından ters yüz edilerek konuşuluyor. Ama bir şey var ki Türkiye oldukça sancılı bir süreçten geçiyor. Ülkede çözüm bekleyen başta Kürt sorunu olmak üzere, demokratikleşme ve laik problemleriyle sancılı bir süreç” dedi.

‘El ele verip AKP’yi durduralım’

Halkın tercihinin iki yönde olacağını, ya sistem partilerine ya da bloğu tercih edeceğini vurgulayan Tüzel, “Ya kara düzen bir süre daha can çekişmeye doğru gidecek. Ya da gerçekten orada halklarımızın Türkiye’nin çok dilli çok inançlı, çok kimlikli bütün Türkiye’yi oluşturan parlamentoda güçlü bir yapı oluşturacak” dedi. Seçim sürecinde el ele verip AKP’yi durdurmak gerektiğini belirten Tüzel, AKP’nin son günlerde şiddete ve milliyetçi söylemlere sarılmasının bir çırpınış olduğunu söyledi.

Ardından söz alan BDP İstanbul Milletvekili Ufuk Uras da, mecliste yaptığı çalışmaları anlatarak, bloğun önemine değindi. Uras’ın ardından söz alan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Sebahat Tuncel, toplantının sadece seçimlere yönelik değil, aslında seçimlerden sonrada nasıl yapılabileceğini tartışmak gerektiğini belitti. Türkiye’nin her yönüyle zor dönemden geçtiğini dile getiren Tuncel özellikle yeni anayasa sürecinin Türkiye’nin on yıllarını alacağını vurguladı. Bir arada olmak ve mücadele edebilmenin olması gerektiğini dile getiren Tuncel, “Yeni anayasada sadece Kürtler değil, tüm toplumlar için yeni bir anayasa, toplumsal bir sözleşme yapılabilir mi?” diye sordu.

Daha sonra toplantıya katılan akademisyenler söz aldı. Söz alan Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nükhet Sirman, akademilerde yaşanan sorunlara değindi. Boğaziçi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeynet Gambetti, yaptıklarının ve bildiklerinin genel kamuoyunun bildikleri arasında çok büyük bir fark olduğunu belirtti. Sirman, akademisyenin dünyasının daha genel kamuoyuna yansıtılması ve alternatifiyle bir siyaset sürekli olarak hâkim kalıpların, iktidarın nasıl ürettiğini görerek ve bunun alternatifini üreten bir siyasi dilin nasıl yapılması gerektiğini bilmek gerektiğini sözlerine ekledi.

Genel seçimler öncesi miting alanlarında AKP iktidarının icraatlarını anlata anlata bitiremeyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “ileri demokrasi” maskesi kaldırıldığında altında Çiller dönemini hatırlatan bir bilanço çıkıyor. Raporlara göre 1994 yılında 14 bin 473 kişi gözaltına alınırken, Erdoğan’ın çıraklık dönemi 2002’de 21 bin 612, kalfalık döneminin başı olan 2007’de 7197, ustalık öncesi 2010’da 16 bin dolayında kişi gözaltına alındı.

1990’lı yıllar çatışmaların, faili meçhullerin, toplu infazlar ve gözaltında kayıpların en yoğun yaşandığı yıllar olarak hafızalardaki yerini koruyor. Eski Başbakan Tansu Çiller’in 1993-96 yılları arasındaki iktidarı şiddetin doruk yaptığı dönemlerden biri olarak biliniyor. Ancak Türkiye’nin en karanlık dönemleri ile 2002’den beri iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan’ın “ileri demokrasisi” arasında çok çarpıcı benzerlikler var. Hatta hak ihlallerinde birçok alanda AKP dönemi Çiller dönemini geride bırakıyor.

DGM’DEN ÖZEL YETKİLİ AĞIR CEZA’YA

Adalet açısından ele alındığında 1990’lı yılları DGM’ler temsil ederken, 2002’den sonraki dönemi de özel yetkili ve görevli Ağır Ceza Mahkemeleri temsil ediyor. İnsan hakları örgütlerine göre her ikisi arasında bir isim değişikliğinden başka bir fark yok. Diğer bir ifadeyle siyasal iktidarın yargı yolu ile baskı uygulaması, özel yargılama sistemi ile yürütülüyor. Bu da AKP iktidarının hukuka karşı yaptığı bir hile olarak değerlendiriliyor. Zira düzenlemenin hemen hemen aynısının CMK 250, 251, 252. maddelerine yerleştirerek DGM’leri devam ettirildiği kaydediliyor.

YENİ İHLAL SAHALARI

Bunların da ötesinde 1994 yılından bu yana düzenli olarak tutulan raporlar da birçok alanda kötüleşme olduğunu gösteriyor. Faili meçhuller, sokak ortası infazlar ve çatışmalar sırasındaki ölümlerde azalma olsa da bugün “ileri demokrasi” adı altında ihlaller daha farklı alanlara nüfuz ediyor. Örneğin, gözaltında işkence halen çok yüksek bir seviyede olmakla birlikte, fiziksel işkencenin yerini telefon ve ortam dinlemelerinin aldığını söylemek mümkün. Bazı alandaki ihlallerin sayısında azalma yaşanırken, yeni ihlal sahalarının açıldığı görülüyor.

-ÇİLLER DÖNEMİ-

1994-ÇIRAKLIK DÖNEMİ: 14 BİN 473 GÖZALTI, 1209 TUTUKLAMA

Çiller’in iktidara gelişinden bir yıl sonra 1994’te İnsan Hakları Derneği’nin tespitlerine göre bin kişi işkence ve kötü muamele gördü, 14 bin 473 kişi gözaltına alındı ve 1209 kişi tutuklandı. Bununla birlikte aynı yıl 123 dernek, sendika ve yayın organı kapatıldı, 119 dernek, sendika, yayın organı ve parti basıldı, 450 yayın toplatıldı. 1994 yılında 100 kişi düşünce suçluları olarak cezaevlerinde bulunuyordu.

