Barış ve Demokrasi Partisi

Archive for Nisan 2011

İstanbul ve Marmara bölgesini büyük bir deprem bekliyor. Yıllardır konuşulan şey, bu depremin on binlerce insanı öldürecek ve binlerce binayı yerle bir edecek olması. 17 Ağustos felaketinden bu yana 11 yıl geçmesine rağmen, depreme karşı AKP iktidarı döneminde hiçbir ciddi adım atılmadı. Hatırlayın, o zaman 30 yıl içinde bir deprem olması bekleniyordu, bu sürenin neredeyse üçte biri de AKP iktidarı döneminde kaybedildi. Bu 11 yılın sonunda, ölmesi beklenen insan sayısı da değişmedi, yıkılacak bina sayısı da. Peki neden?
Bize hep depremin İstanbul’u vuracağı söyleniyor. Ama bu doğru değil. Deprem İstanbul’u vurmayacak. Deprem, İstanbul’da yoksulları, emekçileri, ezilenleri, Kürtleri vuracak. İstanbul’da yıkılacak binaların hemen tamamı varoşlarda. İstanbul’da depremde hayatını kaybedecek insanların hemen hemen tamamı varoşların emekçi ve yoksul halkı, ve bunların da büyük bir kısmı Kürtler olacak. AKP deprem için bir şey yapmıyor, çünkü depremin vuracağı insanlar AKP’ye güç veren zengin kudretli insanlar değil. AKP güçsüzlerin haklarını, en temel yaşama haklarını savunmuyor, zira AKP güçlülerin partisi, AKP zenginlerin partisi. AKP ancak ihtiyaç duyduğu zaman yoksul halka yüzünü dönüyor, diğer zamanlarda ise güçlülerle elele kalıyor.
Türkiye’de ezilenleri mecliste temsil edebilecek olan parti, yalnızca ve yalnızca Barış ve Demokrasi Partisi’dir. BDP yalnızca Kürtlerin partisi değildir. BDP, bu ülkede yoksulların, emekçilerin, hakları gaspedilenlerin partisidir. Bu ülkede en altta bulunanların ve ezilenlerin haklarını, işine geldiği zaman değil, her zaman yürekten savunacak olan parti BDP’dir. Dolayısı ile, İstanbul’da ezilenlerin, yoksulların, emekçilerin, vaoşların, Kürtlerin depreme kurban edilmelerinin önüne geçebilecek, bu insanların haklarını meclise savunacak parti de BDP’dir. Biz, AKP’nin neleri yapamayacağının, yapmayacağının farkındayız. Biz AKP’nin emekçileri, ezilenleri, Kürtleri savunmayacağının farkındayız. Bunu biz yapacağız. Meclise girecek vekillerimizle, depremde varoşların güçlendirilmesi, yoksul halkımızın can ve mal güvenliğinin sağlanması için gerekli bütün adımları atacağız. Biz, mecliste sizin sesiniz olacağız. 2007’den bu yana, İstanbul vekilimiz Sebahat Tuncel nerde bir gecekondu yıkımı olsa oradaydı, nerde grev olsa oradaydı, nerde öğrenciler, kadınlar hakları savunsa oradaydı. Onların sesini meclise taşıdı. Bu dönem seçilecek arkadaşlarımız bu yaklaşımı, bu azmi devam ettirecekler ve depreme karşı AKP’nin görmezden geldiği milyonlarca yoksulun, işçinin sesi olacaklar. Depremin yoksulları, ezilenleri, emekçileri, varoşları, Kürtleri vurmasına engel olmak için, oylar Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku adaylarına!

Reklamlar

AKP iktidarı oyunu varoşlardan almasına rağmen, varoşlara en büyük kötülüğü yapan iktidardır. AKP döneminde kentsel dönüşüm adı verilen projeler ile, bir çok gecekondu mahallesi yerinden edilmiş, bu alanlar büyük gösterişli sitelere, zenginlerin oturacağı lüks apartmanlara açılmıştır. Peki, nedir bu olayın içyüzü, peki BDP ne yapacak bunun için?