1995-KALFALIK DÖNEMİ: 14 BİNİ AŞKIN GÖZALTI, 2101 TUTUKLAMA

Çiller’in kalfalık dönemi olarak da ifade edilebilecek 1995 yılında 14 bini aşkın kişi gözaltına alındı, bunlardan 2101’i tutuklandı. İşkence vakaları 1412 olarak kayda geçerken, 100 dernek, sendika ve yayın organı kapatıldı, 173 dernek, sendika, yayın organı ve parti kapatıldı, 304 yayın toplatıldı. 1995’te cezaevlerinde bulunan düşünce suçlularının sayısı 121’di.

1996-USTALIK DÖNEMİ: 20 BİN 434 GÖZALTI, 2071 TUTUKLAMA

Çiller iktidarının son yılı olan 1996 “ustalık” döneminde gözaltı ve tutuklamalar tavan yaptı. Raporlara göre en az 20 bin 434 kişi gözaltına alınırken, 2071 kişi tutuklandı. Bu yıl içinde özellikle basın çalışanlarının hedef alındığı görülüyor. Nitekim gözaltına alınanlardan 421’inin basın emekçisi olması dikkat çekiyor. 192 dernek, sendika ve yayın organı kapatılırken, 134 dernek, sendika, yayın organı ve parti basıldı, 195 yayın toplatıldı. Çiller’in ustalık dönemi, özellikle medyaya yönelik baskılar ve artan gözaltılar konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın kalfalık döneminin son yılları ile önemli benzerlikler taşıyor.

-BİRİNCİ ERDOĞAN DÖNEMİ-

Çiller dönemi ile Erdoğan döneminin tam ortasında 1999 yılında PKK lideri Abdullah Öcalan, uluslar arası bir komplo ile Türkiye’de esaret altına alındı. Bu Çiller iktidarının sona ermesinden 3 yıl sonrasına, Erdoğan iktidarının başlamasından 3 yıl öncesine denk geliyor. 15 Şubat’la gelen kaos ortamında hak ihlalleri tavan yaptı. Bir yıl içinde toplam 594 işkence ve kötü muamele vakası yaşandı, 50 bin 318 kişi gözaltına alındı ve bunların 2105’i tutuklandı. Toplatılan yayın 283 ve düşünce mahkumlarının sayısı 122’ydi. Bu olağanüstü koşullarda gözaltılarda çılgın bir artış yaşandığı göze çarpıyor.

2002-ÇIRAKLIK DÖNEMİ: 21 BİN 612 GÖZALTI

2002’de bir değişim rüzgarı estirildi ve yeni türemiş bir parti olan AKP iktidara geldi. Böylece Erdoğan’ın ifadesiyle çıraklık dönemi başladı. Çıraklık döneminde AB ile ilişkiler, reformlar ve demokrasi oyununda hem kadrolaşma, manipülasyon ve hileler hızlı bir şekilde öğrenildi. İlk yıl gözaltına alınan 21 bin 612 kişi AKP rüzgarının kurbanı oldu. Aynı yıl 200’u gazeteci olmak üzere 1148 kişi tutuklandı, 876 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı. 2002’de 169 kitap, dergi ve afiş yasaklandı veya durduruldu, 83 kitle örgütü, siyasi kuruluş, yayın organı ve kültürel kuruluş baskına uğradı, 108 radyo ve televizyonun yayını durduruldu, toplam 3220 gün kapatma cezaları verildi. 2 radyo tamamiyle kapatılırken, 75 radyo ve televizyon uyarı aldı, 10 gazete ve dergi toplam 78 gün kapatıldı. Ayrıca 7 sivil toplum kuruluşunun da kapatıldığı bu yıl cezaevinde olan düşünce suçlularının sayısı 105 idi, yani Çiller döneminin çıraklık yılından 5 fazla. Gözaltı sayısının da Çiller’in birinci yılını neredeyse ikiye katladığı görülüyor.

2006-ÇIRAKLIK DÖNEMİ SONU: 5560 GÖZALTI, 1545 TUTUKLAMA

Erdoğan’ın çıraklık döneminin son yılı olan 2006’da gözaltılar azalırken, tutuklamaların arttığı, çatışmaların yeniden yoğunlaştığı ve polis suçlarının arttığı görülüyor. Raporlara göre 5560 kişi gözaltına alındı, bunların 1545’i tutuklandı, 44 kişi yargısız infaz edildi, toplumsal gösterilere müdahalede aşırı güç kullanımı nedeniyle 12 kişi öldü, 869 kişi yaralandı, “dur ihtarı”na uymama ve silah kullanma yetkisinin ihlali nedeniyle 32 kişi öldü, 45 kişi yaralandı. Ayrıca silahlı çatışmalarda 345 kişi öldü, 321 kişi yaralandı, 708 kişi işkence ve kötü muameleye maruz kaldı.

2006 yılı içerisinde 22 yayın hakkında toplatma kararı verilirken, 25 etkinlik yasaklandı, 3 yayın organı saldırıya uğradı, 1 internet sitesi engellendi, 5 radyo ve televizyona uyarı cezası verildi, 2 radyo ve televizyon da kapatıldı, 1 radyoya 5 kez uyarı cezası verildi. 113 dosyadan 430 kişi hakkında soruşturma açıldı.

-İKİNCİ ERDOĞAN DÖNEMİ-

2007-KALFALIK DÖNEMİ: 7197 GÖZALTI, 1440 TUTUKLAMA

AKP iktidarının kalfalık dönemi aynı zamanda polisin de kalfalık dönemine terfi ettiğini gösteriyor. Gözaltılar yeniden tırmanışa geçerken, açılan soruşturmalar ile gözaltı yerlerinin dışında işkence vakalarının artması dikkat çekiyor. Kalfalık dönemi medya ve internete sansürün yoğunlaştığı bir dönem olarak da karakter kazanıyor. Keyfi öldürme, silah kullanma yetkisinin ihlali ve dur ihtarına uymadığı gerekçeyle öldürülenler 29, yaralananlar 23 olarak kayda geçerken, gözaltında 5 ölüm yaşandı. Silahlı çatışmalarda 424 kişi hayatını kaybetti, 302 kişi yaralandı. Faili meçhul saldırılarda 42 kişi öldü, 58 kişi yaralandı, toplam 687 işkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranış tespit edildi. Kalfalığın ilk yılında 7197 kişi gözaltına alındı, 1440 kişi tutuklandı. Ayrıca 39 etkinlik ve 48 yayın yasaklandı ya da toplatıldı, 18 dergi ve gazete bürosu polis tarafından basılırken, 13 internet sitesi de engellendi. 2007 yılında düşünceye açılan soruşturma sayısı 138 olurken, yargılanan kişi sayısı ise 558 oldu, bin 232 kişi hakkında 190 dava açıldı.

2009 -GEÇİŞ SANCILARI

Kalfalığın son yılına yaklaşırken 2009’da baskılar yeni bir boyut kazanıyor. Yerel seçimlerde DTP’nin güçlü çıkışı ardından KCK operasyon dalgasına start verildi. Aralarında belediye başkanları, insan hakları savunucuları, siyasetçiler, yöneticiler ve sendikacıların olduğu binlerce kişi gözaltına alındı ve tutuklandı. Bu operasyon dalgası arasında Kürtlere yönelik “açılım” politikaları devreye girdi. Ancak aynı yılın sonlarına doğru DTP kapatıldı. PKK’nin ateşkesinden dolayı çatışmalarda ölümler azaldı ancak, polisin “dur ihtarına” uymama ve silah kullanma yetkisini ihlal etmesi sonucu 36 kişi öldü, 71 kişi yaralandı. AKP özellikle 2008’den itibaren polisin ve adaleti tüm toplumsal muhalefetlere karşı en etkili silah olarak kullanmaya başladı. 2009’da 1835 işkence, kötü muamele ve onur kırıcı davranış yaşandı, 7718 kişi gözaltına alındı, 1923 kişi tutuklandı. Bu yılın en belirgin özelliklerinden biri de medya ve internete karşı uygulanan yoğun sansür ve baskı oldu. 23 etkinlik yasaklanırken, çoğunluğu Kürt orijinli 10 gazete toplam 27 kez, 7 dergi ise toplam 15 kez toplatıldı. 1 televizyonun yayını 2 kez durduruldu.11 kitap, 6 afiş, 5 pankart, 1 kitapçık yasaklandı veya toplatıldı. 11 gazete bürosu, 3 televizyon kanalı ve 2 radyo binası baskına uğrarken, 2 bin 601 internet sitesi kapatıldı.

2010 –AÇILIM DÖNEMİ: 16 BİN GÖZALTI

Kalfalığın son yılı olan 2010, hükümetin “açılım” politikasını farklı adlarla kabul ettirmeye çalıştığı yıl oldu. Bunu yaparken, polis şiddeti ve baskıları üst boyutlara çıkardı. Bu dönemin en belirgin özelliklerinden birisi gazetecilere yönelik artan tutuklamalar, medya tekelinin büyümesi ve manipülasyonların yoğunluk kazanması oldu. Baskılar ve ihlallerin üzeri manipülasyonlarla örtülmeye çalışıldı. İktidar-medya ilişkisi hiç olmadığı kadar görünür hale gelirken, bu yıl içinde özellikle hükümet ile tarikat (Fethullah Gülen Cemaati) arasındaki temas da deşifre oldu. Mazlum-Der’in 2010 yılın ihlal raporuna göre yıl içinde 15 bin 976 kişi gözaltına alındı. İHD’nin raporuna göre sadece Kürt illerinde 2010 yılı içerisinde 23 bin 573 ihlal yaşandı. Aynı bölgede 3 bin 706 kişi gözaltına alındı, 987 kişi tutuklandı, 741 işkence ve kötü muamele vakası tespit edildi, toplumsal olaylara 221 müdahale gerçekleşti, 222 kişi yaralandı. İHD İstanbul Şubesi’nin yıllın raporuna göre İstanbul’da 924 kişi gözaltına alındı, 99 kişi tutuklandı, 560 kişi işkence ve kötü muamele mağduru oldu.

2010 yılında ifade özgürlüğü kapsamında 790 kişiye para cezası kesildi. Adalet Bakanlığı verilerine göre, 2010’un ilk 6 ayında basın alanında açılan soruşturma sayısı 5 bini geçerken, bunların 2 bini davaya dönüştü. 100’den fazla gazeteci de hapis tehdidi altında bulunuyor. TCK’nin 285, 288. maddeleri ile TMK’den gazetecilere yüzlerce dava açıldı. Sadece Doğan Grubu’na TCK’nin 285. maddesine göre, 395 dava açılırken, “Ergenekon dışı” haberlerde açılan dava sayısıysa 249 oldu. 2006 yılından bu yana 35 kez kapatılan Günlük Gazetesi’nin ise şimdiye kadar 83 kez yayınları durduruldu. Türkiye de köşe yazarları hakkında açılan davaların sayısı ise yüzlerle ifade ediliyor.