Gecekondular, varoşlar, yıllardır büyük kentlerin istenmeyen yüzü olarak sunuldu bize. Televizyonlar, gazeteler, radyolar, bize hep varoşlardan kurtulmak gerektiğini, varoşun çirkin, varoşun tehlikeli, varoşun pis olduğunu anlatıp, varoşları temizlemek gerektiğinden bahsettiler. Varoştan tiksinen bu ses, Türkiye’deki zenginlerin, güçlülerin, hükümetlerin sesi idi. O zenginler ve o hükümetler, 1960’lardan itibaren fabrikalara, işyerlerine ucuza işçi bulabilmek için Türkiye’nin taşrasından, köylerden insanları İstanbul’a göçe teşvik ettiler, daha sonra devlet arazilerini bu insanlara açtılar. Amaçları, ucuza çalışacak işçiler yaratmaktı. Ama şimdi, bu gecekondu arazileri değere binince, buralara lüks siteler yapmak isteyen AKP destekli mütahitlerin ağzı sulanınca, AKP de varoş halklarını gözünü bile kırpmadan gözden çıkardı. Neydi plan, kenti güzelleştirme adına, depremden korunma adına, daha iyi bir yaşam adına, varoşların halkını şehrin kıyısında bucağında uzak mı uzak köşelere yollayıp, varoşları da para yuvası haline getirmeyi planlıyorlar. Bunun için de devletin kurumu TOKİ’yi varoşları halktan temizlemek için kullanıyorlar. Amaç, alışveriş merkezleri ile, lüks siteleri ile, zenginlere hoş gözükecek, zenginlerin daha da zengin olabileceği bir İstanbul yaratmak. Bu sırada gözden çıkarılan varoşların halkı ne olacak, AKP bunu asla ama asla düşünmüyor.

Kentsel dönüşüm projeleri kimleri etkiliyor? Proje uygulanan tüm mahalleler İstanbul’daki en yoksul varoşlardır. Buralar, İstanbul’da yoksulların, ezilenlerin, Kürtlerin ikamet ettiği mahallelerdir. Kentsel dönüşüm, varoş halkları için ciddi ekonomik mağduriyetler getiriyor. Bugüne kadar yapılan hiçbir projede, o bölgede ikamet eden insanlar sürece dahil edilmemiştir. Sulukule, Ayazma, Tarlabaşı bize gösteriyor ki, değerinin çok altında tutarlara alınan mülklere karşılık, varoş halkları sosyal yapıya hiçbir uygunluğu olmayan, şehirden uzak alanlarda kurulmuş sitelerdeki konutlara borçlandırılmışlardır. Daha sonra bir çok aile sonraki gerekli ödemeleri yapamayıp bu konutları da kaybetmişlerdir. Kiracılar ise hiçbir şekilde aktör olarak dikkate alınmamış ve bölgeyi terk etmeleri sağlanmıştır. Dönüşüme uğrayan mahallelerdeki kültür, dayanışma, eş, dost, akraba ilişkileri darmadağan oluyor. İnsanlar yanlızlığa mahkum ediliyor, bir çok durumda özellikle kadınlar yanlızlıktan bunalıma giriyor.
AKP kentsel dönüşüm ile varoşları paramparça edip zenginlere peşkeş çekmektedir. Peki, bu duruma dur diyecek olan kimdir? CHP, MHP midir? CHP ve MHP ne zaman yoksulların derdini düşünmüş ki şimdi elini bize uzatsın? AKP’ya karşı çıkabilecek tek güç, ezilenlerin ve yoksulların partisi Barış ve Demokrasi Partisi’dir. Biz, vekillerimiz ile Meclis’te kentsel dönüşüm ile varoşların parçalanmasına, yoksul halkımızın mağdur edilmesine dur diyeceğiz. Biz, insanımızın varoşların varolan koşullarına da layık olmadığını biliyoruz. BDP, varoşların yerinde iyileştirilmesi için çalışacaktır. Varoşlar, ezilen halkımızın yüreği kadar tertemiz oluncaya kadar da biz mücadelemizi sürdüreceğiz. BDP, neleri talep ediyor, ne için mücadele edecek?

1. Kentsel dönüşüm uygulanması düşünülen mahallede halk toplantısı yapılmalıdır. Ve TOKİ halka detaylı bilgi vermelidir. Buraya; mahalleli, demokratik kitle örgütleri ve siyasi kurumlar da kendi kimlikleriyle katılmalıdır. Projenin uygulanıp uygulanmayacağı veya alternatif projeler oylamayla kararlaştırılmalıdır. Oylama, mahallede oturanların oy kullanacağı bir yerel referandum şeklinde olmalıdır. Bu yöntemin tüm yasal dayanakları mecliste hazırlanmalıdır.
2. Kentsel dönüşüm yerine, yerinde iyileştirilmeye gidilmeliri. Yani, varoşların altyapı ve belediye hizmetleri güçlendirilmelidir. Neden en kaliteli hizmetler en zengin semtlere gitmektedir? BDP buna hayır diyecektir. Emeğiyle bu şehri ayakta tutan varoşların halkı, en iyi hizmeti görmeyi haketmektedir
3. Kentsel dönüşüm insanların başka bir yere nakledilmeleri şeklinde kararlaştırılırsa, yeni yapılacak konutların projeleri insanların kültürel yapılarına uygun olmalıdır. Alternatifli projeler yerel referandumda oylanmalıdır.
4. Yeni yapılacak konutların bedelleri insanların ekonomik güçlerine ve ayrılacakları alanın değeri de gözetilerek olmalıdır. Pozitif ayrımcılık ilkesi dikkate alınmalıdır. Esasen bu da yerel referandumda oylanacak projelerde açıkça belirtilmelidir.
5. 2981 ve 3290 nolu imar yasaları (gecekondu afları) uygulanmalıdır, belediyeler imar dağıtmalıdır.
6. Kamu kaynağı ile depreme karşı güçlendirme yapılmalıdır, kaynak merkezden belediyelere ulaştırılmalı, güçlendirmeyi doğrudan belediyeler yapmalıdır. Yerinde güçlendirme; hem yaşam alanını, hem yaşanılan toplumsal dokuyu (kültürü) güçlendirir.

AKP iktidarı Türkiye’ye zenginlik getirdiğini iddia ediyor. Muhakkak bazıları zenginleşiyor, ama bu milyonlarca insanın gün be gün daha da yoksullaşması pahasına oluyor. AKP iktidarı sonucunda, artık daha az insan düzenli bir işe sahip, daha az insanın sosyal güvencesi, sigortası, emeklilik hakkı var. Daha fazla insan kirada oturuyor, daha az fazla çocuk sokaklarda çalışıyor.

Ama AKP’nin buna da bulduğu bir çözüm var: Yoksulluk yardımları. AKP döneminde milyonlarda insan 3 kuruş ordan 5 kuruş şurdan yoksulluk yardımlarını almaya başladı. Peki neden? AKP çok iyi biliyor ki, yoksulluk yardımları kendisi için siyasi bir araçtır.

Peki nasıl?

1. AKP’nin dağıttığı yoksulluk yardımları, kömür, gıda, çocuk parası, bunların hiçbiri insanımızı yoksulluktan kurtaracak miktarda değil. Ayda verdiği 20-30 lira çocuk parası, ancak insanları AKP’nin kapısına kul köle etmeye yarıyor.

2. AKP bu yardımları insanlar yoksullaştığı için dağıtmıyor. Tam tersine, yoksul insanlar siyasileştiği zaman, siyasi bir önem kazandığı zaman dağıtıyor. AKP yoksulluk yardımlarını; ezilenler, emekçiler, Kürtler seslerini yükseltmeye, hakları için mücadele etmeye başladıkları zaman dağıtıyor. Ya da bu insanların oyu kıymete bindiği zaman dağıtıyor, çünkü ancak onların oyları ile rakiplerini yenebiliyor.

3. Türkiye’de yoksulluk yardımlarının artmasının sebebi yoksulluğun artması değildir. Bunun sebebi, Türkiye’nin en yoksullarının, Kürtler’in, emekçilerin BDP etrafında, Kürt hareketi etrafında mücadele etmesidir. AKP, yoksulluk yardımlarını hediye etmemiştir. AKP, yoksulluk yardımlarını bu halka vermek zorunda kalmıştır, çünkü bu halkla başka türlü başa çıkamamaktadır.

Biz, BDP olarak bu oyunun farkındayız. Ama biz AKP’nin yoksulluk yardımlarını neden bir silah olarak kullanabildiğinin de farkındayız. AKP yardımları, rastegele, ufak ufak, kişiler ilişkilere göre, aynen bir sadaka gibi dağıtmaktadır. İnsanımızı dilenci konumuna sokmaya çalışmaktadır, üç kuruş için birbirini iten kakan insanlar yaratmaya çalışmaktadır.