-ÜÇÜNCÜ ERDOĞAN DÖNEMİNE DOĞRU-

2011-USTALIK SİNYALLERİ: 4,5 AYDA 5 BİN GÖZALTI

12 Haziran genel seçimleri yaklaşırken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, sabırsız bir şekilde “ustalık” dönemine geçmeyi iple çekiyor. Ustalık dönemine geçişin sancıları mı yoksa, ustalık döneminin kazanacağı karakterin belirtileri mi bilinmez, 2011 yılının başından beri çok güçlü sinyaller var. ANF, DİHA ve Özgür Gündem’in gözaltı ve tutuklama haberlerinden oluşturduğu bilançoya göre yılın başından bu yana 5 bin dolayında kişi gözaltına alındı, yüzlercesi tutuklandı. 3 Mayıs 2011 tarihli İHD açıklamasında 57 ile 67 arasında gazetecinin tutuklu olduğuna dikkat çekildi.

Erdoğan’ın üçüncü döneminin “ustalık” ya da zaman zaman dile getirdiği “başkanlık” dönemi olmasını arzuluyor. Erdoğan çıraklık ve kalfalık dönemi olarak ifade ettiği 9 yıllık iktidarında oluşturduğu bu bilançonun izlerini nasıl ortadan kaldıracak bilinmez ama bu bilanço AKP iktidarını gittiği her yerde bir gölge gibi takip edecek ve yaralar sarılmazsa onu mutlaka yakalayacak.

kaynak: ANF haber ajansı

– Erkek adayların yaş ortalaması: 48,7

-En yaşlı erkek aday: Diyarbakır adayı Şerafettin Elçi- 73

– En genç erkek aday: Osmaniye adayı Kamuran Bablak-34

– Kadın adayların yaş ortalaması: 46

– En yaşlı kadın aday: Ardahan adayı Yüsel Avşar-61

– En genç kadın aday: Batman adayı Ayla Akat Ata -35

– Karadeniz Bögesi’nde hiç aday göterilmedi.

– İç Anadolu Bögesi’nde 4 ilde aday gösterildi

– Marmara Akdeniz ve Ege Bölgelerinde 6’şar ilde aday

gösterildi.

– Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Kilis dışında diğer bütün

illerde aday göterildi.

– Doğu Anadolu Bögesi’nde Erzincan ili dışında diğer bütün

illerden aday gösterildi.

Emek, Demokrasi ve Özgürlük Blok’u; toplumsal barışını sağlamış, demokratik, kalkınmış, refah içinde bir ülke yaratmak için çalışıyor.

İnkârcı, asimilasyoncu, tekçi “Ulus Devlet” anlayışı; çok kültürlü, çok etnisiteli, çok inançlı toplumsal yapımızı karşılamıyor.

Çözüm, DEMOKRATİK ULUS anlayışını yaşama geçirmektir.

DEMOKRATİK ULUS; tüm toplumsal kesimlerin; eşitliği, özgürlüğü ve gönüllü birlikteliğini ifade eder.

DEMOKRATİK CUMHURİYET; halkın yönetime doğrudan katıldığı; cins ayrımcılığını ortadan kaldıran,  bireyi devlete karşı koruyan, tüm inanç ve kültürlere saygılı; eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojik ve demokratik bir yaşamın güvencesidir.

DEMOKRATİK ÖZERKLİK; hantal, bürokratik, hiyerarşik devlet yapısına karşın; halkın yerel meclisler üzerinden yönetime doğrudan katılımına olanak sağlayan, demokratik bir yapıdır.

DEMOKRATİK ÖZERK BÖLGELER; sosyo- ekonomik, kültürel ve coğrafik ölçütler gözetilerek, benzerlik gösteren yerleşim bölgelerinin bir araya getirilmesi ve ortak yönetim mekanizmaları ile hukukunun oluşturulması esasına dayanır. Demokratik Özerk Bölgeler, bölge halklarının talepleri doğrultusunda şekillenir.

Demokratik Özerk Bölgelerde; eğitim, sağlık, çevre, trafik, konut, ulaşım, yerel kaynakların değerlendirilmesi gibi yerel sorunlar, yerel meclisler tarafından çözülür. Özerk bölgeler, merkezi yönetime nüfusları oranında ve azınlıklar gözetilerek seçilmiş temsilcileri ile katılırlar.

DEMOKRATİK ÖZERKLİK; barış içinde, gönüllü birlikteliğe dayalı demokratik ortak bir yaşamı gerçekleştirmenin yegâne güvencesidir.

Demokratik Ulus, Demokratik Cumhuriyet ve Demokratik Özerklik yeni sivil bir anayasa ile gerçekleştirilebilir. Bu nedenle; Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun desteklediği milletvekili adayları, yeni bir anayasa için mücadeleyi, siyasal mücadelesinin vazgeçilmezi olarak görür.

YENİ DEMOKRATİK ANAYASA; evrensel hukuk değerleri ve insan hakları çerçevesinde, özel hiçbir kısıtlama ve ön yargı dışında;  vatandaşlık hukukunu bireysel ve kolektif haklara dayandıran, herhangi bir etnisite, kültür ve inanca ayrıcalık tanımayan, cinsiyet özgürlükçü, sömürüye kapalı, ekolojik, demokratik bir toplum yaratma perspektifi ile hazırlanacaktır.

Devlet nezdinde Sayın Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmeler çerçevesinde müzakere sürecine geçilmelidir.