BDP bu oyunu bozacaktır. Bizim talebimiz, devletin vatandaşına hakettiği yaşam düzeyini sağlamasıdır. Bunu kurallara bağlı olarak yapmasıdır. Biz, devletten yardım istemiyoruz. Biz, bu ülkenin her vatandaşının onuruna yakışacak şekilde, her ay bir vatandaşlık gelirine sahip olmasını talep ediyoruz.

Ey halkımız, ey mücadele eden, haklarının bilincinde olan, mücadelesi ile bu ülkeyi demokratikleştirmeya çalışan halkımız. Şu unutmayalım. Her vatandaşa bunu sağlamak bu devletin bütçesine hiç de ağır gelmeyecek. Bu devlet bunu yapabilir. Bunu yapmamasının sebebi parasının olmaması değildir. Tek sebebi şudur: Rastgele, sadaka gibi yardımlarla, ezilenleri, yoksulları, Kürtler’i çok daha rahatlıkla kontrol edebiliyor. Gelsin AKP, eğer gerçekten niyeti halkımızın karnının doyması ise, cebindeki parayı çıkarsın, iş adamlarına teşvik diye dağıtacağının 10’da biri paraya, bu onurlu halka hak ettiği geliri versin. BDP, mecliste bunun gerçekleşmesi için her şeyi yapacaktır.

Vergilerin toplanma ve dağıtılmasındaki adalet bir ülkenin demokrasi anlayışındaki temel ölçütü oluşturur.AKP hükümeti 2011 bütçesini de daha önceki yıllarda olduğu gibi “ben yaptım oldu” mantığıyla yapmıştır. AKP yoksuldan çok, zenginden az alıyor. Türkiyeʼde vergi gelirlerinin %90’ı orta ve alt gelir gruplarından karşılanıyor.Vergi gelirleri içinde gelir vergisinin payı 2010 yılında % 29 oldu. Ancak memur ve işçi ücretlerinden kesilen vergiler bu %29’un % 60’ını oluşturuyor. Yani gelir vergisinin yarısından fazlasını emekçiler öderken, Türkiye´nin büyük holdinglerinden, bankalarından, sermaye gruplarından ve tüccarlarından çok daha düşük bir vergi alınıyor. Cumhuriyet tarihi boyunca bu adaletsiz anlayış bütün hükümetlere hakim olurken, bu anlayış AKP hükümetiyle birlikte daha da artmıştır.

2011 Bütçesi

Temel ekonomik işleyişi sıcak para girişine bağlayan AKP hükümeti dünya da en yüksek faizlerle sıcak para çekmeye devam ediyor. Ekonomik büyümeyi ve borç çevirmeyi sıcak parayla karşılayan  bu mantık sıcak paradan vergi almamakta ve sürekli, kronik bir cari açığa neden olmaktadırlar. Kısacası Türkiye büyük sermaye gruplarının cenneti haline gelirken yoksul halk için yaşaması oldukça zor bir ülke olma özelliğini pekiştirdi. Bütçe oluşturulurken ortay çıkan adaletsizliğin bütçe dağıtılırken giderilmesi beklenirken, AKPʼ  nin meclise getirdiği 2011 bütçe tasarısında adaletin izi dahi görülememektedir. Yoksuldan alıp zengine veren AKP bütçesi hem adaletsiz hem de meşru olmayan bir bütçedir.

Adaletsizdir çünkü:
2011 bütçesinde sürdürülebilir büyüme ve işsizliğe çözüm yok Türkiyeʼ de reel olarak işsiz sayısı 5 milyondan fazla. İşsizliğin düşürülmesi için Türkiye ekonomisi üreterek büyümelidir. Ancak Türkiye ekonomisi ithalat ve sıcak para politikalarına  mahkum edilmiş durumdadır. Küresel kriz döneminde % 10’un üzerinde küçülen Türkiye ekonomisi halen kriz oncesi düzeyini yakalayamamışken, büyüdüğü iddia edilen Türkiye ekonmisi ise işsizliğe çare olmuyor.

Çünkü:
Reel üretim alanında çöküşler tamir edilememiştir. Tarımsal faaliyetler yeterince desteklenmemiş, kaderine terk edilmiştir. Küçük ve orta ölçekli işletmeler bankaların insafına terk edilmiş ve güven bunalımı yaşayan ekonomide fazla bir gelişme kaydedilememiştir. Bunun için Türkiye kriz döneminde en yüksek tarihsel noktayı gören resmi işsizlik rakamlarını aşamamıştır. Türkiye de işsizlik daha yüksek bir noktada kronikleşmiş ve 2011 de de bu can yakan soruna karşı bir  önlem görülmemektedir.

Yaz aylarında mevsimsel etkilerden kaynaklı olarak düşüşe geçmiş olan işsizlik oranları, yıl sonuna doğru yeniden yükselme eğilimine geçmesi  beklenmektedir. Temel ekonomik yapı göz önüne alındığında BDP olarak işsizlik oranlarının grafikte belirtilen 2010 eğrisindeki gibi olmasını beklenmekteyiz. AKPʼ nin bütçe yaklaşımıyla bundan daha iyi bir tablo sunmak mümkün görünmemektedir.

2011 bütçesinde yoksullukla mücadelede yeni bir şey yok. Ülkemizde yoksul insan sayısı her geçen gün artmaktadır. 2 milyondan fazla açlıkla pençeleşen vatandaşlarımızın yanı sıra yoksul sayısı da 20 milyona dayanmıştır. AKP hükümetinin temel politikalarından biri olan “ yoksullaştırarak kendi vereceği sadakaya mahkum etme” anlayışı 2011 bütçesinde kendisini bir kez daha göstermiştir. Seçim sürecine girilen bir dönemde sosyal yardım fonlarının arttırılması yoksulluğa çözüm olamayacağı gibi, bu yaklaşım yoksullukla onurlu bir mücadeleyi de ikincil plana itmektedir.

2011 bütçesinde sosyal yardımlaşma ve dayanışma genel müdürlüğünün bütçesini % 12,2 oranında arttıran hükümet, 2011 yoksullukla mücadele etmemekte kararlı. Ekonomik krizle beraber katlanarak artan yoksullukla mücadelede AKP´nin tek yöntemi makarna ve kömür dağıtmak. Bu yolla oy almayı da planlayan AKP halkın yoksulluğunu sömürmeye devam ediyor. Oysa Türkiye´nin yoksullukla mücadelede  daha sürdürülebilir politikalara acilen ihtiyacı vardır. Bütün yoksullar ve işsizler sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmalı ve vatandaşlık gelirine tabii olmalıdır. Ancak AKP hükümeti böyle bir politikayı kendi yararına görmeyip yoksulluğu bir istismar alanı olarak canlı tutmaya devam ediyor.

BDP EKONOMİ SERVİSİ

Barış ve Demokrasi Partisi Ezilenlerin, Emekçilerin, Yoksulların, Kürtler’in, Kadınların, Farklı Cinsiyetlerin Türkiye`deki Tek Partisidir!

Barış ve Demokrasi Partisi, Varoşların Sesidir!

Bu Ses Simdi de İnternetten Yükseliyor!

Barış ve Demokrasi Partisi, Türkiye`de İnternet Üzerinden Siyasetini Resmi Olarak Dillendiren İlk Partidir!

Barış ve Demokrasi Partisi, Türkiye`de Resmi Facebook Sayfası Olan İlk Partidir!

Barış ve Demokrasi Partisi, Resmi Bloğu Olan İlk Partidir!

bdpblog.wordpress.com

Barış ve Demokrasi Partisi, Twitter ve Youtube Kanalı İle Yazılı ve Görsel Mesajlarını Halkı İle Paylaşan İlk Partidir!

Barış ve Demokrasi Partisi, İnternet Araçlarını Kullanarak, En Hızlı ve İnteraktif Şekilde Halkı ile İletişimde Olan Tek Partidir!

Gelin, Partimizle İnternette de Kolkola Olalım! Gelin, Ezilenlerin Sesini Buradan Hep Birlikte Haykıralım.

Yaşasın Barış, Yaşasın Demokrasi, Yasaşın Kardeşlik!

Barış ve Demokrasi Partisi
Nisan, 2011

AKP hükümeti 8 yıllık iktidarı boyunca emekçiler şahsında uyguladığı politikalarla sömürüyü daha da derinleştirmiş, kamu iktisadi teşebbüslerini adeta yağmalamış Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri şahsında ise bölgesel ekonomik eşitsizlikleri daha da derinleştirerek sömürgeci mantığını tescil ettirmiştir. 2011 de de AKP’nin emek sömürüsü katlanarak devam edecek, halk, hakkı olan yatırım ve hizmetleri alamayacak.