Yeni Anayasa beklenmeden, Terörle Mücadele Yasası ve özel yetkili mahkemeler kaldırılacaktır.
EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Türkiye’nin geleceğini Kürt sorununun çözümünde görmektedir. Yeni sivil bir anayasa yapılıncaya kadar, acil çözüm için ortaya konan on talebin karşılanması için mücadele edilecektir.

* Askeri ve siyasi operasyonlara son verilmelidir
* Ayırımsız olarak tüm siyasi tutuklular serbest bırakılmalıdır
* %10 seçim barajı kaldırılmalıdır
*Kürt dili ve kültürü önündeki yasal engeller ile düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır.
*Anadilde eğitim ve çok dilli yaşam güvence altına alınmalıdır.
*Sivil demokratik bir anayasa yapılmalıdır.
*Devlet, Silahlı Kuvvetleri çatışma bölgesinden geri çekmeli, jitem gibi illegal savaş birimleri ve köy koruculuğunu tasfiye etmelidir.
*Köye dönüş sağlanmalı ve zararlar tazmin edilmelidir.
*Ademi merkezi yönetime geçilmelidir.
*Hakikatleri Araştırma ve Adalet Komisyonu kurulmalıdır.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Farklı inanç gruplarının, inançlarına uygun yaşama hakkının savunucusudur. Tüm inanç gruplarının inanç ve ibadetlerini hiçbir kısıtlama olmaksızın özgürce yaşamalarına olanak sağlayacaktır.

Tüm vatandaşların, inançları ve buna uygun yaşam tarzları ile giyim ve kuşamlarına kısıtlama getiren düzenlemeler kaldırılacaktır.

Zorunlu din dersleri kaldırılacak, Cemevleri’ne ibadethane statüsü kazandırılacak, eğitim müfredatından ALEVİ yurttaşlarımızı rencide eden tüm düzenlemeler çıkarılacaktır.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Kadının kurtuluşu olmadan, toplumun kurtuluşu olamayacağı bilinciyle, kadın özgürlük hareketini destekler. Erkek egemen sistemini mahkûm eder.
“Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesi” için yasal düzenleme mücadelesi yanında; küçük yaşta evlendirme, başlık parası, berdel, çok eşlilik gibi uygulamalara karşı kesintisiz mücadele edilecektir.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Tüm toplumsal değişim ve dönüşüm süreçlerinin temel dinamik gücü olan gençliğe özel önem atfeder.

Gençlerin sosyal, kültürel ve sportif yeteneklerini geliştirecekleri GENÇLİK AKADEMİLERİ kurulacaktır.

Gençlik sınav merkezli eğitim sisteminin yarattığı ağır baskılardan kurtarılacak, yükseköğretim herkes için bir hak olacak, ÖSYM kaldırılacak; üniversite öğrencilerinin barınma, beslenme, ulaşım, kültürel ve sportif etkinliklere ilişkin faaliyetleri ücretsiz karşılanacaktır.

YÖK kaldırılacak, üniversiteler özerk, demokratik ve özgür bilim merkezleri haline getirilecek, her düzeyde eğitim parasız olacaktır.

Zorunlu askerlik uygulamasına son verilecektir.  Seçilme yaşı 18’e indirilecektir.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU;. Birleşmiş milletlerin engellilere yönelik insan hakları sözleşmesi yaşama geçirilecek, engellilerin işgücünün ülke ekonomisine katılımıyla, engellilerin emekleriyle yaşamlarını kazanmaları sağlanacaktır. Çalışamayacak kadar engeli olanlar demokratik toplum anlayışıyla güvence altına alınacaktır.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Ekolojik demokratik toplum paradigmasının ödünsüz takipçisi ve uygulayıcısı olacaktır.

Ekolojik denge esas alınarak, sınırlı doğal kaynakları, sınırsız tüketim güdüsüne karşı korunarak, yaşam döngüsünün sürdürülebilmesi için gerekli önlemler alınacaktır.

Sanayileşme ve her türlü ekonomik faaliyette, ekonomik kazanımdan önce, çevre ve doğayı koruyan anlayış öne çıkarılacak, nükleer enerji, HES gibi doğayı tahrip eden projelerin önüne geçilecektir.

Tarihsel mirasın sermaye çıkarlarına feda edilmesine izin verilmeyecektir.

Hasankeyf, Munzur, Allianoi, Perivadisi gibi doğal güzellikler ve tarihi yerler korunacak, başta

Karadeniz bölgesinde olmak üzere, doğal güzelliklerin tahribatına neden olacak hiçbir projeye onay verilmeyecektir.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Kamu emekçilerinin grevli toplu sözleşmeli sendikal hakları için mücadele edilecek, sendikal özgürlükler genişletilecek;  taşeronlaşmaya, yandaşlara çıkar sağlayan özelleştirme düzenlemelerine son verilecektir. Kamu emekçilerine siyaset yapma hakkı tanınacaktır.

Emekli ve çalışanların ücretleri arttırılacak, asgari ücret vergi dışı bırakılacaktır.

Başta eğitim ve sağlık emekçileri olmak üzere, tüm çalışanların mesleki gelişmelerini sağlayacak bir ücret politikası uygulanacaktır.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Adalete güven duygusunun kaybolduğu toplumlarda temel hiçbir sorununun çözülemeyeceği bilinciyle; evrensel hukuk ve adalet ölçütlerine uygun bir zihniyetin gelişmesini sağlayacaktır.

Yargı, devleti değil;  hukuku koruyan bir zihniyete kavuşturulacak, yargının taraf olmasına son verilecek, kutsal savunma hakkı önündeki tüm engeller kaldırılacaktır.