AKP hükümetinin en başat icraatlarından biri olan esnek çalışma koşullarının artarak devam edeceği, 2011-2013 Orta Vadeli Ekonomik Plan (OVP) hükümet tarafından bir kez daha vurgulanmıştır. Özel sektörü temel büyüme alanı olarak belirleyen AKP hükümeti ucuz emeği özendirirken, sosyal koruma kanallarını günden güne daha da kapatıyor. Güvencesiz çalıştırılan yığınlar günden güne artarken, istihdamın yarısı kayıt dışı çalışıyor. OVP’de kamu açıklarının kapatılmasını, özel sektörün kaynaklarının arttırılmasının ön koşulu olarak gören AKP hükümeti, bu yolla kamu kesiminin ihtiyacı olan temel kamu harcamalarından keserek bu durumu özel sektör açısından bir kazanım haline getireceğini de açıkça ifade etmiştir. Bu noktada 2011 bütçesi de 2011- 2013 Orta Vadeli Ekonomik Plan çerçevesinde yapılmıştır.

Bu durumda ;

• Kamu yatırımları 2011-2013 döneminde daha da kısılacak, kamu işletmesi yerine eğitimden sağlığa, ulaşımdan kamunun üretmesi gereken diğer bir çok alana kadar özel sektör devreye konulacaktır. Oysa vatandaşların en temel hakları, ücretsiz eğitim, ücretsiz sağlık ve ücretsiz ulaşım gibi temel hizmetlerdir.

• Özel sektörün hakim hale gelmesi en fazla emek sektörünü vuruyor. Bu durum önümüzdeki 3 yılda da artarak devam edecek. Taşeronlaşma ile iş güvencesi ortadan kalkarken, esnek üretim ilişkileriyle emek istenen oranda sömürülebilecektir.

1980 askeri darbesiyle başlayan sermayenin saldırıları AKP hükümetiyle birlikte derinleşiyor. Gerçek işsizliğin 6 milyon dolaylarında olduğu bilinen ülkemizde, AKP bu yüksek işsizliği halka karşı bir şantaj aracı olarak kullanmaya devam ediyor. İşsizlikle mücadelede kabul edilebilir bir politika üretmeyen AKP, işsiz yığınlara “ ya işsiz ve aç kalırsınız, ya da ülkedeki bütün alanların özel sektöre peşkeş çekilmesine göz yumar ve emeğinizi çok düşük ücretler karşılığı sermayeye sunarsınız” demektedir. 1980 darbesiyle emeğin üretimden aldığı pay yaklaşık yüzde 50 oranında gerilemişken, AKP ile bu süreç emekçiler açısından daha da katlanılmaz bir noktaya getirilmiştir.

BÖLGELER ARASI EŞİTSİZLİK 2011´DE DE GİDERİLMEYECEK…

Kürt İlleri Üretememeye Devam Edecek. En düşük milli gelir ve istihdam oranına sahip olan Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri için negatif durumu giderici bir bütçe yapısı 2011 de de AKP tarafından yaratılmamıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri, ülke genelinde yaratılan ortak değerlerin çok az bir bölümünü alabilmiş, bir sermaye birikimi ve üretim alanı oluşturulamamıştır. Değer üretme potansiyeli hammadde ve insan kaynağı açısından yüksek olan bölge illeri teknoloji ve alt yapı yatırımlarının eksikliğinden kaynaklı, üretemez hale getirilmiştir. Tarımın ve hayvancığın tek umut kapısı olduğu bölge illerinde, son 10 yılda bu sektörlerinde tamamen bitme noktasına getirilmesi, halkın önüne tek seçenek olarak büyük metropollere göçü bırakmıştır. Halkın emeği buralarda ucuz emek olarak sermayeye peşkeş çekilmektedir. AKP teşviklerle göz boyamaya çalıştı ama tutmadı.

Topu sürekli özel sektöre atan AKP hükümeti çıkardığı teşvik yasalarıyla bu dengesizliği gidereceğini iddia etmiş, ancak bu da gerçekleşmemiştir. Tam aksine teşvikler sonucu bölgeler arası ekonomik uçurum daha da artmıştır. Son 10 yıllık teşvik yasalarında ülkenin en yoksulu olan bölge illerinin teşviklerden aldığı pay %5’leri geçememiştir.

Ancak AKP hükümeti kamu yatırımı yerine özel sektörü adres göstermeye devam ediyor. 2011 bütçesinde GAP yok. Bölgenin büyük bir umutla beklediği GAP yatırımları da AKP için tam bir seçim vaadine dönüştürülmüş durumda. Başbakanın 2012’de biteceğini vaad ettiği GAP için 2011 merkezi bütçesinde herhangi kayda değer bir yatırım söz konusu olmayıp GAPʼın kaderi yine bütçe dışı fonlara havale edilmiştir.

Enerji projelerinin tamamına yakını hayat bulan GAP’ta, halkın iş- aş bulmasının önünü açacak en temel proje olan sulama projelerin dörtte biri dahi tam olarak bitirilmemiştir. Bölgede üretilen elektrik enerjisi ise batı bölgelerinde kullanılmaktadır. Başbakanın GAP’ta 3 milyon 800 bin kişinin iş bulacağına ilişkin açıklamaları bugünün hesaplarıyla tam bir komedidir.

AKP 2011’de  eğitim ve sağlık bütçelerinde de sınıfta kaldı. Askere ve polise daha fazla bütçe ayırdı. AKP sermayeden yana, halk karşı tavrını her fırsatta vurgulamaya devam ediyor. Orta Vadeli Ekonomik Planlarda eğitimin özelleştirilmesini özendireceğini sürekli vurgulayan AKP, Türkiye’de kişi başına düşen eğitim harcamalarında OECD ülkelerinin gerisinde kaldığı gerçeğini ise görmezden gelmeye devam ediyor. AKP eğitim bütçesini arttırdığını iddia ederken son yapılan düzenlemelerle Türkiye’de kurulan üniversitelerin bütçelerinin milli eğitim bütçesine dahil edildiğini, kısmi artışın bundan  kaynaklandığını ise vurgulamaktan kaçınıyor. Ancak gayrisafi millî hâsıladaki eğitime ayrılan pay 2,74 gibi çok düşük bir oran. OECD ülkelerinde bu oran % 5.5, UNESCO ülkelerinde ise bu oran yüzde 6,3tür. Türkiye 2011 yılında da eğitime, bu ülkelerin yarısı kadar dahi bir bütçe ayırmamıştır. Sağlığa ayrılan bütçede de bu oran değişmedi 2011 bütçesinde 73 milyon nüfusa sahip Türkiye’nin  sağlık bütçesi, toplam bütçenin ancak yüzde 6’sı kadar bir rakam ayrıldı. Buna karşılık emniyete ya da polis harcamalarına ayrılan bütçe de yüzde 6 düzeyinde olup sağlık bütçesine eş bir düzeydedir. Silahlı kuvvetlere ayrılan rakam ise toplam bütçenin % 5’i kadar olmuştur. Yani Türkiye’de 2011 bütçesinde asker ve polis harcamaları sağlık harcamalarının iki katı olarak belirlenmiştir. AKP’nin bu bütçesinin toplumsal meşruiyeti yoktur.

Çünkü: AKP hükümeti topladığı bütçeyi dağıtırken toplumsal kesimlerin büyük bir bölümünün görüşünü almamış, bürokratlar eliyle sermaye lehine bütçenin yeniden dağıtımını gerçekleştirmiştir. Bütçe oluşturulması ve dağıtılması aşamasına damga vuran ideolojik yaklaşım, hakim sermaye sınıfının ideolojik yaklaşımıdır. Bütün yükü alt gelir gruplarının ve yoksulların omzuna yıkan bu anlayış zengini daha zengin yoksulu daha yoksul yapan bir anlayıştır. Sosyal adaletin günden güne yok olduğu günümüzde, toplumun bütün kesimlerinin katılımı nın sağlanacağı bir bütçe yapım ve paylaşım süreci bütçeyi meşru ve kabul edilir kılacaktır. Bütçenin görüşüldüğü komisyon ve genel kurul görüşmeleri sırasında, AKp’nin, muhalefetin önerilerini ve karşı çıkışlarını dikkate almayan tavrı, anti demokratik yaklaşımının da en net  ortaya çıktığı alandır.

Sonuç olarak; BDP halktan ve emekten yana tutumunu, bütün baskılara rağmen koruyup, bundan önceki bütçe görüşmelerinde olduğu gibi 2011 bütçesinde de emekten ve emekçiden yana muhalefetini sol cenahtan en etkili şekilde yapmaya devam edecektir.