Başta Kürtçe savunma hakkı olmak üzere, dileyen herkesin dilediği dilde savunma hakkı yasal güvenceye kavuşturulacaktır.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; İşsizliğe çare, “savaşı durdurmak” tır diyor. Savaşa ayrılan yüz milyarlarca dolar, yatırımlara yöneltilecek, yeni üretim ve istihdam alanları açılacaktır.

“Savunma Giderleri“ adı altında savaşa ayrılan bütçe; bölgelerarası kalkınma dengesizliğinin giderilmesinde kullanılacaktır.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Savaş ortamı gerekçe gösterilerek yayla ve meralar yasaklanmış tarım ve hayvancılık yapılamaz duruma getirilmiştir. Bu nedenle tarım ülkesi olan

Türkiye et ve tarımsal ürünleri dışarıdan almak zorunda kalmıştır. Köylü giderek yoksullaşmış kentlere göç etmek zorunda kalmıştır. Bu uygulamalara son verilecektir

Tarım ve hayvancılık ekolojik bir anlayışla ve makro projelerle geliştirilecektir.
Özerk yapıdaki kooperatifleşmeye öncelik verilecektir.

Genetiği değiştirilmiş Organizmaların kullanımına izin verilmeyecek ve tarımda aşırı kimyasal kullanımı önlenecek, organik tarım teşvik edilecek ve destek verilecektir.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Siyaset demokratikleştirilecek. Siyasi Partiler Yasası, TBMM İç Tüzüğü ve seçim yasaları yeniden düzenlenecek, siyasi partilerin kapatılmasına son verilecek,  temsilde ve siyasi partilere yapılan hazine yardımında adalet sağlanacaktır.

Milletvekili dokunulmazlığı, kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırılacaktır.

EMEK, DEMOKRASİ ve ÖZGÜRLÜK BLOKU; Dış politikanın barış ekseninde yürütülmesinin sözde değil, özde barışçıl bir anlayışla düzenlenmesinin dünya ve özellikle orta doğu barışına büyük katkı sağlayacağına inanır.

Bu anlayışla; Tüm komşu ülkelerle dostluk ve saldırmazlık paktları imzalanacak, Silahlı Kuvvetler hiçbir gerekçe ile sınır ötesine çıkarılmayacak; nükleer bakteriyolojik, kimyasal silahların üretimi, ithali ve kullanımı yasaklanacaktır.

Türkiye askeri paktlardan ayrılacak, yurt dışında bulundurduğu askeri birliklerini geri çekecektir. Tüm ülkelerle başta Kürtler olmak üzere Türkiye halkları aleyhine yapılmış gizli -açık anlaşma ve sözleşmeler feshedilecektir.

Diğer ülkelerle sürdürülen diplomatik ve ekonomik ilişkiler, çıkar temeline dayandırılmayacak; bu ilişkiler halkların barış içinde karşılıklı dostluk, dayanışma, iyi ilişki ve saygı esası üzerinden geliştirilecektir.

Şiddet, Taciz ve Tecavüzlerin Engellenmesi için Soru Önergesi

BDP İstanbul 1. Bölge milletvekili Adayı Sebahat Tuncel, kadınların özgürlüğü için mücadeleyi bir yandan sokakta, DÖKH eylemlerinde, feminist örgütlerin etkinliklerinde, 8 Mart’larda yürütürken, bu mücadelenin meclis ayağını kadınlara yönelik şiddeti, baskıyı, tecavüzü sorunsallaştıran çeşitli soru önergeleri ve kanun teklifleri oluşturdu. Tuncel, verdiği soru önergeleri ile kadın cinayetlerinin, kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz vakalarının engellenmesine dair iktidarın bir çalışması olup olmadığını düzenli aralıklarla soruşturdu.
Tuncel tarafından Adalet Bakanlığı’na yönetilen 23 Haziran 2010 tarihli önerge şiddet ve taciz vakalarına dair bir istatistiğin bulunup bulunulmadığını ve muhalif kadınlara yönelik şiddet vakalarının açığa çıkartılması için hükümetin bir çalışması olup olmadığını sormuştu. Ayrıca İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a yönetilen 7 Ekim 2010 tarihli ve Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Aliye Kavaf’a yönetilen 25 Ekim 2010 tarihli önergelerde ise medyada kadın cinayetlerinin ve dizilerdeki kadın temsilinin kadınları ayrımcılığını pekiştirdiği belirtmiş ve “medyadaki cinsiyetçi dilin yasaklanması konusunda hükümetinizin bir çalışması var mı?” sorusu iktidara yöneltilmişti.
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun Kanun Teklifi
BDP İstanbul Milletvekili Adayı Sebahat Tuncel Kadın Cinayetlerini Durduracağız
Platformu’nun hazırladığı kanun teklifini 2011 Mart’ında Meclis’e sundu. Teklifte
kadın cinayetlerini önlemeye yönelik yasaların yetersiz olduğunu belirten Tuncel, bu durumun yeni kadın katillerini teşvik ettiğini ve 2010 yılının ilk 7 ayında kadın cinayetlerinde rekor kırıldığını belirtti. Teklifte, namus saikiyle, kadınlara yönelik cinsiyet ayrımcılığı ve cinsel yönelik ayrımcılığı nedeniyle işlenen cinayetlerinin faillerinin müebbet hapisle cezalandırılması önerildi; tehdit altındaki kadınların korunması için yasal mevzuatın güçlendirilmesine ve şiddete uğrayan kadınları için gereken önlemlerin alınmasına dair çeşitli öneriler yapıldı.
Siyasi Tutuklu ve Hükümlülerin Yanında
Sebahat Tuncel cezaevindeki tutsakların sorunlarını meclise taşıdı, tutsakların özgürlüğü için yapılan eylemliliklere destek verdi. Tuncel’in mecliste verdiği soru önergeleri ile cezaevlerinde sohbet hakkının ihlali ile kitap ve gazetelerin yasaklanması, hasta tutsakların durumu, tutuklu çocuklara yönelik muamele, kadınlara yönelik şiddet, F Tipi cezaevlerindeki işkence ve saldırılar, İmralı Cezeavi ve diğer cezaevlerindeki tecrit mecliste ve medyada yaygın bir biçimde gündemleştirildi.
Tutuklu Gazetecilere, Sendikacılara ve Devrimcilere Destek
Tuncel, ayrıca ESP’li 10 Eylül tutsaklarının, KESK’lilerin, tutuklu SDP ve TÖP’lülerün, Ergenekon davası kapsamında tutuklanan ve sonradan beraat eden gazeteci Ahmet Şık ve daha nicesinin özgürlüğü için yapılan destek eylemlerinin düzenli bir katılımcısı oldu. Tuncel, ayrıca “Devrimci Karargah” gerekçesiyle tutuklanan SDP ve TÖP üyelerini 9 Ekim 2010 tarihinde Silivri Cezaevi’nde BDP Gaziantep Adayı Akın Birdal ile beraber ziyaret edip, onların sorunlarını dinledi.
Siyasi Tutuklu ve Hükümlü Kadınların Yaşam Koşullarının Düzeltilmesi İçin
Tuncel, tutuklu ve hükümlü kadınların sorunlarının özel bir titizlikle ele aldı. Şanlıurfa, Erzurum, Tekirdağ, Van, Bitlis, Metris, Aydın, Gebze ve daha birçok cezaevinde yaşanan saldırı, taciz, işkence ve diğer insani olmayan koşullara karşı kadın tutuklu ve hükümlülerin yanlarında oldu; basın toplantıları, soru önergeleriyle onların meclisteki sesleri oldu.
Tuncel, 2009 Haziranı’nda verdiği bir soru önergesinde Şanlıurfa E Tipi Cezaevindeki olumsuz koşulların tutuklu ve hükümlerin sağlıklarını tehdit etmesini gündeme taşıdı. 8 kişinin kalması için düzenlenmiş koğuşlarda yatak sayısının yetersizliği nedeniyle 14 kişinin kaldığı; yan yana üç pencere
olması gerekirken, bunlardan ikisi örülerek kapatıldığı cezaevinin sağlık koşulları açısından özellikle astım hastası kimi hastaların sağlık durumu için risk yarattığını vurguladı.
Tuncel, 2008 yılında ise Gebze cezaevinde adli erkek tutuklular aracılığıyla sözlü tacizlerle, şiş, sopa ve bıçaklarla siyasi kadın tutuklulara 2 gün üst üste saldırmasını, bu saldırı sonucu 9 kadın tutuklu yaralanması konusunda inceleme yapılmasını talep etti. Tuncel’in başka bir soru önergesine ise Bitlis cezaevindeki kadın tutuklara yönelik taciz yansıdı. Tuncel, bu önergede, kadınların kaldığı koğuşları erkek gardiyanların araması ve siyasi kadın tutukluların tacize karşı çıkması üzerine adli tutuklulardan ayrı tutulmaları nedeniyle adli tutuklulara
yönelik tacizin arttığını belirtti.

Özgürlüğe sıkılan her kurşuna karşı, bağımsız adaylara bir oy!

AKP hükümeti ve Genelkurmay, HPG kuvvetlerine karşı son günlerde tırmandırdığı saldırılarla ve halka, partimize  karşı yürüttüğü polis baskılarıyla sonuç alamayacağını biliyor. Yaklaşık otuz yıldan beri alamadığı sonuca, yani HPG güçlerini ve yasal parti hareketini imha etme amacına ulaşamayacağını onlar herkesten iyi görmektedir. Bu bilindiği içindir ki, İmralı’da Sayın Abdullah Öcalan’la görüşmeler başlatmak zorunda kalındı.

O halde AKP hükümeti ve ordu ne yapmak istiyor?

AKP hükümetinin amacı bizce açıktır: AKP, Bölge’yi istikrarsızlaştırmaya çalışıyor. Partimizin bağımsız adayları desteklemek için yürütmek istediği seçim çalışmalarını sabote etmeyi, parti örgütlerimizin seçimlerde rol oynamasını önlemeyi hedefliyor.

Bu yolla seçmenlerimizin demokratik, parlamenter yolla çözüm arama irade, heves ve niyetini kırmaya, onları “seçim sandığından” uzaklaştırmaya, bu son “barışçı ve parlamenter şansı” deneme fırsatından halkımızı vazgeçirtmeye yelteniyor. AKP, halkımızın bilincinde, “seçimlerde bağımsız adayları seçsek de hiçbir şey değişmeyecek, devlet barışçı ve parlamenter yoldan haklarımızı almamıza izin vermeyecek, o halde seçimin önemi kalmadı” demesi için kanlı bir saldırı yürütüyor.

AKP böylece Bölge’de seçimleri sabote etmeye, seçimlerden çıkacak sonuçları değersizleştirmeye ve anlamsızlaştırmaya çalışıyor. Seçimlerden sonra kanlı saldırılarıyla yarattığı bu ortamı bahane ederek ve Batıdan alacağı oylara dayanarak Kürt özgürlük hareketine karşı topyekun bir savaşla imha hedefine yönelmeye hazırlanıyor.