BDP EKONOMİ SERVİSİ

BASINA VE KAMOUYUNA

28 Nisan 2011 Barış ve Demokrasi Partisi’ni MHP’yle, CHP’yle aynı safta tutan ve halka da böyle yansıtmaya çalışan Başbakan Erdoğan’a önerimiz; önce bir aynaya bakması ve daha sonra konuşmasıdır. Siyasi çıkarları gereği aralarında bazı çelişkiler yaşansa da konu Kürtlerin demokratik hak ve özgürlükleri olduğunda bütün çelişkileri bir kenara bırakıp aynı safta birleşenlerin kimler olduğunu halkımız çok iyi görmekte ve bilmektedir. Milliyetçilikte, ırkçılıkta, savaş çığırtkanlığında birbiriyle yarışa girenlerin, aynı safı tutanların, barış ve demokrasi mücadelesinde bedel ödeyen, milyonların umudu olan Barış ve Demokrasi Partisi’nin durduğu yeri tarif etmeye hakkı da yoktur, haddi de. Başbakan Erdoğan önce kendi durduğu yere bir baksın. Diktatör Suriye yönetimine “Halkın taleplerine kulak verin. Sivillerin üzerine silah doğrultmayın” çağrısı yapacağına, akıl vereceğine, önce kendi evinin içine baksın. Ve Ortadoğu’daki halk düşmanı diktatörlerle benzeşen yönlerini görsün. Halkın çözüm taleplerini dile getirmek için kurduğu demokratik çözüm çadırlarının gece yarıları baskınlarla yerle bir edildiği ülke Suriye değil Türkiye’dir. Sivil itaatsizlik eylemi yapan halkın üzerine ateş açılan yer Şam sokakları değil, Diyarbakır sokaklarıdır. Daha geçen hafta bir gencimizi şehit verdik. Dün de Bismil ilçesindeki kitlesel eylem sırasında atılan gaz bombası sonucu kalp krizi geçiren 60 yaşındaki Kazım Şeker’i kaybettik. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesi ve yakınlarına da başsağlığı diliyoruz. Atılan gaz bombaları nedeniyle çoluk-çocuk-yaşlı genç yediden yetmişe yüzlerce insan yaralı. Sokaklar adeta işkence alanlarına dönüştürülmüş durumda. Bugüne kadar 700’e yakın kişi gözaltına alındı, 100’ü aşkın kişi ise tutuklandı. Nerede çözüm konuşuluyorsa, nerede çözüm talepleri dile getiriliyorsa AKP Hükümeti, orayı yıktırıyor, dağıttırıyor. Bütün bunlar da gösteriyor ki, AKP’nin durduğu yer; çözümsüzlük noktasıdır, milliyetçiliktir, barış karşıtlığıdır. Bizim safımız bellidir. Biz halkımızla saf tutuyoruz. Biz halkımızın barış istemleriyle, çözüm çadırlarıyla, barış hutbeleriyle, barış dualarıyla saf tutuyoruz. AKP Hükümetinin başını çektiği çözümsüzlük odakları ise, gaz bombalarıyla, askeri ve siyasi operasyonlarıyla, uçaklarıyla, tanklarıyla saf tutuyor.

Fotoğraf çok açık ve nettir. Bir yanda barış ve çözüm isteyen milyonlar, diğer yanda ise bunu kanla, şiddetle bastırmaya çalışan despotik bir AKP iktidarı bulunmaktadır. Buna rağmen kalkıp BDP’yi silah tüccarlarıyla birlikte olmakla suçlayan akıl ve izandan yoksun Başbakan’a hatırlatmak istiyoruz. En büyük silah tüccarı siz değil misiniz? Sadece son iki yılda 1,25 milyar dolarlık silah alımı yapan, Türkiye’nin kaynaklarını Alman ve İsrail savunma sanayiisine aktaran, savaş baronlarını, silah tüccarlarını besleyen bizzat AKP Hükümeti’nin kendisi değil midir? Bu silahlar Kürt coğrafyasında halka karşı kullanılmıyor mu? Başbakan’ı 70 milyonun önünde dürüstçe bu soruları yanıtlamaya çağırıyoruz ve seçimler öncesi ortamı geren, tahrip eden AKP Hükümeti’ni uyarıyoruz: Askeri ve siyasi operasyonları durdurun, halkın üzerinden elinizi çekin.

BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ GENEL MERKEZİ