Çünkü AKP, bölgede seçimleri kaybettiğini anlamıştır. Oylarının hızla düştüğünü görmüştür. AKP, “nasılsa bağımsızlardan arta kalan üç-beş oyla bile seçilen bağımsızlardan arta kalan bütün milletvekilliklerini kazanacağını bilmenin küstahlığıyla bölge halkının öfkesine ve tepkisine aldırmamakta, halkı utanmazcasına hiçe saymaktadır. Seçimlerde bağımsız adayların oylarını arttıracağını, AKP’nin ise “Kürtleri ben temsil ediyorum” iddiasını kökten kaybedeceğini Erdoğan ve kurmayları anlamışlardır. O nedenle bölgemizi istikrarsızlaştırmaya, bağımsızların açık ara kazanacağı seçimlerin meşruiyetine gölge düşürmeye, Batıdaki milliyetçi oylara dayanarak kazanacağı seçimlerden sonra, halkımızın iradesini hiçe sayarak, topyekun saldırıya geçmeye hazırlanmaktadır.

AKP yöneticileri aynı zamanda bölgede meydana gelen gelişmelerin kendi aleyhlerine geliştiğini de görmüşlerdir. Kürt halkını baskı altında tutan Irak rejiminin çökmesinden sonra, Suriye rejiminin temelinden sarsılması ve sıranın İran’a geleceğinin artık anlaşılması AKP liderlerini korkutmuştur. O nedenle şimdi AKP şefleri, Türk sınırlarının Güneyinde ve tüm Ortadoğu’da, Mağrip’te kopan depremin Türk hükümetini ve Türk tekelci ekonomisini sarsıp, yerle bir etmesini önlemek için Kürt halkına ve onun dostlarına karşı, Batıdaki milliyetçi oyları alarak seçimleri kazandıktan sonda topyekün saldırıya geçme kararı vermiştir.

AKP bu seçimleri bölgede kaybetmenin kendi geleceği bakımından yaratacağı tehlikenin de farkındadır. AKP’nin bölgede seçimleri kaybetmesi, bağımsızların, arkalarında büyük bir bölge oyuyla Meclise girmesi, AKP’nin seçimlerden sonra Türkiye’yi kendi keyfine göre yönetmesine son verecektir. Böyle bir sonuç alındığında AKP için bu seçim, Batıda da kazanabileceği son seçim olacaktır. O nedenle AKP, şimdi bölgemizde kanlı saldırılarla ve barbarlık düzeyindeki polis baskısıyla yarattığı kaos ortamından yararlanarak, sandık güvenliğini ortadan kaldırmaya, seçim sonuçlarıyla oynama imkanı kazanmaya, bağımsızların oylarını çöpe atmak için gerekli mekanizmaları yaratmaya çalışmaktadır.

Bu durumda, partimizi seçimlere yoğunlaşmaktan alıkoyma, seçimlerden düşürme, seçim motivasyonunu hiçe indirme, halkımızı seçim zaferinin değerinden kuşkuya düşürme oyununu bozmak büyük bir önem taşımaktadır.

Buradan bütün demokrat kamuoyuna sesleniyorum:

Şu anda Kürt halkı tüm Türkiye için amansız bir saldırıya göğüs geriyor, tüm Türkiye için çok ağır bedel ödüyor, tüm Türkiye için AKP despotizmini geriletmek amacıyla eşi görülmemiş fedakarlıklara katlanarak, mücadele ediyor.

Partimizin desteklediği bağımsız adayların etrafındaki seçim mücadelesi başarıya ulaştığı zaman, AKP’nin “PKK’lilerin kanını dökerek, Türk milliyetçilerinin oylarını kendi cebine akıtma” taktiği yenilgiye uğrayacaktır. Erdoğan’ın 367 vekillik kazanıp keyfine göre bir Anayasa yaparak, Türkiye’yi faşist diktaya açık hale getirecek olan “Başkanlık Rejimine” geçmesi önlenecektir. Savaşla, kanla çürüyen bir zemin üstüne inşa edilmiş Türk ekonomisinin, seçim sonrasında tüm kentleri etkisine alacak olan bir savaşla yerle bir olması bu yolla önlenecektir. AKP’nin ve tekelci sermayenin Türk sınırları dışında, Kürtlerin, Arapların, bölge halklarının stratejik zenginliklerini büyük devletlerle, ABD, İngiltere ve İsraille birlikte paylaşmak için girişecekleri saldırı savaşlarını önlemek mümkün olacaktır.

Kürt halkı ve onunla birleşen sol, demokrat, aydın çevrelerin seçimlerden başarıyla çıkması tüm halklarımızı bekleyen tehlikeleri, felaketleri önleyecek, onlara demokrasinin, özgürlüğün, refahın yollarını açacak, seçimlerden sonra, bu amaçlara ulaşmanın hukuki teminatı olacak olan “sivil, demokratik bir anayasa” için ortam oluşacaktır.

Partimizin bütün örgütlerini, bütün yurttaşlarımızı bağımsız adaylar etrafında birleşmeye, bağımsız adayların seçim bölgelerinde sokak, sokak, ev, ev, her insanımızla buluşmaya, halkımızın dökülen kanlarına layık olabilmek için gece, gündüz ter dökmeye çağırıyorum.

Şimdi AKP, “kendi topraklarında” rakiplerine kaset şantajı yapıyor; Kürdün topraklarında ise kan döküyor.

Onun seçim kampanyası kirlidir ve kanlıdır.

Kürde sıkılan her kurşuna karşı, bağımsız adaylara bir oy!

Özgürlüğe sıkılan her kurşuna karşı, bağımsız adaylara bir oy!

Demokrasiye sıkılan her kurşuna karşı, bağımsız adaylara bir oy!

Halkın ekmeğine sıkılan her kurşuna karşı, bağımsız adaylara bir oy!

18 Mayıs 2011

Filiz KOÇALİ

Barış ve Demokrasi Partisi

Eş Genel Başkanı